GEÇMİŞTEN GELECEĞE ABD-ÇİN REKABETİNİN ODAĞINDAKİ ASYA-PASİFİK

PAYLAŞ

GEÇMİŞTEN İZLER

 

Ağustos 2022’de zamanın ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Tayvan’ı ziyaret etmesiyle ABD-Çin ve Çin-Tayvan ilişkileri, etkileri bugüne değin sarkan bir gerilim atmosferine sürüklendi. Pelosi’nin ziyaretiyle birlikte ABD ve Çin yetkilileri arasında sert söylemlerin su yüzüne sıkça vurduğuna tanık olundu. 

 

Çin’in bu ziyaretle birlikte Tayvan Boğazında gerçekleştirdiği askeri tatbikatlar ve ABD savaş gemilerinin bölgede mevcudiyet sergilemesi bu iki büyük güç arasında gövde gösterileri yapılmasına sahne oldu.

 

Küresel gündemin dikkati, bir yandan Rusya’nın Ukrayna’da başlattığı ve halen devam eden savaşa odaklıyken, diğer yandan Asya-Pasifik’te ABD ile Çin arasında patlak veren gerilime yöneldi.

 

Güncel gelişmelere sıkışmış, dolayısıyla büyük resmi ıskalayan bir anlayışın Asya-Pasifik bağlamında da baskın geldiği gözlendi. Halbuki, ABD’nin ‘Hint-Pasifik’ olarak adlandırmaya başladığı bölgedeki stratejik rekabetin, günlük dürtülerle değil, iki büyük küresel aktörün (Çin ve ABD) özellikle 2014’ten bu yana geliştirdikleri güvenlik stratejilerinde kavramsallaştırıldığı ve uygulamaya geçirildiği konunun uzmanlarının yakından bildiği bir gerçeklikti.

 

II.Dünya Savaşı ertesinden bugüne değin geçen yaklaşık yetmiş beş yıllık süre içinde Çin-ABD ilişkileri gerilimlere de sahne olan inişli-çıkışlı bir seyir izlemiştir.

 

Soğuk Savaşın iyice derinleşmeye yüz tuttuğu yıllarda her iki ülkenin Büyükelçileri düzeyinde başlayan ABD-Çin diyaloğu somut sonuçlar vermekten uzak kalmıştır.

 

Vietnam Savaşı  iki ülke arasındaki  ilişkilerde karşılıklı güvensizliğe yol açmıştır. Aynı dönemin diğer bir özelliği birbiri ardına Çin-Hindistan ve Çin-Rusya savaşlarının patlak vermesiyle birlikte Çin’de, esasen Mao döneminde benimsenen, iç siyasi ve toplumsal konsolidasyonu ve istikrarı önceleyen bir ortam doğurmuş olmasıdır.

 

1970’li yıllarla birlikte küresel ortamın dinamikleri farklılaşmaya başlamıştır. Bu bağlamda, ABD bir yandan SSCB ile ilişkilerinde yumuşamaya (détente)  yönelmiş, diğer yandan zamanın ABD Başkanı Nixon’un Çin’e yaptığı resmi ziyaret vesilesiyle 1972’de ‘Tek Çin’ politikasını benimsediğini ilan etmiştir.

 

1980-2012 döneminde Çin, küresel düzenle uyum içinde ‘barışçıl yükselişini’ sürdürmüş, 2001’de Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olmasını takiben ekonomi-ticaret alanındaki geniş ölçekli atılımlarını sürdürmüştür.

 

Ekonomi-ticaret-teknolojide yakaladığı büyüme ivmesini, özellikle Xi Jinping’in iktidara gelmesi ertesinde  askeri-savunma alanına da yaymaya başlamıştır. Bu dönem, aynı zamanda ABD’nin, Çin gerçeğiyle karşı karşıya geldiği ve Çin’in ABD  güvenlik stratejilerinde ön sıralara tırmandığı bir zaman dilimidir.

 

2015’ten sonra ilan olunan ABD strateji belgelerinde Çin’e karşı giderek sertleşen bir ton ve içeriğin baskın geldiğini  açıkça görmek mümkündür.

 

Aynı dönemde Çin’in ABD’ye yaklaşımında da önemli bir dönüşüme tanık olunmuştur. Bu bağlamda, ABD güvenlik stratejilerinde tanımlandığı ölçüde sert olmasa da, küresel bir  güce dönüşen Çin’in, ABD’ye karşı dünya ölçeğindeki stratejik rekabeti kabullendiği ve kendisini bu yeni duruma uyarladığı görülmüştür.

