2021 YILINDA ORTA DOĞU’DA NELER OLDU? TÜRKİYE NASIL KONUMLANDI?

PAYLAŞ

2021 bölgede her alanda hareketi yine yoğun bir yıl oldu. Katar ile Suudi Arabistan,  Bahreyn, Mısır ve BAE arasında 2017’den bu yana yaşanan kriz, 2021 yılı başında son buldu, taraflar barıştılar. Barışma nedenlerinden biri muhtemelen, gerginliğin her alanda iki taraf için de yarattığı maliyetin ve kimse açısından bir sonuç alınamamasının yanısıra, Katar’ın abluka altındaki nefes borusu olan Türkiye’ye ve İran’a daha da fazla yakınlaşmasına yol açtığının düşünülmesiydi.

 

ABD’nin sıradışı Başkanı Trump ile İsrail’in sertlik yanlısı Başbakanı Netanyahu döneminde, “toprak karşılığı barış” yerine  “İsrail’le diplomatik ilişki kurma karşılığında mükafat” yöntemi sahaya sürüldü. İsrail ile BAE ve Bahreyn arasında imzalanan İbrahim Anlaşmalarından sonra İsrail ile Fas ve ardından Sudan arasında diplomatik ilişki kuruldu. Diğer birçok Arap ülkesinin de, (bu aşamada) resmen diplomatik ilişki kurmamış olmakla birlikte, İsrail’le ilişki içinde olduklarını da not edelim.

 

Fas’ın evvelemirde mükafatı, ABD’nin Batı Sahra üzerindeki egemenliğini tanımasıydı. Sudan’ın mükafatı da, teröre destek veren ülkeler listesinden çıkartılması ve böylece çok ihtiyacı olan Dünya Bankası ve diğer uluslararası kuruluşlardan kredi alabilmesinin yolunun açılmasıydı.  İsrail ile sözkonusu ülkeler arasında, özellikle BAE ve Fas’la,  ticaretten turizme, teknolojide işbirliğinden savunma alanında işbirliğine pek çok alanda somut ve önemli adımlar atıldı.  Bu işbirliği, Mayıs ayında Filistin’de yaşanan olaylardan olumsuz etkilenmedi. İsrail Orta Doğu bölgesinden de sorumlu olan CENTCOM’un görev alanına dahil edildi. ABD’nin öncülüğünde bazı Arap ülkeleri ile İsrail’in ilk kez birlikte bir deniz tatbikatı düzenlemeleri, sembolik de olsa  önemliydi.

 

Suriye’de ülke sathındaki büyük çaplı çatışmalar azaldı ama şiddet olayları ve askeri yöntemler sonlanmadı. Ülkede ekonomik durum çok kötü. 7.6 milyon Suriyeli halen ülke dışında ve 6 milyon Suriyeli de yerlerinden edilmiş olarak ülke sınırları içinde bulunuyor.  Esad rejiminin uluslararası camiaya dönüşü konusunda yıl içinde bazı olumlu gelişmeler yaşandı. Esad ile Ürdün Kralı Abdullah’ın telefon görüşmeleri, iki ülke arasındaki sınır kapısının sınırlamaya tabi olmaksızın açılması,  BAE Dışişleri Bakanının Şam’a gidişi, Suriye’den geçen Arap gazı boru hattının kullanımı bu bağlamda öne çıkıyor.  Suriye’nin Interpol sistemine geri dönmesi ve 2024’deki AOPEC toplantısının  Şam’da yapılacağının açıklanması rejim açısından olumlu gelişmeler teşkil etti. Suriye’nin Mart 2022’de Cezayir’de yapılacak olan Arap Ligi (AL) Zirvesi’nde koltuğuna tekrar oturmayı hedeflediği görülüyor. Suriye’nin AL’ye geri dönüşü BAE, Cezayir, Irak ve Lübnan’ın desteğine sahip. Ama, engeller de var (Katar, Suudi Arabistan ve bir ölçüde Mısır), dolayısıyla, geri dönüşe çantada keklik olarak bakmak yanıltıcı olabilir.

