Kolombiya İçin Bir Çıkış Yolu var mı?

PAYLAŞ

Televizyonlardan seyrediyoruz: Latin Amerika’nın kokain üretimiyle maruf ülkesi, GS’lı Falcao’nun, uyuşturucu imparatorluğunun unutulmaz ismi Pablo Escobar’ın memleketi Kolombiya, yine karışmış: Bu defa, olaylar, devlet başkanı Ivan Duque’nin ülkeyi ekonomik krizden çıkarmak amacıyla, kurtarıcı formül olarak önerdiği vergi reformu yasası nedeniyle patlak vermiş durumda. Vergi matrahı düşürülerek aylık geliri 5500 tl ve üzerinde olanlardan tahsil edilecek vergiler ile KDV oranının yükseltilmesini amaçlayan reform yasası nedeniyle, bugüne kadar, biri polis, 30’a yakın insan hayatını kaybetti. Protestoların ikinci haftasına girilmesine rağmen, ayaklanan kitlelerin evlerine dönmeye niyetleri yok gibi. Başkan Ivan Duque’nin yasayı geri çekmesi ve maliye bakanının istifa etmesi göstericilerin yatışmalarını sağlamaya yetmedi. Sokaklar bir iki hafta içinde sakinleşse dahi, kalıcı bir sosyal barışın Kolombiya’ya hakim olması hayalden ibaret: Zira, ülkenin sorunları pek derin, pek karmaşık.

 

Kolombiya polisi ve askeri, toplumsal olayların bastırılmasında sergilediği aşırı sert tutumdan ötürü yıllardır içerden ve dışardan eleştirilere maruz kalır. Bu defa da farklı olmadı, BM tarafından yapılan açıklamada, polise, göstericilere karşı ateşli silah kullanmayın çağrısı yapıldı. Ama aldıran yok, yaralı sayısı bine yaklaşıyor. Polisin şiddeti karşı tarafı da tetikliyor: Otobüs durakları yakıldı, marketler talan edildi, polis karakollarına saldırıldı, bazıları yakıldı. Kolombiya’da polis içişlerine değil de savunma bakanlığına bağlı.

 

Protestoların Evveliyatı

 

2019 yılı ekim ayında Şili’de başlayan ve diğer bölge ülkelerine sıçrayan yaygın protesto dalgasının, Kolombiya’yı da etkisi altına aldığını hatırlarsınız. Nitekim o sene kasım ayında başkent Bogota ve büyük şehirlerde protestolar ve grevler başlamış, daha iyi eğitim koşulları için sokakları dolduran öğrenciler arasından,18 yaşındaki öğrenci Dilan Cruz’un, polis mermisi ile öldürülmesi üzerine olaylar neredeyse kontrolden çıkmıştı. Vaziyetin yatıştırılması için diyaloğu öne çıkaran başkan Ivan Duque, protestocuların endişelerinin giderileceği sözünü vererek kitleleri sakinleştirmeye muvaffak olmuştu. 2020 yılı eylül ayında, gazeteci Javier Ordenez’in, polis tarafından gözaltına alındıktan sonra öldürülmesini takiben çıkan olaylarda ise,13 kişinin hayatını kaybettiği, 400 kişinin yaralandığı unutulmadı.

 

Öte yandan, 2020 yılında covid-19 pandemisinin de katkılarıyla, Kolombiya’nın ekonomik durumu daha da kötüye gitti, GSMH yüzde 6 geriledi, işsizlik yüzde 12′ den 16′ lara yükseldi. Halkın yüzde 40’ı yoksulluk sınırının altına yığıldı. İşte bu koşullarda, yani milletin canı burnuna gelmiş ve bardak tamamen dolmuş durumda  iken, başkan Ivan Duque’nin vergileri arttırma girişimi tersine tepti ve başta gençler olmak üzere ümitsizliğe kapılan kitleler sokakları dolduruverdi.

 

2016 : FARC İle Barış Anlaşması

 

Kolombiya, Latin Amerika’nın en liberalleri kabul edilen Şili, Peru, Panama ve Meksika gibi  ülkeler arasında yer alır. 2010-18 yıllarında başkanlık yapan Juan Manuel Santos döneminde, ülkenin siyasi ve ekonomik açılardan önemli bir sıçrama gerçekleştirdiği teslim edilmektedir. Santos’un en göze çarpan başarısı 60 yıllık terör örgütü FARC ile 2016 yılında barış anlaşması imzalamasıdır. Nitekim bu sebeple aynı yıl Nobel Barış Ödülüne layık görülmüştür. FARC’ın ortadan çekilmesiyle birlikte, 2017 yılından itibaren Kolombiya’nın önünün daha da açılacağı, Arjantin’i sollayarak Latin Amerika’nın 3. büyük ekonomisi haline dönüşeceği ileri sürülmüştür. Bu iyimser tahminleri benimseyerek, o dönemde, “bölgenin istikbali en parlak ülkesi” benzetmesi yaptığımı hatırlıyorum.

