ORTA DOĞU’DA HERKESLE KONUŞAN BİR TÜRKİYE GEREKLİDİR

PAYLAŞ

1990’ların sonundan itibaren Türkiye‘nin Orta Doğu’yla her alanda gelişen ilişkilerinde, Arap Baharı sonrasında ciddi sıkıntılar baş gösterdi.

 

Bölgedeki birçok Arap ülkesince, Türkiye’nin Müslüman Kardeşler yanlısı politikalar izlediği, Arapların iç işlerine müdahale ettiği ileri sürüldü. “Türkiye’den gelen tehdit’’ algısı yaratıldı. Bölgenin Arap olmayan ülkesi İsrail’le de ilişkilerimiz dibe vurdu. Türkiye’nin bölgedeki etkinliğinin artmasından rahatsızlık duyan bölge dışı ülkeler bu endişeleri körüklediler. Neden böyle oldu? Bazısına göre ilkeli politikanın ve mazlumun sesi olmanın yansımaları bunlar. Bazılarına göre de, kötü yönetim ve başarısız dış politikanın doğal sonuçları. Takke düştü, kel göründü diyen de çok.

 

Paydaşları ürkütmemek, hasım yapmamak, hasımları birleştirebilecek eylem ve söylemlerden mümkün olduğunca kaçınmak dış politikada önemlidir. Güvenliğimizi ve haklarımızı korumak için ne gerekirse elbette yapılacaktır. Ama, Türkiye’nin ulusal çıkarlarının en etkili şekilde korunması, ideolojik ve tepkisel dürtülerden arınmış, sağduyulu ve tutarlı bir siyasetle mümkündür. Öbür türlüsü ülkemize, çıkarlarımıza zarar verir.

 

Mesela İsrail’le ilişkilerimizin bozuk olması Filistin davasına ve politikalarımıza hizmet ediyor mu? Hayır. Aksine, Türkiye’yi oyun dışı bırakıyor. 2008 yılı sonunda İsrail Gazze’ye saldırısına son veren anlaşmanın Şarm El Şeyh’de kabulünde aslan payı Türkiye’nindi. Mayıs 2021’de İsrailliler ile Filistinliler arasında yaşanan olayları ise dışarıdan seyrettik. Türkiye’nin tek görünür dahli, pandemi yasaklarının en katı şekilde uygulandığı bir dönemde binlerce kişinin İsrail temsilcilikleri önünde toplanarak protestoda bulunmasıydı.

 

Filistin‘le ilgili konulardaki duruşumuz Arap ülkelerinden de takdir görmedi. Tam tersi. Türkiye’nin sesi o kadar yüksek çıktı ki, Arap sokağının özellikle muhalif ideolojik bölümü bunu kendi ülkelerinin liderlerini eleştirmekte kullandılar. Bu durum Arap yönetimlerinin Türkiye’ye kızgınlık duymalarına yol açtı. Tepkilerimiz yine kendi içimizde kaldı. Mısır’da 2013’de yaşanan darbe ve acı olaylar tabi ki çok kötüydü ama ilişkilerimizin bu ölçüde bozulmasına yol açmalı mıydı? İlişkilerin bozulmasının siyasetten ticarete, güvenlikten turizme her alanda olumsuz yansımaları oldu.

 

Doğu Akdeniz’in ağır topları İsrail ve Mısır, Arap dünyasının ağır topları da Mısır ve Suudi Arabistan’dır. Bu ülkelerle mümkün olduğunca iyi, en azından, makul bir ilişki düzeyi tutturmak önemlidir. Makul ilişki düzeyi karşımızdaki ülkenin yanlışlarını görmezden gelmek veya yanlışlarını kabullenmek anlamını taşımaz. Aksine, bu yanlışlara itirazlarımızın ve yanlışların giderilmelerine yönelik önerilerimizin dikkate alınmasına yarar.

 

Suriye ve ayrıca Libya, birçok bakımdan bizim için çok önemli ülkelerdir. Buralarda doğru hamleler fayda, yanlış hamleler ilave sorunlar getirecektir.

 

Bugünlerde bölge ülkeleriyle ilişkileri geliştirme çabası içindeyiz. Çok geç kalmış, doğru bir karar. Bu çabalarla bağlantılı olarak bazı sorular da akla gelmiyor değil tabi. Mesela Mısır’la ilişkilerimizi bozma nedenlerinden hangilerinde olumlu yönde değişiklik oldu da düzeltme arayışına geçtik? Sonra, ilişkilerin bozulmasından bugüne kadar olan dönemde, ‘rahatsızlık yaratan ülke Türkiye‘ ortak paydasında Mısır, İsrail, Yunanistan, GKRY, BAE değişik formatlarda biraraya geldiler, ortaklıklar geliştirdiler. Doğu Akdeniz Gaz Forumunu oluşturdular. Enerji alanında işbirliğine girdiler. Askeri alanda işbirliği, ortak tatbikatlar, konuşlandırmalar yaptılar. Şimdi ilişkilerimizi düzeltsek dahi bu kayıpların telafisi mümkün olacak mı, bu kayıpları yaşamamız gerekiyor muydu?

 

Bunlar, yabana atılacak sorular olmamakla birlikte, şimdi önemli olan, doğru yöndeki adımların arkasının gelmesi ve gel-git döneminden çıkılabilmesidir. Çok kolay olmayacaktır. Düzeltmek bozmaktan çok daha zordur. Çabaların olumlu sonuç vermesini umalım.

 

Orta Doğu bölgesine sırtımızı dönmek ne çıkarlarımıza uygundur, ne gerçekçidir. Ama bölgeye ilgi duymak ve her alanda işbirliğini geliştirmek ile özellikle Araplararası ilişkilerin, meselelerin içine girmek arasındaki önemli farkı göz ardı etmemeliyiz. Ayrıca unutmayalım ki, Batı’yla ve diğer ülkelerle ilişkileri bozuk olan değil, düzgün olan bir Türkiye daha makbul olacaktır. Bölge ülkeleri ve ötesindekilerin, Türkiye’yi ortak tehdit değil, yine fırsat ortağı ülke olarak görmeleri için gayret gösterilmelidir.

İlgili Yazılar
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Subscribers