Büyükelçi (E) Oğuz Demiralp
Lozan Antlaşmasının imzalanmasının 100. yıldönümü Ankara Politikalar Merkezi / Temmuz 27, 2023Büyükelçi (E) Oğuz Demiralp
Bugün, Lozan Barış Antlaşması’nın, imzalandığı tarihteki adıyla, ”Lozan Sulh Muahedenamesi”nin 98. yıldönümü. Lozan Antlaşması, İsviçre’nin Leman Gölü kıyısındaki Lozan’a bağlı Ouchy kasabasının Beau-Rivage sarayında müzakere edilmiş, 24 Temmuz 1923 tarihinde de Lozan Üniversitesi salonlarında törenle imzalanmış. Antlaşmanın orijinali, saklayıcı ülke sıfatıyla, Fransa tarafından muhafaza ediliyor. Üzerinde imzalandığı tarihi masa ise 2008 yılı Kasım ayında, İsviçre Cumhurbaşkanı Pascal Couchepin’in ülkemize yaptığı ziyaret sırasında Türkiye’ye hediye edildi. Halen 1.Meclis’te teşhir ediliyor.
Lozan’a neden saldırılır?
Herhalde yeryüzünde aradan neredeyse bir asır geçtikten sonra bu kadar haksız eleştiriye uğrayan bir başka anlaşma yoktur. Üstelik bu eleştirileri yapanların, bırakın rahmetli Seha Meray hocamız ile Büyükelçi Osman Olcay’ın öz Türkçeleştirerek yayınladıkları Lozan tutanaklarına bir göz atmayı, antlaşma metnini bile okudukları çok şüpheli. Neymiş efendim, Lozan’da adalar Yunanistan’a bırakılmış, Boğazlar sorunu çözümlenmemiş, Musul üzerinde neden ısrar edilmemiş. Son dönemde eleştirilere bir de Lozan’ın gizli ekleri bulunduğu, bu eklerde Türkiye’nin kendi madenlerini işletmesinin yasaklandığı, Lozan’ın 100 yıllık bir süre için imzalandığı, bu nedenle 2023 yılında geçerliliğini yitireceği gibi aslı astarı olmayan yeni iddialar eklendi.
Tarihi yargılamak
Dünyanın en kolay işi, bugünün penceresinden geriye bakarak tarihi yargılamaktır. Diplomasinin bir tanımı da mümkün olanın en iyisini yapabilmek sanatıdır. Lozan’da masaya oturanlara bir bakalım. Bir tarafta, bir imparatorluğun küllerinden doğan, savaş yorgunu bir Türkiye. Diğer taraftakiler, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya gibi Birinci Dünya Savaşı’ndan zaferle çıkmış “Düveli Muazzama”.
”Teker teker gelin” deseniz bile karşınızdakilerin hiçbiri, kolay yutulabilecek lokma değil.
Antlaşma, fasılalarla sekiz ay süren çetin pazarlıklar sonucunda ortaya çıkmış. Hiçbir Müzakerede fır döndü oyunundaki gibi “hepsini al” yoktur. Önceliklerinizi sıralayıp belirli bir pazarlık marjı da koyarak ona göre müzakereye başlarsınız .Günün sonunda kimin kazançlı çıktığının alıp verilenlerle matematiksel olarak ölçülmesi de mümkün değildir.
Lozan’da neler kazanıldı?
Lozan’da Türkiye’nin kazandıklarına gelince, Lozan’a giderken birinci öncelik olarak belirlenen Misak-ı Milli büyük ölçüde gerçekleştirilmiş; uluslararası alanda eşit haklara sahip tam bağımsız bir Türk devletinin varlığı, tüm dünyaya kabul ettirilmiş; Anadolu’yu parça parça bölen Mondros ve Sevres Antlaşmaları geçersiz kılınmış; kapitülasyonlar kaldırılarak ekonomik kalkınmanın önü açılmış; büyük güçlerin peşinden koştuğu Doğu sorunu iflas etmiştir. Bu kazanımlardan hiçbiri yabana atılacak cinsten değil.
