TBMM’DEKİ SİYASİ PARTİLERİN PROGRAMLARINDAKİ DIŞ VE GÜVENLİK POLİTİKALARININ KARŞILAŞTIRMALI İNCELEMESİ

PAYLAŞ

 

I. Programlar mı esas, fırsatçı günlük söylemler mi?

 

2010 yılı sonrası dönemde Türk dış ve güvenlik politikasında karşı karşıya kalınan sınamalar ve savrulmalar karşısında akademi dünyasını da kapsayacak şekilde özellikle görsel ve yazılı medyada sayısız ‘analizler’ yapıldığına tanık olmaktayız.

 

Siyaset kurumunda ve toplumda olduğu kadar akademik ve medya camiasının büyük kesiminde de her türlü etik değere meydan okuyan ciddi ve somut bir kutuplaşmanın ortaya çıktığı görülmekte. Bu kutuplaşmadan, izlenen dış ve güvenlik politikaları da elbette payını almakta.

 

Başta iktidar çevreleri olmak üzere güncele ve popülistliğe odaklanan veya yönlendirilen birçok sözde kamuoyu oluşturucuları/kanaat ‘önderleri’ uygulanan dış ve güvenlik politikalarını bütüncül bir arka plan zemininde ele almaktan kaçınmakta, işin kolayına kaçıp dayandıkları ve topluma belletmeye çalıştıkları sığ argümanların gerekçelerini kendi meşreplerine göre paylaşmakta sakınca görmemekteler. Bu davranışlarını gönül rahatlığıyla sergilerken, bırakın herhangi bir bilimsel ölçütü, ahlaki ve vicdani değerleri de tersyüz etmekten kaçınmamaktalar. Söyleme, çarpıtmaya, propagandaya ve dezenformasyona dayalı ‘değerlerini’ veya, daha doğru bir deyimle, ‘değersizliklerini’ ortaya koymaktalar.

 

Türk dış ve güvenlik politikasına dair yorum yaparken veya görüş bildirirken Mecliste temsilcileri bulunan partilerin programlarında bu alana ilişkin olarak ilan ettikleri programları somut birer ölçüt ve dayanak olarak ele almaktan sakınarak, sözkonusu programlarda hangi ilke ve esasların savunulduğunu, bunların gerçekte hayata geçirilip geçirilmediğini veya neden gereklerinin karşılanmadığını sorgulamaktan bilerek veya bilmeyerek aciz kalmaktalar.

 

Sayısı kısıtlı da olsa kimi parti programları ise, net, özlü ve anlaşılması kolay bir yol/eylem haritası ortaya koymak yerine adeta üniversite öğrencileri için hazırlanan veya sadece ilgililerin merak gösterebileceği uzun ve ağdalı cümlelerle kaleme alınmış bir ders notu özelliğinde. Bu sonucun ortaya çıkmasında herhalde uzun akademik geçmişe sahip liderlerin rol oynamış olabileceği akla gelmekte. Bu türde hazırlanmış çok ayrıntılı parti programlarının üç satır yazı okumaktan haz etmeyen, destekledikleri hangi siyasi parti olursa olsun özellikle söylemlerini ve eylemlerini bir spor takımını gözü kapalı destekler gibi sorgusuz sualsiz kabul etmeye, bunlara eleştirel yaklaşmaktan uzak durmaya eğilimli epeyce geniş toplum kesimlerince incelenip, özümseneceğini varsaymak herhalde fazla iyimserlik olur.

 

Hazin ve düşündürücü bu tablo karşısında Meclis’te temsil edilen siyasi partilerin (ve altılı masada yer aldığı cihetle Gelecek Partisi’nin) ilan ettikleri parti programlarının dış ve güvenlik politikasına dair bölümlerinin partilerüstü bir yaklaşımla karşılaştırmalı olarak incelenmesi ve bu bölümlerde açıklanan hususlar ile parti yetkililerinin gerçek hayatta kullandıkları söylemler/gerçekleştirdikleri tasarruflar arasında uyum olup olmadığının belirlenmesi mevcut koşullarda daha da önem kazanmış bulunmakta.

 

II. Hangi parti ne ilan etmiş, ne yapıyor?

 

Mecliste temsilcisi olan siyasi partilerin dış ve güvenlik politikasına dair programlarının örtüşen yanları olduğu kadar doğal olarak çelişen yönleri de bulunmakta.

 

Ortak Paydalar Neler?

 

Programların dış ve güvenlik politikasına ilişkin bölümlerinin örtüşen yanlarını çeşitli temalar itibariyle  şöylece toparlamak mümkün:

 

Uluslararası Kurum, Kuruluşlar ve Bölgesel Örgütler:

 

Öncelikle, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), Büyük Birlik Partisi (BBP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Demokrat Parti (DP), Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA), Gelecek Partisi (GP), İyi Parti (İP), Memleket Partisi (MP), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), Saadet Partisi (SP), Yenilik Partisi (YP) ve Zafer Partisi (ZP)’nin programlarında çok taraflı/çok yönlü diplomasiye atıflar yapıldığı görülmekte. Özellikle, CHP, İP, MP, ZP, DEVA, Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesini dış politika programlarının temel yapıtaşı olarak nitelendirmekteler. CHP, Atatürk’ün “Bağımsızlık benim karakterimdir” sözüne atıfta bulunarak, dış politikada ulusal bağımsızlığın simgesi ve ödünsüz takipçisi olacaklarının altını çizmekte. ZP de parti programlarında milli gerçekçi dış politikanın şekillenmesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkelerine bağlı kalacaklarını belirtmekte. İP’in programında da Atatürk ve ilkelerine sıkça atıf yapılmakta. Diğer partilerin programlarında ise ne Atatürk’e, ne de Atatürk’ün dış politika için belirlediği bu temel düstura yer var.