 

Suriye’de kalıcı ve sürdürülebilir bir siyasi çözümün ideal adresi BMGK’nin 2254 sayılı kararı, ancak Esad savaşı kazandığı görüşünde ve sözkonusu BMGK kararını kendine göre yorumlayıp uygulamakta.  Rusya Suriye’de çok etkin ve ABD’yle de koordineli. ABD Suriye’deki temel hedefini DEAŞ’ın canlanmaması olarak açıkladı. İran’ın varlığının törpülenmesi de ABD’nin varlık sebeplerinden. Bu ülkenin Suriye alanındaki müttefiki, YPG’nin belkemiğini oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri.

 

İsrail’de 23 Mart’ta dördüncü kez yapılan seçimler sonucunda Netanyahu dönemi sona erdi. Siyasi yelpazenin  çok farklı noktalarından sekiz siyasi partinin desteğiyle,  Yair Lapid and Naftali Bennett’in dönüşümlü Başbakanlığında yeni hükümet kuruldu.  6 Mayıs 2021’de İsrail Yüksek Mahkemesinin Kudüs ‘ün Şeyh Cerrah Mahallesindeki evlerin tahliyesiyle ilgili kararı yeni bir çatışma ortamını tetikledi, bu çatışmalar çok kısa sürede Gazze’ye de sıçradı. İsrail içindeki Arap yoğun şehirlerde İsrailli Arapların sokaklara dökülmeleri veYahudiler ile Araplar arasında  çatışmalar yaşanması, can kayıplarının olması bu defaki krizin belki de en çarpıcı boyutuydu. Özellikle Mısır ve arka planda ABD’nin girişimleriyle 21 Mayıs’ta çatışmalar durdurulabildi.

 

Lübnan siyasi krizlere ilaveten derin ekonomik krizle neredeyse çökme noktasına geldi. Beyrut limanındaki patlamadan sonra istifa eden hükümetin kurulabilmesi ancak 13 ay  sonra mümkün olabildi. Sünni işadamı Necip Mikati bir kez daha Başbakanlık görevini üstlendi.  Lübnan’ın sorunlarının kesişme noktasında, devlet içinde devlet görünümü veren, İran’ın bu ülkedeki bir nevi şubesi olan Hizbullah bulunmaktadır.

 

Lübnan Enformasyon Bakanı George Kordahi’nin, Yemen savaşındaki rolünden dolayı Suudi Arabistan’a yönelttiği eleştiriler krize yol açtı. Suudiler Lübnan Büyükelçisini geri gönderdiler ve Lübnan’dan yapılan ithalat tamamen yasaklandı. BAE, Kuveyt ve Bahreyn de Suudi Arabistan’ı izlediler.

 

Mısır’da belli bir siyasi istikrar sağlanmış gözüküyor ama temel hak ve özgürlük ihlalleri de sürüyor.  Demokrasi ve insan hakları havarisi ülkeler bu duruma seslerini çıkarmıyorlar zira Mısır’ın bölgedeki rolü ve “radikal İslamcılara” karşı verdiği mücadele Batı için çok önemli. Cumhurbaşkanı Sisi’nin Batı yanlısı olmasının yanısıra, kalkınma ve imar projelerinin, savunma alanındaki potansiyelinin Batılı şirketler için yarattığı fırsatlar da çok cazip.

 

Ürdün, kıt kaynaklarıyla, türlü ekonomik/siyasi zorluklarla ve Suriye krizinin yarattığı güç koşullarla boğuşmakta. Ama Biden yönetimiyle ilişkileri iyi ve bölgenin yapılanmasında ABD’yle birlikte hareket ediyor.

 

Irak’ta parlamento seçimlerini Muktada el Sadr’ın başında  bulunduğukoalisyon kazandı. Muhtelif şehirlerde yaşanan sokak protestoları ve terör saldırılarına mukabil, ülke göreceli olarak sakin bir yıl geçirdi.