 

Kolombiya açısından işler maalesef iyi gitmedi. Özellikle Manuel Santos’un ardından seçilen fazla sağcı, milliyetçi ve muhafazakar Ivan Duque döneminde, Kolombiya adeta krizler ülkesine dönüştü. İşin özünde 2016 barış anlaşması yatıyor. Bazı partilerin, FARC gerillalarına topluma kazandırılmaları amacıyla tanınan haklara  karşı gelmeleri veya başka nedenlerle anlaşmaya karşı durmaları, bu tarihi önemdeki sosyal barış projesini baltalamış, anlaşmanın arkasında  halk desteği oluşmasını engellemiştir. Anlaşmaya tamamen muhalif gözüken siyasi partinin başkan adayı Ivan Duque’nin, 2018 yılı seçimlerini kazanması ise, barış anlaşmasının mezara doğru yolculuğunun başlangıcını teşkil etmiştir.

 

Büyük laflar etmemek gerektiğini düşünenlerdenim; ancak, Kolombiya’nın önüne çıkan tarihi bir fırsatı harcadığı da yadsınamaz çıplak gerçektir. 2012 yılında Küba’da başlayan, ‘Kolombiya Hükümeti – FARC Barış Görüşmeleri’ 4,5 yıl sürmüş, Küba ve Norveç’in “kolaylaştırıcı”, Venezuela ve Şili’nin “yardımcı” ülke, sıfatlarıyla iştirak ettikleri müzakereler, karşılıklı anlayış ve fedakarlıklar sayesinde başarıyla sonuçlandırılarak imzalanabilmiştir. Barış antlaşması tüm dünyada yankı uyandırmış, büyük, küçük, çok sayıda ülke, resmi açıklama yaparak, barışa doğru atılan büyük adımdan duyulan memnuniyeti dile getirmiştir. Global destek gören bu anlaşmaya, maalesef Kolombiya’nın fazla muhafazakar bazı partileri karşı çıkmıştır. Nitekim bu partilerin olumsuz kampanyaları nedeniyle, referanduma sunulan anlaşma çoğunluğun desteğini kazanamamıştır. Bu beklenmedik yenilgi karşısında çaresiz kalan başkan Manuel Santos, FARC müzakerecilerini tekrar masaya oturtarak bazı son dakika değişiklerine razı etmiş ve “Anlaşmanın Değiştirilmiş Versiyonu” bu defa halk oyuna sunulmaksızın, Mecliste oylanmak suretiyle yürürlüğe sokulmuştur.

 

Barış Anlaşması Sonrası Süreç: Hayal Kırıklığı

 

Muhalefetin,  dar ve kısa vadeli siyasi parti çıkarları açısından değerlendirdiği, bu nedenle eleştirmekten geri durmadığı barış antlaşması, toplumun çoğunluğunun desteğini  kazanamadığı cihetle, ülkeye amaçlanan barışı getirememiştir. Silahları bırakarak sivil hayata dönen 13 bin FARC gerillası arasından 250’si son birkaç yıl içinde öldürülmüştür. 2016 anlaşmasına binaen teşkil edilen “Barış Özel Mahkemeleri”nde görevli bir hakim, eski FARC savaşçılarının ve barış yanlısı  önderlerin hedef haline geldiklerini, tehdit edildiklerini, kaçırıldıklarını ve öldürüldüklerini basın karşısında itiraf etmiştir.

 

Barış anlaşması sonrasında ortaya çıkan bu karmaşık süreçten halk memnun kalmadığı gibi, silahları bırakarak barışı seçen FARC mensupları da pişman hale gelmişlerdir. Neticede, son yıllarda, önemli sayılarda FARC mensubu yasal zemini terk ederek yeniden silahlı mücadeleye geri dönmüştür. Ivan Duque hükümeti, şimdi, bir yandan barış müzakerelerini 3 yıl önce askıya aldığı diğer büyük silahlı örgüt ELN ile uğraşırken, beri taraftan da, yeniden güçlenmeye başlayan FARC ile mücadele etmek durumundadır. İşin kötü tarafı, ilişkilerin koparıldığı komşu Venezuela, Bogota’yı düşman gördüğü için, söz konusu iki silahlı örgütü de desteklemeye başlamıştır.

 

Çıkış Yolu

 

Kolombiya’da kitlelerin sokağa dökülmesinin gerisinde, tabiatıyla, sadece FARC ile imzalanan barış anlaşmasına uyulmaması yatmamaktadır. Ülkenin emeklilik sistemi sosyal devlet anlayışının dışında kalmıştır. Kaliteli eğitim sadece parası olanlar için mümkündür. Sağlık sistemi neo-liberal anlayışla paralılara hizmet etmektedir. 45 yaşındaki genç hukukçu lider Ivan Duque’nin başarısızlığı, mentor olarak benimsediği eski başkan  Alvaro Uribe’nin aşırı muhafazakar ve sertlik yanlısı siyasetinden neşet etmektedir. Oysaki görevi devraldığı başkan Juan Manuel Santos’un izinden gitmeyi tercih etseydi, ülkesi böylesi bir kaosun içine düşmez, kendi başı da bu kadar ağrımazdı. Benzer sosyal sorunlardan muzdarip Şili’nin, temkinli adımlarla yeni bir anayasa hazırlayarak aks değiştirmeye çalıştığını izliyoruz. Başkan Duque’nin  rotasını Santiago istikametine çevirmesinde yarar var galiba.

İlgili Yazılar
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Subscribers