 

Yukarıdaki paragrafta sözü edilen beş parti Türkiye’nin uluslararası kurum ve kuruluşlarda aktif bir konumda yer almaya devam etmesi gerektiğini savunmaktalar. Ancak, bu yazıda ele alınan oniki partinin öncelik verdikleri uluslararası kurum ve kuruluşlar ile bölgesel örgütlere ilişkin yaklaşımları parti programlarında yer alan ifadelerde farklılık göstermekte.

 

Bu çerçevede İP, Türkiye’nin taraf olduğu ikili ve çok taraflı uluslararası antlaşmalara, kurucusu ve üyesi olduğu uluslararası kuruluşlardaki sorumlulukların/taahhütlerin ahde vefa ilkesine bağlı kalınarak uyulacağını vurgularken; DP, Türkiye’nin özellikle Birleşmiş Milletler (BM)‘de ve Avrupa Konseyi’ndeki etkinliğinin arttırılmasını öncelediğini kayda geçirmişler.

 

SP ise, BM Güvenlik Konseyi’nin, “güç ve paylaşım”[1] yarışından ötürü sorunların çözümünden uzaklaştığını, bu yüzden tarihi ve coğrafi önemini göz önünde bulundurarak, Türkiye’nin ulusal çıkarları adına, BM Güvenlik Konseyi’nin daimî üyesi olmak için adımlar atması gerektiğini belirtiyor.[2]

 

MHP, programında uluslararası işbirliğine önem veren, etkin bir dış politika belirlediklerini öne sürüyor. Aynı doğrultuda AKP de, benzer ifadelerle, Türkiye’nin jeopolitik konumunun bir getirisi olarak ‘çok alternatifli’ bir dış politikanın kaçınılmaz olduğuna parti programında yer veriyor.

 

Gelecek Partisi ise, küresel işbirliği alanında başta ortak üye olunan G20 içinde yakın koordinasyon halinde bulunulmasına özen gösterileceğini açıklıyor.

 

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO)’ne de parti programlarında yer verenler (DP, AKP, CHP, DEVA, ZP ve İP), NATO müttefikleri ile karşılıklı saygı, dayanışma ve işbirliğine dayanan ilişkiler çerçevesinde çalışmaların sürdürüleceğini kaydediyorlar. Bu bağlamda DP’nin, Azerbaycan’ın  NATO üyeliğine destek vereceğini açık ifadelerle beyan etmesi dikkat çekiyor.

 

SP ise parti programında NATO’nun İslam ülkelerine karşı düşmanca bir tutum sergilediğini ve Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı sorunlar karşısında NATO’nun gösterdiği yaklaşımı kabul etmediklerini açıklıyor. Bu tutumu şu ifadelerde görmek olası: ‘Türkiye’nin kendi tarihi hinterlandı ile ilişki kurmasını engelleyecek hiçbir uluslararası organizasyona dâhil olmasını doğru bulmamaktayız.’  Burada sanki Batının Türkiye’nin ‘hinterlandında’ bulunmadığı gibi bir çıkarsama yapmak mümkün. Kaldı ki, programın ana ekseni ağırlıklı olarak İslam ülkeleriyle işbirliğinin geliştirilmesi üzerine kurgulanmış. Bu çerçevede, kısa tutulmuş gerekçelerle de olsa ve haklılık payı bulunsa da, geniş bir kuşağı istikrarsızlığa sürüklediği sahada görülen Büyük Ortadoğu Projesine (BOP) karşı çıkılıyor, bu projenin özünde Büyük İsrail Projesi (BİP)’nin yattığı ‘Arz-ı Mevud’ (Vaadedilmiş Topraklar) kavramıyla açıklanıyor. Bu kavramın arka planını seküler değil, dini bir anlayışın oluşturduğu ise bilinen bir olgu.

 

Parti programında uluslararası örgütlerden ziyade bölgesel örgütlere yer veren Halkların Demokratik Partisi (HDP), “enternasyonalist dayanışma”[3] olarak nitelendirdiği dış politikasında özellikle kapitalizme karşı duran bölgesel örgütlerle işbirliklerini arttırmak adına faaliyet göstereceklerini açıklıyor. Burada dikkat çeken husus ise, HDP’nin programında, esasen kökü felsefi ve tarihi olarak Batı’da yatan, anti kapitalist/emperyalist Batı karşıtlığının açıkça ortaya konmasına karşılık Batılı ülkelerde önemli bir kesimin, özünde çağdaş Avrupa değerleri ve kavramları üzerinden HDP’yle tesis ettikleri yakın ilişkilerin bir gerçeklik olarak gündemde bulunması. Dolayısıyla, seküler bir düzlemde değerler-çıkarlar-fırsatlar dengesi temelinde HDP ile ‘Batı’daki Batı düzeninin karşıtları’ arasında yakın bir bağ kurulması olanaklı kılınıyor.  HDP, anti kapitalist/emperyalist söylemle Batı karşıtlığı üzerinden bir tutum geliştirirken Batılı çevrelerle fiilen yakın ilişki kurmaktan kaçınmıyor. Dolayısıyla, programı ile gerçek hayattaki duruşu arasında ortada olan çelişkiyi görmezden gelen bir yaklaşım sergiliyor.