 

Yemen’de çatışmalar ve vekalet savaşları devam etmekte. Hutiler etkilerini koruyorlar. Ülkede açlık tehlikesi ciddi boyutlarda. Bu kadar büyük çapta bir insani trajedinin yaşandığı Yemen uluslararası camianın dikkatini bir türlü çekemiyor, ufukta bir çözüm görünmüyor.

 

Libya’da çatışmalar durdu, olumlu sayılabilecek gelişmeler var ama durum halen kırılgan. 24 Aralık’ta seçimlerin yapılması beklenmekte. Yabancı askeri/silahlı güçler çeşitli veçheleriyle öne çıkan bir konu oldu. Atılacak yanlış adımlar, bu ülkede yeniden çatışmalara yol açabilir.

 

Tunus’ta Cumhurbaşkanı Kays Said Anayasa’nın 80. maddesine dayanarak Başbakan Hişam el Meşişi’nin görevine son verdi, Meclisi lağvetti ve idareyi ele aldı. Yeni anayasa referandumu ve parlamento seçimlerinin 2022 yılı sonunda olacağı açıklandı.

 

Önceki ABD Başkanı Donald Trump’ın Fas’ın Sahra üzerindeki egemenliğini tanıdıklarını  açıklaması Fas ile Cezayir arasında yeni bir krize yol açtı. Ağustos ayında Cezayir Fas’la diplomatik ilişkilerini kesti.

 

Bölgedeki birçok gelişme İran ortak paydası etrafında şekilleniyor.   Araplar da, Batı da, İran’dan kaygılılar. Yaptırımlar İran’ı çok zorlasa da, bu ülke, hala,  ortam bozucu ve zarar verici özelliklerini koruyor.

 

İran’da sertlik yanlısı olarak tanımlanan İbrahim Reisi Cumhurbaşkanı seçildi. İran’la nükleer müzakereler yeniden başladı. ABD, İran’ın önce tüm yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini ve yaptırımların sonra kaldırılabileceğini savunuyor. İran ise, önce yaptırımların kaldırılması gerektiği görüşünde. Herhalükarda, görüşmelerin sürmesi olumlu.

 

Öte yandan, yıl içinde Suudi Arabistan ile İran arasında görüşmeler yapılması da önemli bir gelişmeydi.

 

Türkiye ile bölge ülkeleri arasındaki ilişkiler

 

Arap Baharı’nın başlamasından bir süre sonra Türkiye ile BAE, Suudi Arabistan, Bahreyn ve Mısır arasında görüş ayrılıkları doğdu. 2013’de Mısır’da Cumhurbaşkanı Mursi’ye karşı yapılan darbe ve Müslüman Kardeşlere karşı başlatılan süpürme harekatı ilişkilerde  kırılma noktası oldu.

 

Bir yanda Türkiye ile Katar, diğer yanda BAE, Suudi Arabistan, Mısır ve diğerlerinin bulunduğu karşıt kamplar oluştu. Farklı sahalarda ve alanlarda, muhtelif şekillerde karşı karşıya geldiler. Askeri alanda en belirgini Libya’daydı. En üst düzey Türk yetkililer, ekonomik alandaki olumsuzlukların ve 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin arkasındaki adres olarak BAE’yi gösterdiler. Mayıs 2021’den itibaren de, Türkiye’de çok ses getiren, Sedat Peker’in BAE’deki adresinden attığı twitter mesajları  gündeme düştü.

 

BAE: Güvenlik kurumları arasında başladığı söylenen bir  süreç dahilinde, altı ay gibi bir süre içinde, BAE ulusal güvenlik danışmanının Türkiye’ye gelmesiyle başlayan temaslar ve toplantılar zincirinin son halkasını, 24 Kasım’da Veliaht Prens Muhammed bin Zayed’in 10 yıl aradan sonra Türkiye’ye yaptığı resmi ziyaret oluşturdu.