 

ÇİN YÜKSELİRKEN

 

Çin’in, ABD’ye ve küresel düzene dönük tutumundaki farklılaşma, 2015 ve 2019’da ilan ettiği güvenlik-savunma stratejilerinde tezahür etmiştir.

 

Xi Jinping’in  en son Ekim 2022’de düzenlenen 20. Çin Komünist Partisi Ulusal Kongre Toplantısı’dan sonra kullandığı söylemin, bu ülkenin stratejilerine zemin oluşturduğu anlaşılmıştır.

 

Xi Jinping işbaşına geldikten sonra 2013’te Kazakistan ve Endonezya’ya yaptığı ziyaretler vesilesiyle Kuşak-Yol projesini gündeme getirmiştir. Kuşak-Yol sadece Çin’den Batı’ya uzanan bir demiryolu koridoru değil, Çin’i denizden çeşitli kıtalara bağlayacak diğer bir deniz ipek yolu  kuşağı ile dijital alanı da kapsayan, kısacası üç sütunlu bir mega projedir.

 

Çin’in sanayi ve teknolojik altyapısını modernleştirmek ve uluslararası planda Çin mallarının diğer ülke ürünleriyle daha fazla rekabet etmesine olanak sağlayan ‘Made in China 2025’ girişimi Xi döneminin 2015’de açıkladığı diğer önemli bir atılımdır. Aynı yıl Çin’in öncülüğünde kurulan ve 2016’da faaliyete geçen Asya Altyapı Yatırım Bankası’nı, finans alanında özellikle Batı’yı bir hamle olarak değerlendirmek mümkündür.

 

2015 stratejisinin ertesinde hayata sokulan diğer bir önemli girişim, 2017’de ilan olunan ve Çin’i 2030 yılında yapay zeka alanında dünya lideri olmasını hedefleyen projedir.  Bu proje sayesinde Çin küresel ölçekte başta yapay zeka olmak üzere yeni ve çığır açan teknolojilerde birinci sıraya yerleşmeyi hedeflemektedir.

 

2019’da açıklanan Çin savunma stratejisi sonrasında da Çin’in, 21. Yüzyılın ilk yarısı için çok iddialı bir vizyon ortaya koyduğu görülmüştür. 2049 Küresel Çin Girişimi  Çin’i her alanda dünya liderliğine getirmek üzere kurgulanmış bir vizyon belgesidir.

 

Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun yüzüncü yılına tekabül eden 2049’da Çin, aynı zamanda, Çin Silahlı Kuvvetlerini, kapsamlı ve modern askeri imkan ve kabiliyetlere sahip ‘dünyanın birinci sınıf’ gücü yapmayı da hedeflemektedir.

 

20. ÇKP Ulusal Kongresi öncesinde Çin, küresel gündeme oturan iki önemli girişim ortaya atmıştır. Bunlardan biri Nisan 2022’de düzenlenen Asya Boao Forumu’nda Xi Jinping’in açıkladığı ‘Küresel Güvenlik Girişimi’ (GSI)’dir. Bu girişim, küresel ilişkilerde bloklara dayalı anlayışın terkedilmesine, dolayısıyla Soğuk Savaş mantığının son bulmasına yönelik bir çağrıdır.

 

2022 yılında yankı uyandıran diğer hamle ise, ‘Küresel Gelişme Girişimi’ (GDI) olmuştur. Bu girişim, altı ilke (halk odaklı yaklaşım, öncelik olarak gelişme, herkes için yarar, inovasyona dayalı gelişme, doğayla uyum ve eylem odaklı yaklaşımlar) ve sekiz önceliğe (yoksulluğun azaltılması, gıda güvenliği, Covid-19 ve aşılar, gelişmenin finansmanı, iklim değişikliği ve yeşil kalkınma, sanayileşme, dijital ekonomi ve bağlantılık) dayanmaktadır.

 

İKİ STRATEJİK RAKİP ARASINDA ABD

 

2000’li yılların başlamasıyla birlikte ABD  ‘Çin gerçeğiyle’ giderek artan ölçülerde yüzleşmek zorunda kalmıştır. 2009’da Rusya ile olan ilişkilerde ‘temiz bir sayfa’ (reset) açan ABD Başkanı Obama, buna paralel olarak Çin’le işbirliğine öncelik veren bir yol izlemiştir.