 

Türkiye İşçi Partisi (TİP) ise, bölgesel ilişkileri gizli diplomasi yerine halk egemenliğini temsil eden organların, sendikaların, kadın, gençlik ve çevre örgütlerinin de rol alacağı bir zeminde geliştirmeye öncelik tanıyacaklarını savunuyor.

 

Burada dikkat çeken nokta, farklı açılardan ve dünya görüşlerinden kaynaklıyor olsa da  SP, HDP ve TİP’in, benzerleriyle birlikte Batı karşıtlığında birleştikleri gerçeği. Seküler ekol (HDP ve TİP) bunu çağdaş kavramları (anti kapitalizm ve emperyalizm), dini ekol (SP, BBP ve benzerleri) ise ilahi temelli tezleri kullanarak aynı noktada buluşuyorlar. Bu ‘kucaklaşma’ Türkiye’de Avrasyacılığı öne çıkaran çevrelere de ışık tutan, kısacası hem seküler anlayıştan, hem din eksenli yaklaşımdan güç alan bir tutuma zemin oluşturuyor. Bu ‘kucaklaşma’ Türkiye’de Avrasyacılığı öne çıkaran çevrelere de ışık tutan, kısacası hem seküler anlayıştan, hem din eksenli yaklaşımdan güç alan bir tutuma zemin oluşturuyor. Avrasyacılığı önceleyerek Batı karşıtlığı yapılması bugünlerde çok yaygın bir eğilim ve iktidar çevreleri açıktan veya örtülü olarak bundan nemalanan bir duruş sergilemekten geri durmuyorlar. Dolayısıyla, bu noktada, şematik bir anlatımla, ‘iktidar çevreleri-siyasal İslamcı akımlar-ulusalcılar-solun belli kesimlerini’ içeren dördüzler esasen dünyaya bakışları farklı olsa da garip bir ittifak çerçevesi içinde biraraya gelebiliyorlar.

 

DP, İP, AKP, ZP’nin, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (KEİT) içerisindeki işbirliğini daha aktif kılacaklarını öne çıkartmalarına karşılık AKP, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (ECO) çerçevesindeki işbirliğinin güçlendirilmesi için çaba sarf edeceğini ilan ediyor. Benzer bir anlayışla, Gelecek Partisi de İslam İşbirliği Teşkilatı, Arap Ligi, Körfez İşbirliği Teşkilatı, Ekonomik İşbirliği Örgütü gibi bölgesel yapılar içindeki sorunların aşılarak bu örgütlerin temel ilkeleri çerçevesinde ortak mekanizmalar geliştirilmesine ağırlık vereceğini kayda alıyor.

 

Balkanlar:

 

AKP, BBP, CHP, DP, DEVA, Gelecek Partisi, İP, MP, MHP, SP, YP ve ZP, Balkan ülkeleri ile Türkiye’nin tarihi ve coğrafi bağını değişik dünya görüşlerine dayalı olsa da vurgulayarak, ilişkilerin başta ekonomik, sosyal, siyasi ve kültürel olmak üzere, her alanda geliştirilmesi ve derinleştirilmesinin dış politikalarının temel hedeflerinden birisi olduğunun altını çiziyorlar. Bu itibarla, farklı bakış açılarıyla da olsa, Türkiye’nin ‘Avrupa, dolayısıyla Batı hinterlandı’ bulunduğu gerçeğini teslim ediyorlar.

 

Asya-Pasifik:

 

AKP, BBP, CHP, DP, DEVA, Gelecek Partisi, İP, MP, MHP, SP, YP ve ZP, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri başta olmak üzere, Uzak Doğu ve Güney Doğu Asya ülkeleriyle ilişkilerin geliştirilmesi ve dinamik bir ekonomik işbirliği ortamının yaratılması amacıyla çalışmaların/girişimlerin/çeşitli projelerin sürdürüleceğini ilan ediyorlar.

 

Latin Amerika:

 

AKP, BBP, CHP, DP, DEVA, Gelecek Partisi, İP, MP, MHP, SP, YP ve ZP, Latin Amerika ile karşılıklı saygı ve çıkarlara dayalı stratejik planlar doğrultusunda hareket edeceklerini açıklıyorlar.

 

Kafkasya:

 

AKP, BBP, CHP, DP, DEVA, Gelecek Partisi, İP, MP, MHP, SP, YP ve ZP, Kafkasya’da barış ve istikrarın sağlanması yönünde girişimlerde bulunacaklarını savunuyorlar. DEVA ayrıca, Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu (KİİP) girişimini canlandıracaklarını ve Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarının işgalinin bir an önce son bulmasını teminen Minsk Grubu çerçevesindeki gayretlere destek vereceklerini açıklıyor. DEVA’nın, Azerbaycan-Ermenistan arasında patlak veren II. Karabağ Savaşı sonrasındaki dinamikler ışığında Minsk Grubu’nun geleceğine dönük projesi ile zamanında akamete uğramış KİİP projesinin özellikle Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı ertesindeki dönemde tekrar gündeme getirilmesinin gelişmelerin gerisinde kalan hedefler oluşturduğunu belirtmekte yarar var.

 

Afrika:

 

AKP, BBP, CHP, DP, DEVA, Gelecek Partisi, İP, MP, MHP, SP, YP ve ZP, Afrika ülkeleriyle ilişkilerimizin politik ve ekonomik boyutlarıyla hızla geliştirilmesini hedef aldıklarını kaydediyorlar. Bu bağlamda, Gelecek Partisi parti tüzüğünde “Afrika Özel Temsilciliği”[4] kuracaklarını ve bu kurum üzerinden Afrika’ya yönelik tüm faaliyetlerin koordine edileceğini açıklıyor.