Lozan’ın başarısında şüphesiz Heyet Başkanı İsmet İnönü ile kendisine eşlik eden heyet üyelerinin rolü unutulmamalı. Heyette çok sayıda hariciye mensubu da yer alıyor. Münir Ertegün, Yusuf Hikmet Bayur, Ali Türkgeldi, Cevat Açıkalın, Ahmet Ferit Tek Lozan’a katılmış diplomatlarımızdan bazıları. Günümüzde büyükelçilerin ikili görüşmelere bile alınmadığı hatırlanacak olursa, bu tablo eski Türkiye’de hariciyecilere duyulan güveni de gösteriyor.
İsmet İnönü’nün büyüklüğü
Lozan’dan söz edilince, İsmet İnönü’ye ayrı bir başlık açmadan olmaz. İsmet İnönü muzaffer bir komutan, kurt bir politikacı, başarılı bir diplomat olmanın ötesinde, yeri geldiğinde insani değerleri, milliyetçi duygulardan ayrı tutmasını bilen gerçek bir devlet adamıdır.
İsmet İnönü, Paris’e yaptığı son yurtdışı gezisinden dönüşünde, 22 Aralık 1971 tarihinde özel bir ziyaret için Atina’ya uğrar. O tarihteki büyükelçimiz İlter Türkmen’e, kendi adıyla anılan savaşlarda şehitlerimizin yanı sıra, çok sayıda Yunan askerin de hayatını kaybettiğini, onların anısına, Atina’daki meçhul asker anıtına çelenk koyarak saygı duruşunda bulunmak istediğini söyler. Büyükelçi Türkmen çok şaşırır, önce şaka zanneder. Ama İsmet İnönü ısrar edince, mecburen talebi iktidarda bulunan cunta yönetimine iletir. Yunan tarafı da hayretler içerisinde kalır. Ama böyle medeni bir talebi geri çevirmek de kolay değildir. Resmî bir ziyaret olmamasına rağmen, İnönü’ye eşlik etmek üzere, general rütbesinde bir subay komutasında bir manga asker görevlendirilir. Hayatının büyük bir bölümünü cephede Yunanlılarla savaşarak geçiren İsmet Paşa, ünlü Syntagma Meydanı’ndaki meçhul asker anıtına çelenk koyup saygı duruşunda bulunur.
Kimse tereddüt etmesin, Lozan Antlaşması Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu belgesidir, tapusudur. Mehmet Akif ne demişti? ”Allah, bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.”
Allah bu millete yeni Lozanlar da müzakere ettirmesin.
*Bu yazı geçen yıl Lozan’ın 99. Yıldönümü vesilesiyle yazılmıştır.
Lozan’ın yıldönümüydü geçen pazar. Lozan Antlaşmasının imzalanışının 99. yıldönümü.
Birinci Dünya savaşı mağlubu Osmanlı’ya dayatılan Sèvres (Sevr) Antlaşmasını reddederek kurtuluş savaşımızı başlatan ve o savaşı zaferle taçlandıran kadronun eseridir Lozan Antlaşması.
Atatürk’ün ve İnönü’nün.
Hani var ya “iki ayyaş”. İşte onların…
Kurtuluş savaşının sonunda imzalanan Mudanya ateşkesinin ardından Ankara hükümeti, Ekim 1922’de toplanacak olan barış konferansına davet edilir. Konferansa Ankara hükümeti ile birlikte İstanbul’daki saltanat yönetimini de çağırır müttefikler.
Oysa Sabahattin Selek’in deyimiyle “Anadolu İhtilali” sadece düşmanı yenmekle sınırlı olmayan, Osmanlı devletine de başkaldıran bir milli hareketin adıdır.
Ne işi vardır kurtuluş savaşını taçlandıracak barış antlaşmasının görüşmelerinde milli mücadelenin karşısında yer almış İstanbul hükümetinin? Mustafa Kemal ve silah arkadaşları hakkında ölüm fermanı imzalayan padişahın adamlarının?
O zaman TBMM, 1 Kasım 1922 tarihinde saltanatı kaldırır. Ve Ankara hükümeti Lozan’a İsmet İnönü önderliğindeki TBMM heyetiyle katılır.
Lozan’a varıldığında Türkiye’ye Birinci Dünya Savaşı mağlubu muamelesi yapılmaya çalışılır. Ama İsmet Paşa “Ben buraya Mondros’tan değil, Mudanya’dan geldim” diyerek, daha baştan konferansın psikolojik arka planına damgasını vurur.