 

Çin’in ‘barışçıl yükselişinin’ ABD’nin çıkarlarına  karşı meydan okuyacak bir dönüşüme evrilmesi sürecinde Obama döneminden başlamak üzere ABD, Çin’le olan ekonomik-ticari ilişkilerine kısıtlayıcı önlemler getirmiştir.

 

Trump ise, 2017 ABD güvenlik stratejisini esas alan bir çizgide Çin’e karşı ABD’nin aldığı önlemleri daha da sertleştirmiş ve Çin’i uzun dönemdeki gerçek stratejik rakip olarak gördüğünü ortaya koymuştur. Biden yönetiminin Ekim 2022’de açıkladığı güvenlik stratejisinde ABD’nin Çin’e karşı yaklaşımında sergilemeyi sürdürdüğü rekabetin dozunun arttığı görülmüştür.

 

Bu çerçevede ABD, müttefiklerinin de desteğinde bir yandan Ukrayna’da Rusya’nın başlattığı savaş dolayısıyla Avrupa-Atlantik güvenliğini tehdit eden Rusya’yla baş etmeye çalışırken, diğer yandan, küresel sonuçları itibariyle Çin’i Asya-Pasifik bölgesinde çevreleme ve dengelemeye yönelmiştir. Çin’den  algıladığı sınama karşısında ABD, Çin’e karşı başlattığı ticaret savaşı çerçevesinde son dönemde özellikle çip üretimini öne alan sert bir rekabete girişmiştir.

 

ABD ve Avrupa’da özellikle son yıllarda gündeme gelen diğer bir önemli başlık, Çin’in nükleer silah stoklarını arttırmaya dönük arayışıdır. Yapılan tahminlere göre 2035’te Çin’in 1.500 nükleer başlığa sahip olması beklenmektedir. Öngörülen bu rakam, ABD ve Rusya’nın envanterindeki nükleer silahlarla neredeyse aynıdır. Çin’in nükleer silahlanmasının beklenen ölçekte devam etmesi halinde nükleer dengenin de ABD-Rusya arasındaki ikili çerçevenin dışına taşarak üç ayağa dayalı (ABD-Rusya-Çin) bir nükleer dengenin, dolayısıyla caydırıcılığın, ortaya çıkacağı bir durumla karşılaşılacağı yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır.

 

FİLLER DÖVÜŞÜRKEN ÇİMLER EZİLİR Mİ?

 

ABD, Çin’in Doğu ve Güney Çin Denizleri’ndeki nüfuzunu arttırmak üzere inşa ettiği yapay adalar ve bölgedeki resifleri ‘sivil amaçlı bir kılıf’ altında kullanmasından rahatsızdır. Buna ilaveten 2022’de Çin-Tayvan arasında patlak veren gerilimle birlikte Asya-Pasifik’teki müttefik ve ortaklarını Çin’in artan nüfuzunu dengelemek üzere harekete geçirmiştir. Ekim 2022’de yayınladığı  stratejisinde ‘Tek Çin’ politikasına bağlı olduğunu açıklamasına karşın Tayvan’ın savunmasına olan taahhütlerini Çin’e anımsatmaktan geri durmamaktadır.

 

ABD ile Çin arasındaki stratejik rekabetin sahadaki tezahürleri gözlenmekle birlikte her iki ülke lideri, Kasım 2022’de Bali’de düzenlenen G20 Zirvesi vesilesiyle yaptıkları görüşme sonrasında ABD-Çin arasında ‘yeni bir Soğuk Savaş istemedikleri’ yönünde ifadeler kullanmışlardır. Diğer yandan, bu  görüşme ertesinde iki ülke arasındaki gerilimin düşmediği, Çin’in Tayvan’a karşı askeri tatbikatlara devam ettiği görülmüştür. Nihayetinde, hem Çin’in 2019 savunma stratejisinde Tayvan’a karşı yaklaşımı, hem de 20. ÇKP Ulusal Kongresi’nde Xi Jinping’in, ana kara ile Tayvan’ın yeniden birleşmesine yönelik olarak sergilediği kararlı tutum, ABD-Çin ilişkilerinde küresel etkiler de doğuracak  uzun dönemli bir ihtilaf olarak kalmaya adaydır.

 

İlgili Yazılar
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Subscribers