 

ABD:

 

AKP, BBP, CHP, DP, DEVA, Gelecek Partisi, İP, MP, MHP, SP, YP ve ZP, ABD ile ilişkilerin ekonomik, siyasi ve güvenlik boyutlarıyla her iki tarafın karşılıklı çıkarlarına hizmet edecek şekilde, eşitlik ve karşılıklılık temelinde yürütülmesini sağlayacaklarını savunuyorlar. Sözkonusu partiler, FETÖ ve PYD/YPG gibi terör örgütlerine bazı ABD yönetim çevreleri tarafından verilen desteğin kesilmesi konusunda ısrarcı olacaklarını da ekliyorlar. Bunun yanısıra CHP, ABD’nin Irak’a ikinci müdahalesinin uluslararası hukuka aykırı, siyasi ve ahlaki açılardan da yanlış olduğunu teyiden ortaya koyuyor. TİP ise,  sosyalist bir Türkiye’yi inşa etmek üzere  çalışmalar yürüteceğini dürüstçe ve tutarlı bir çizgide  açıklayarak ABD karşıtlığını açıkça sergiliyor.[5]

 

Rusya Federasyonu:

 

AKP, BBP, CHP, DP, DEVA, Gelecek Partisi, İP, MP, MHP, SP, YP ve ZP, özellikle Ukrayna Krizi öncesinde, Rusya Federasyonu ile karşılıklı saygıya ve işbirliğine dayalı ilişkilerin güçlendirilmesini desteklediklerini ortaya koyuyorlar. İkili ilişkilerin politik, ekonomik ve kültürel gelişimini hızlandırmayı hedeflediklerini de açıklıyorlar. Programlarında tabiatıyla 24 Şubat 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı yeniden işgalinin yol açtığı gelişmelerin, Türkiye’yi de yakından ilgilendiren bölgesel ve küresel etkilerine değinen hususlar mevcut değil.

 

Çin:

 

AKP, BBP, CHP, DP, DEVA, Gelecek Partisi, İP, MP, MHP, SP, YP ve ZP, Çin Halk Cumhuriyeti ile ticari ilişkilerimizin ilerletilmesi hususunda faaliyet göstereceklerini kaydediyorlar. Diğer yandan Çin’in, Uygur Türklerinin ve diğer Müslüman toplulukların en temel insan haklarını ihlal eden uygulamalarının  son bulması için uluslararası camiayla birlikte işbirliğine yönelik gerekli diplomatik çabaları göstereceklerini de açıklamalarına ekliyorlar.

 

Ermenistan:

 

AKP, BBP, CHP, DP, DEVA, Gelecek Partisi, İP, MP, MHP, SP, YP ve ZP, Ermenistan’la ilişkilerin geliştirilmesinin, bu ülkenin işgal ettiği Azeri topraklarından çekilmesine, Türkiye’ye karşı uluslararası hukuka aykırı biçimde soykırım iddiasıyla girişimlerde bulunmaktan vazgeçmesine bağlı olduğunu belirtiyor. HDP, sözkonusu partilerden ayrışarak 1915 olaylarını bir “soykırım” olarak adlandırıyor.

 

Farklılıklar Nerede?

Bugün birçok farklı mecrada yapılan tartışmaların düğüm noktasının, esasen programlardaki farklılıklar üzerine inşa edilmiş dünya görüşlerinde yattığını verilere dayalı olarak teşhis etmek gerekiyor. Bu farklılıkları şu ana başlıklar altında özetlemek mümkün:

 

Orta Doğu:

 

Orta Doğu’yu kapsayan politikalarında siyasi partiler bölgede barış ve huzurun tesis edilmesi için hareket edeceklerini vurgulasalar da öncelik verdikleri ülkeler, gözlemler ve bölgede barışı hakim kılmak amacıyla atacakları adımlar farklılık gösteriyor.

 

DP, Orta Doğu’da yoğun ve etkin diplomatik çaba göstererek Suriye ile karşılıklı güven ve ortak çıkar anlayışına dayalı kardeşçe ilişkileri güçlendireceklerini, Irak’ta barış ve istikrarın hâkim kılınmasına ve Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasına büyük önem atfettiklerini ve iktidarlarında, hiçbir komşu ülke arasında ayrım gözetmeksizin bir ‘Ortak Ekonomik Yaşam Alanı’ kuracaklarını kayda alıyor.

 

SP ve CHP ise, “Büyük Ortadoğu Projesi” nin (BOP) bölgedeki ülkelere bir güvenlik tehdidi oluşturduğunu[6], dolayısıyla bu girişime karşı çıktıklarını vurguluyor. CHP ayrıca, Ortadoğu ülkeleriyle ilişkiler bağlamında da Türkiye’nin laik kimliğinin altını çiziyor.

 

HDP ise ABD ve NATO desteğinde Suriye, Irak ve diğer bölge ülkelerine “rejim ihracı”[7] olarak nitelendirdikleri girişimlerinin ve müdahalelerinin karşısında yer alacaklarını öne sürüyor. Öte yandan, İP, Türkiye’nin “Ortadoğululaşma” yaklaşımıyla bir dış politika izlediğini ve iktidarlarında buna son vereceklerini net biçimde ortaya koyuyor.