Öyle ya, dünya savaşının mağlubu Osmanlı’nın yerinde kurtuluş savaşının galibi Türkiye vardır artık. Türkiye mağlup ülke filan değil, oradaki herkesin eşitidir.
Lozan’da yapılan görüşmeler, diğer bazı konuların yanında, ağırlıklı olarak kapitülasyonlar sorunu nedeniyle bir süre kesintiye uğrar. Konferansa ara verilir.
İtilaf Devletleri’nin Türk temsilcilerine tepeden bakan tavrıyla açılan, emrivakilere boyun eğmeyen Türk heyetinin haklı tavrıyla kesintiye uğrayan, bir diplomasi dersi olarak da okunabilecek zorlu müzakerelere sahne olan çekişmeli bir konferanstır Lozan’daki görüşmeler.…
Okuma yazma bilen herkesin anlayacağı sadelikte yazılmış kaynaklar Mustafa Kemal önderliğindeki TBMM hükümetinin ve onun Lozan’daki temsilcisi İsmet İnönü’nün Lozan’da ne denli büyük bir diplomatik başarı elde etmiş olduklarını anlatır…
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu anlaşmasıdır Lozan. Modern tarihin en önemli hukuki metinleri arasında yer alır.
Lozan’ın yüzüncü yılını dolduracağı 2023 yılında geçersiz olacağı yönünde birtakım iddialar ortaya atılıyor zaman zaman.
Lozan son kullanma tarihi olan bir uluslararası antlaşma değildir.
Bir zafer belgesidir.
Bugün Türkiye’de küçümsenemeyecek bir kitle Lozan’ın bir takım gizli maddelerinin olduğunu ve o gizli maddeler nedeniyle bugüne kadar yararlanamadığımız madenlerimizi ancak 2023 yılından itibaren işletebileceğimizi filan söylüyorlar.
Lozan’ın gizli maddeleri varmış! “Neymiş onlar?” dediğinizde, “Ben ne bileyim, adı üstünde, gizli” diyorlar…
Sokak anketlerinde insanlar “yakında kurtulacağız, madenlerimizi işleteceğiz ve köşeyi döneceğiz” havasındalar. Sanki son yüz yılda ülkemiz madenlerini çıkarmakta bir engelle karşılaşmış gibi…
Yani Lozan Türkiye’nin aleyhinde bir esaret belgesi bazıları için… Yüz yıl dolacak, antlaşmanın geçerlik süresi bitecek ve Türkiye prangalarından kurtulacak.
Lozan’ı bir esaret belgesi olarak gören bu cühela takımına kızmak da mümkün değil. Devletin en tepesi “Tarihte bize ne yaptılar? 1920’de bize Sevr’i gösterdiler, 1923’te Lozan’a bizi razı ettiler. Birileri de Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştı. Her şey ortada” demiyor mu?
Türkiye Cumhuriyeti’nin temsil ettiği bütün değer ve ilkelere düşman bir gazete “Lozan hezimetinin 99. yıldönümü” diye manşet atmıyor mu fütursuzca, ahlaksızca?
“Lozan’ın gizli maddeleri varmış. Nedir bunlar?” diye sordular CİMER’e.
“Lozan Barış Antlaşması’nda gizli maddeler bulunmamakta olup, maden çıkartmamıza engel teşkil eden herhangi bir madde yer almamaktadır” yanıtını verdi CİMER.
Ama bizim sevgili ahalimiz Lozan’ın gizli maddeleri olduğuna inanmaya devam ediyor. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan sevgili ahalimiz.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu senedi olan Lozan Antlaşmasının ne olduğunun, ne ifade ettiğinin halk kitleleri tarafından bilinmiyor olması eğitim sistemimizin bir ayıbıdır.
Ve bu ayıp giderilmelidir.
Kılıçdaroğlu’nun “Parlamento açıldığında vereceğimiz ilk kanun teklifi, Lozan’ın resmi bayram olarak kabul edilmesinin teklifi olacaktır” vaadi bu açıdan önemlidir. Gerçekleşmesi durumunda, Lozan’ın öyle gizli maddeleri filan olan bir hezimet değil, bayramla kutlanan bir zafer olduğunu milletimize sürekli hatırlatacaktır.
Teşekkürler Bay Kemal.