 

Türkiye ile BAE arasındaki ilişkilerin görünen itici gücü ekonomi. BAE’nin Türkiye’de farklı alanlarda yatırım yapmak için 10 milyar Dolar ayırdığı açıklandı ve mutabakat muhtıraları imzalandı.  İki ülke arasında güvenlik alanında, askeri alanda, bölgesel konularda mevcut görüş ayrılıklarının ve anlaşmazlıkların giderilip giderilemediği; hakkında yakalama emri bulunan kişilerin iade edilmesi gibi konularda ne karara varıldığı; nasıl bir pazarlık yapıldığı bilinmemekte.

 

Mısır:  Mısırlı muhaliflerin Türkiye’den veya Türkiye üzerinden yaptıkları yayınlara sınırlamalar getirildi. Mitinglerde,  televizyon programlarında Mısır Cumhurbaşkanı Sisi’ye yapılan atıflar bu yıl duyulmadı. Bu “jestler” iyi bir etki bırakmış olmalı ki, Türkiye ile Mısır arasında Dışişleri Bakanı Yardımcıları düzeyinde, Mayıs ve Eylül aylarında, Kahire ve Ankara’da görüşmeler gerçekleştirildi.

 

İsrail: Kasım ayında İstanbul’da gözaltına alınan İsrailli iki turistin birkaç gün gözaltında tutulduktan sonra serbest bırakılmaları vesilesiyle İsrail Cumhurbaşkanı Yitzak Herzog ile Başbakanı Naftali Bennett, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkür telefonları ettiler.

 

Mısır ve İsrail’le ilişkilerde olumlu yöndeki bu kımıldamalara mukabil, beklenen somut adım, iki ülkeyle de önce temsil düzeyinin karşılıklı olarak Büyükelçi düzeyine yükseltilmesi, sonra da,  BAE örneğindeki gibi, en üst düzey bir ziyaret gerçekleştirilmesi ve anlaşmalar yapılmasıdır. Mısır ve İsrail’in daha ağır adımlarla gitmeyi tercih etikleri izlenimi bulunmakta.

 

Suriye; Türkiye için en büyük baş ağrısı olan Suriye konusunda, en azından bu yıl içinde,  “ilişki” anlamında bir gelişme yaşanmadı.

 

Suudi Arabistan; Türkiye’nin bu ülkeyle ilişkilerinde olumlu bir gelişme yaşandığına dair bir emare bulunmamakta.

 

Sonuç olarak, 2021’de Orta Doğu’da bazı ülkeler arasındaki gerginlikler giderilebildi, bazıları arasındaki barışma hamlelerinden ise halen sonuç alınamadı.

 

Bazı hallerde olumlu sayılabilecek gelişmeler yaşanmış olsa da, Suriye’deki kriz, Filistin meselesi, İran’ın durumu ve bu ülke ile bazı Arap ülkeleri arasındaki sorunlar, Yemen savaşı başta olmak üzere bölgedeki pek çok mesele varlığını sürdürmektedir. 2022’de özellikle Suriye ve İran’la ilgili gelişmeler yaşanabilir.

 

Radikalizm, mezhep temelli düşmanlıklar, göç hareketleri, enerji fiyatlarındaki oynaklıklar, bölge ülkeleri arasındaki ekonomik rekabet Orta Doğu’da güvenliği etkileyen diğer önemli unsurlardır. ABD ve Rusya’nın bölgedeki yeniden konumlanmaları da yeni meseleler yaratabilecektir. Yerel ortakların durumu ve bu kapsamda özellikle YPG akla gelmektedir.

 

Türkiye de, bölge ülkeleriyle ilişkilerini düzeltmek amacıyla yaptığı hamleleri 2022’de de sürdürüp, özellikle seçimlere kadar olan zaman içinde yatırım, ticaret ve turizm unsurları başta olmak üzere, ekonomik alanda kazanım elde etmeyi hedefleyecektir. Her halükarda, Orta Doğu’da 2022’de de her alanda yine hareketli bir yıl beklenebilecektir.

İlgili Yazılar
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Subscribers