 

MHP ve AKP ise, Orta Doğu’da barış ortamının sağlanması için çaba göstereceklerini savunuyor. ‘Arap Baharı’nın patlak vermesi ertesinde bu iki partinin işbirliğiyle izlenen başta Suriye olmak üzere Ortadoğu  politikalarının ülkeyi sürüklediği nokta ise ortada ve iktidar çevreleri halen bölgeye ilişkin dış/güvenlik politikalarında  oluşan ciddi hasarı gidermekle meşgul.

 

DEVA, Irak Hükümeti ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi ile diyalog ve işbirliğini geliştireceklerini ve İran ile olan geleneksel komşuluk ilişkilerini sürdürmeye büyük önem vereceklerini; ancak bunun yanında Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşmasına destek sağlayacaklarını ilan ediyor.

 

MP, ZP ve Gelecek Partisi(GP) ise, Suriyeli sığınmacıların yurtlarına gönüllü ve güvenli dönüşünü sağlayacaklarına parti programlarında özellikle  yer veriyorlar. GP’nin mevcut lideri açısından partisinin programında açıklanan geçici sığınmacıların geri dönüşüyle ilgili taahhütü, geçmişte iktidar kadrolarındayken üstlendiği görev ile söylem ve  tasarrufları bakımından ilginç bir tezatı ortaya çıkarıyor.

 

ZP ayrıca, Suriye’de Beşar Esad ile diplomatik ilişkileri yeniden kuracağını ve Şam Büyükelçiliğini süratle açacağını ilan ediyor. ZP, bölgeye dönük politikası doğrultusunda Müslüman Kardeşlere siyasal ve ekonomik desteği sonlandıracaklarını açıkça ortaya koyuyor .

 

YP, diğer partilerden farklı olarak, parti programında İdlib, Afrin, Fırat Kalkanı ve Barış Pınarı alanlarını tek meclis ve tek idareye dönüştürerek, Suriye Anayasasında, diğer ortaya çıkabilecek bölgeler gibi ayrı bir bölge olmasını sağlama amacıyla hareket edeceklerini ilan ediyor. Bu hedefini, Suriye’nin siyasi birliği ve toprak bütünlüğüyle nasıl bağdaştırdığını ise gerekçelendirmeye ihtiyaç duymuyor. Dolayısıyla, yayılmacı bir reçete sunuyor.

 

CHP, DEVA, ZP, Gelecek Partisi BM Güvenlik Konseyi’nin 242 sayılı kararı temelinde, 1967 sınırları çerçevesinde başkenti Doğu Kudüs olan egemen bir Filistin devletinin kurulması için hem devletler hem BM nezdinde faaliyet gösterilmesini savunurken, İsrail ile diplomatik ilişkilerin sürdürülmesi gerektiğinin altını çiziyorlar.

 

Avrupa Birliği:

 

Siyasi Partiler 31 Temmuz 1959’da Türkiye’nin Avrupa Ekonomik Topluluğu’na yaptığı ortaklık başvurusu ile başlayan Türkiye-AB ilişkileri konusunda da farklı bakış açılarına sahip.

 

DP, Avrupa Birliği’ne katılımı sağlayacak başvuruyu yapan parti olarak başlattıkları üyelik sürecini devam ettirme kararlılığını sürdüreceğini açıklıyor. Buna karşılık SP, AB’ye tam üyelik yerine, eşit koşullarda karşılıklı ikili ilişkiler içinde olmayı daha doğru bulduklarını ifade ediyor.

 

Benzer bir tutumla ZP de, AB ve Türkiye açısından yeni bir ilişki modeli düşündüklerini vurguluyor. İP ve YP, AB ile ilişkilerde tarafların karşılıklı çıkarlarını temsil edecek doğru bir ilişki zeminin oluşturulmasını sağlayacaklarını ilan ediyor.

 

MHP ise, tam üyelik dışındaki yaklaşımların kabul edilmemesi yönünde bir politika izleyeceklerine yer veriyor. Bunun yanında, AB ile ilişkileri Türkiye için bir ‘kimlik ve kader sorunu’ olarak görmediğini açıklıyor. Bu partinin liderinin bu yıl içinde Türkiye’nin NATO’dan çıkması gerektiğini çok açık ve sert ifadelerle dile getirmesinin, Batı’yla olan ilişkilere dair parti programında yer verilen hususlarla ne denli uyuştuğunun takdirini ise partisinin üyelerine ve destekçilerine bırakmak daha doğru olur.

 

AKP de parti programında Birliğin üyelik için öteki aday ülkelerin de yerine getirmesini istediği şartları bir an önce sağlayacaklarını ileri sürüyor. Tüm sorumluluğu Türkiye’ye yüklemek haksızlık olsa da, AB ile olan ilişkilerin bugün geldiği nokta, parti programının gereklerini karşılamaktan çok uzakta.

 

CHP, MP, DEVA ve Gelecek Partisi, tek taraflı tavizler verilmeden Türkiye’nin tam üyeliğini desteklediklerini açıklıyorlar. MP ayrıca, Gümrük Birliği’nin güncellenerek tarım, hizmetler, sanayi ve kamu alımları alanlarını da kapsamasını öncelediğini kaydediyor.

 

BBP ise, AB ile işbirliğinin gelişmesinin Batı Avrupa Türklerinin kurmuş olduğu dernek, vakıf ve federasyonlarla sıkı bir diyalog kurarak gerçekleşeceğini savunuyor.

 

Avrasya:

 

DP, Gelecek Partisi, AKP, ZP ve İP, Türkiye’nin aynı zamanda bir Avrasya gücü olmasının ayırdında bulunduklarını, Avrasya’da ekonomik kalkınmanın ve istikrarın sağlanmasına büyük önem vereceklerini belirtiyorlar. MHP, Avrasya jeopolitiğinin merkezinde bulunmanın sunduğu fırsatları stratejik bir vizyonla değerlendireceklerini ilan ediyor. BBP ise, Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar kaynaşmış bir Türk Dünyası’nın tahakkuku için bir dış politika programı oluşturacaklarının altını çiziyor. Her iki parti de mevcut konjonktürde Avrasya’daki ülkelerin Türkiye’yi nasıl karşılayacaklarına ve bu geniş kuşakla olan ilişkilerde de mevcut bulunan sınamaların hangi yollardan aşılacağına açıklık getirmiyorlar.

 

Kıbrıs:

 

AKP, BBP, CHP, DP, DEVA, Gelecek Partisi, HDP, İP, MP, MHP, SP, TİP, YP ve ZP, Ada’da uzlaşmayı desteklediklerini ve Kıbrıs Türk Halkının haklarını savunduklarını belirtirken, Ada’daki çözüm sürecine dair farklı görüşler sunuyorlar.

 

DP, parti programında Ada’da yeniden birleşme ve Türklerin varlığını garantiye alan ve eşit bir statüde kalmalarına imkân sağlayan bir temelin ortaya çıkmasını savunurken, birleşmenin olamaması durumunda çözümü destekleyen taraf olan KKTC’nin bağımsız bir devlet olarak, izolasyonlardan arındırılmış bir statüye kavuşturulmasının takipçisi olacağını belirtiyor. İP ek olarak, KKTC ile Ekonomi, Savunma, Güvenlik ve İşbirliği Anlaşması yapılmasının Kıbrıs politikalarının hedefleri arasında yer aldığını ilan ediyor.

 

HDP ise diğer partilerden ayrılarak Ada’daki bütün yabancı güçlerin askeri kuvvetlerini (Ada’da konuşlu Türk Askeri Kuvvetlerini de kastederek) şartsız geriye çekmesini açıkça savunuyor.

 

HDP dışındaki partiler, Kıbrıs’ta uygulanabilir çözümün; iki bölgeli, iki uluslu ve iki devletli bir ortaklık yapılanması olduğunun altını çiziyorlar.

 

Doğu Akdeniz ve Ege:

 

AKP, BBP, CHP, DP, DEVA, Gelecek Partisi, İP, MP, MHP, SP, YP ve ZP, Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Ege’deki haklarının korunmasında ve bu denizlerdeki Türkiye aleyhine olan hak ihlâllerinin önlenmesinde kararlı davranacaklarını vurguluyorlar.

 

CHP parti programında Yunanistan ile anlaşmazlıklarda çözüm için diyalog yolunun tercih edileceğinin  vurgulanmasına karşılık MP, Yunanistan’ın uluslararası hukuka aykırı şekilde el koyduğu egemenliği tartışmalı olan  (EGAYDAAK) onsekiz adayı terk etmesi için gerekli mücadeleyi başlatacaklarını açıklıyor.[8] Ayrıca, MP ve ZP’nin, Mavi Vatan doktrinine parti programlarında yer vermeleri dikkat çekiyor.

 

Dışişleri Bakanlığı:

 

Dışişleri Bakanlığı’nın teşkilat yapısında değişiklikler yapılması gerektiği kimi programlarda öne çıkarılıyor. Örneğin İP, parti programında Dışişleri Bakanlığı kadrosunu yeniden yapılandıracağını kaydediyor. ZP ise, Dışişleri Bakanlığı meslek kariyerini bölge ve konu uzmanlığına sahip olacak şekilde tesis etmek suretiyle yeni bir yapılanmanın gerçekleştirileceğinin altını çiziyor. Gelecek Partisi de özel bir uzmanlaşma program ve planının hayata geçirilmesini planladıklarını ilan ediyor.

 

Güvenlik Bürokrasisi:

 

Parti programlarında İP, ZP, MHP, Gelecek Partisi, CHP ve DEVA güvenlik bürokrasisi için geliştirmeyi hedefledikleri unsurları detaylandırıyorlar. Bu bağlamda İP, parti programında, yeniden tesis edilecek laik, demokratik, sosyal, hukuk devleti ve parlamenter rejimle birlikte, Genelkurmay Başkanlığı’nın Millî Savunma Bakanlığına, Kuvvet Komutanlıklarının da Genelkurmay Başkanlığına bağlanacağını ve Başkomutanlığın TBMM’nin uhdesinde olacağını açıklıyor. Ayrıca, orduyu siyasetin dışında tutmak prensibinden hareketle Yüksek Askerî Şûra’nın (YAŞ) bünyesinin yeniden şekillendirilmesini hedefliyor. Dış istihbarat ve iç istihbarat için ayrı yapılar tesis edeceğini de  belirten İP, ZP ile aynı doğrultuda,  Siber Güvenlik konusunda Ankara ve İstanbul’da iki Teknokent ve bu illerde Siber Güvenlik Teknoloji Liseleri ve belirlenecek iki üniversiteye Siber Güvenlik bölümü açılacağını bir hedef olarak ortaya koyuyor. MHP ise, örneğin CHP, İP, ZP’nin programlarında yer aldığı gibi, yerli bir harp sanayinin gelişmesi ve sanayi teknolojilerinin üretimi ve Ar-Ge çalışmalarının destekleneceğini ilan ediyor.

 

Gelecek Partisi, güçlü ve hukuka bağlı bir TSK yapılanması ile terörle tam mücadelenin destekleneceğini kayda geçiriyor.

 

CHP, terörle mücadelede İç Güvenlik Araştırma Enstitüsü birimi oluşturulacağını, TSK’nın yeniden yapılandırılacağını, Stratejik Araştırma Kurumu (STARK) kurulacağını açıklıyor. DEVA ise, Savunma Sanayii Başkanlığı’yla birlikte savunma sanayi alanında faaliyet gösteren diğer kurum kuruluş ve vakıf şirketleri ile özel firmalar arasında işbirliği ve eşgüdüm yaratacak mekanizmaları oluşturacaklarını beyan ediyor.

 

[1]  Adil Devlet, Adil Paylaşım Seninle Olur. (n.d.). Adil Devlet, Adil Paylaşım Seninle Olur. https://saadet.org.tr/tr/program-detay/5ed7b4d5ca26b/atilmasi-gereken-adimlar

[2]  İYİ PARTİ PROGRAMI. (n.d.). https://iyiparti.org.tr/storage/img/doc/iyi-parti-guncel-parti-program.pdf

[3]  Parti Programı. (n.d.). Hdp.org.tr. https://hdp.org.tr/tr/parti-programi/8/

[4] Program | Gelecek Partisi. (n.d.). Gelecekpartisi.org.tr.https://gelecekpartisi.org.tr/partimiz/program

[5]  Program. (n.d.). Türkiye İşçi Partisi. http://tip.org.tr/en/program

[6] Cumhuriyet Halk Partisi. (n.d.). https://chp.org.tr/

[7] Parti Programı. (n.d.). Hdp.org.tr. https://hdp.org.tr/tr/parti-programi/8/

[8] KET. (n.d.). https://www.memleketpartisi.org.tr/cms-uploads/parti-programi/memleket-partisi-parti-programi-dis-politika-uluslararasi-iliskiler.pdf

III. Programlar sanal mı, gerçek mi?

 

Son dönemde parti liderleri için metin yazanların veya değişik mahreçlerde ‘liderlerden daha fazla liderlik’ sergilemeye eğilimli olanların, üye bulundukları ve  savundukları partilerin programlarını ne derecede inceledikleri, bunlardan ne algıladıkları veya gerektiğinde geri dönüp bunları dikkate alıp almadıkları bilimsel ve siyaset/siyasa açılarından  incelenmeye değer bir alan oluşturuyor.

 

Bütünlükten ve tutarlılıktan yoksun, günlük ve popülist siyasi gereksinimlerin ön plana çıktığı, dar oy hesaplarının esas alındığı sığlıkla malul bir ortamda, partilerin kamuoyuna kendilerinin ilan ettikleri programları da kirli siyasetin değersizleştirilmiş bir öznesi haline getirdikleri yüzleşilmesi gereken bir gerçeklik.

 

Bu gözlemi yaparken, çeşitli sapmalara rağmen, programlarındaki ana parametreleri dikkate alan partilere ve sözcülerine haksızlık etmemek gerekir. Bu bağlamda, genel hatları itibariyle programları ile kullandıkları söylem ve benimsedikleri eylemler arasında bariz bir  makasın oluşmasında rol oynayan parti liderlerinin/yetkililerinin, yukarıdaki bölümlerde kıyaslamalı olarak işaret olunduğu üzere, ağırlıklı olarak iktidar veya iktidarı çeşitli mahfil ve mecralarda destekleyen çevrelerde vücut bulduğu olgusunun altının çizilmesi gerekiyor.

 

Bir diğer gözlem ise, hemen tüm partilerin programlarında ‘çok yönlü dış ve güvenlik’ politikası izlenmesinden yana bir tutum sergilenirken, Batıyla ilişkilere bakışlarında ciddi farklar olduğu. Başta ABD olmak üzere bu ilişkilerdeki ciddi sınamaları yadsımayan, ancak yukarıdaki tablodan görüleceği üzere, Batı eksenini önceleyen partiler olduğu gibi, Türkiye’nin yer ve konumunu Batı dünyası haricinde Avrasya’da ve Avrasyacılıkta  görmeye eğilimli partiler de bulunmakta.  Türkiye’de demokrasinin, temel özgürlüklerin ve hukuk devletinin gerilemesinden günlük olarak yakınan, fiiliyatta Batılı demokrasilere özgü değerleri, bir çelişki oluştursa da, Batı karşıtlığı söylemi üzerinden savundukları söylenebilecek seküler dünya görüşlerine sahip kimi partilerin de siyasi yelpazede yer aldıkları görülmekte. Bu açıdan bakıldığında karşımıza halen ‘Batı sorunsalı’nı aşamamış, küresel ilişkilerde belirsizliğin hakim olduğu içinde bulunduğumuz kritik dönemeçte, çoğunun sıhhati konusunda belirsizlik bulunsa da, kamuoyu yoklamaları dikkate alındığında Türk toplumunun büyükçe kesiminin kaldırmakta zorlanacağı farklı değerler bütünü ile yönetişim anlayışına sahip ‘Doğu’, ‘Kuzey’ ve Güney’ eksenlerine ağırlıkla göz kırpan, ‘Batı’yı ise ötekileştiren bir tablonun çıktığını görmekteyiz.

 

Bunun yanında CHP, İP, MP, ZP programlarında Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’e ve dış politikasına açıkça yer verirlerken diğer parti programlarında ne devlet kurucumuzdan ne de Cumhuriyet değerlerinden söz edilmekte. Bunun yerine, elbette geçmiş tarihimizin ayrılmaz parçaları olan Selçuklu devletine ve Osmanlı İmparatorluğuna yapılan atıflar öne çıkmakta. Bunun en çarpıcı örneklerinden birini Türkiye dışındaki soydaşlarımızla ilişkilere değinilen bölümde  BBP programında yer verilen şu ifadeler oluşturmakta: ‘Son Osmanlı Mebusan Meclisi’nden bize vasiyet olarak kalan Misak-Milli sınırları içerisindeki soydaşlarımızla da her daim iletişim içerisinde olduk, …’ İstanbul işgal altındayken İngilizlerin dağıttığı Osmanlı Meclis-i Mebusan’ının, Misak-Milliyi nasıl gerçekleştirebileceği veya gerçekleştirip gerçekleştiremediği tarihi olarak sorulması gerekli bir soru. Misak-Milli’yi gerçekleştiren Atatürk ve onun kurduğu TBMM’dir ve bunun mirası da vasiyeti de onlara aittir. Misak-Milli bahsinde dahi Osmanlı dönemine öykünülmesinin milli gerekçesi olamaz.

 

Genel hatları itibariyle bakıldığında CHP, İP, MP, DEVA, ZP ve GP’nin programlarının daha güncel ve çağdaş değerler üzerine inşa edildiği öne sürülebilir. Arkaik bir arka plandan beslenmekten medet uman diğer parti programlarının ise günün koşullarına göre güncellenmek yoluyla ‘cazip’ kılınmaları ilgili parti yetkililerinin sorumluluğunda bulunan bir husustur.

 

GP’nin programı, parti liderinin ‘Stratejik Derinlik’ başlıklı kitabının adeta kapsül haline getirilmiş kısa bir versiyonu izlenimini vermektedir. Bu partinin programında, yine parti liderinin iktidar partisindeyken görev üstlenmiş olduğu dönemde kullandığı söylemler ile hayata geçirdiği tasarrufların derin izdüşümleri olduğu görülmektedir. Bu açıdan bakıldığında, parti programının, geçmişte pek de başarılı sonuçlar vermemiş hedefler yerine daha güncel ve mevcut şartları yansıtacak yönde gözden geçirilmesinde parti çevrelerince fayda görülebilir.

 

Bu yazıda değerlendirmeye alınan partilerin bir bölümü kendi ideolojilerinin temellendirdiği bir çıkış noktasından, diğer kısmı ise açıkladıkları kendi programlarının hilafına siyaseten hayatta kalma güdüsüne ve fırsatçılığa dayalı salt merkantilizm odaklı bir yaklaşımdan  hareketle yüzyılların imbiğinden süzülmüş ve Cumhuriyetin değerleriyle bezenmiş dış ve güvenlik politikalarından sapmayı bir ‘değer’ olarak topluma benimsetmeye çalışmakta, programlarında sundukları ilke ve değerleri de kendi ‘davaları’ ve ‘medeniyet anlayışları’yla gerekçelendirerek çiğneme pahasına Türkiye’nin, Cumhuriyetin kuruluşuyla taçlanan çağdaş uygarlık birikimini hedef tahtasına koymak suretiyle yol almayı maharet saymaktadırlar. Bu yolun, kendi programlarını da hiçe sayarak harcadıkları bunca çabaya karşın son kertede ve özellikle genç kuşaklar nezdinde Türkiye’de yer edinemeyeceğini anlamamakta ısrar etmektedirler. İbreyi çıkmaz sokaklara çevirmenin geçici siyasi getirilerinin kalıcı olmayacağının anlaşıldığı gün, dış ve güvenlik politikalarının da rahat bir nefes alanı bulacağı bir yeni çağın başlangıcı olacaktır.

 

Referanslar:

 

AK PARTİ. (2022). Akparti.org.tr. https://www.akparti.org.tr/parti/parti-programi/

GELECEĞE DOĞRU PARTİ PROGRAMI MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ. (n.d.). https://www.mhp.org.tr/usr_img/_mhp2007/kitaplar/mhp_parti_programi_2009_opt.pdf

İYİ PARTİ PROGRAMI. (n.d.). https://iyiparti.org.tr/storage/img/doc/iyi-parti-guncel-parti-program.pdf

Parti Programı. (n.d.). Hdp.org.tr. https://hdp.org.tr/tr/parti-programi/8/

Adil Devlet, Adil Paylaşım Seninle Olur. (n.d.). Adil Devlet, Adil Paylaşım Seninle Olur. https://saadet.org.tr/tr/program-detay/5ed7b4d5ca26b/atilmasi-gereken-adimlar

Program. (n.d.). Türkiye İşçi Partisi. http://tip.org.tr/en/program/

KET. (n.d.). https://www.memleketpartisi.org.tr/cms-uploads/parti-programi/memleket-partisi-parti-programi-dis-politika-uluslararasi-iliskiler.pdf

Partisi, B. B. (n.d.). Ana Sayfa – Büyük Birlik Partisi Resmi Web Sayfası-Parti Programı. https://www.bbp.org.tr

PARTİ PROGRAMI. (n.d.). Devapartisi.org. https://devapartisi.org/temel-metinler/parti-programi

Yenilik Partisi Parti Programı | Türkiye’de Yenilik Olacak. (n.d.). Www.yenilikpartisi.org.tr. https://www.yenilikpartisi.org.tr/parti-programi/

Parti Programı. (n.d.). www.dp.org.tr. http://www.dp.org.tr/parti-programi

 

Program | Gelecek Partisi. (n.d.). Gelecekpartisi.org.tr.https://gelecekpartisi.org.tr/partimiz/program

 

Cumhuriyet Halk Partisi. (n.d.). https://chp.org.tr/

İlgili Yazılar
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Subscribers