Sırbistan Moskova mı, Brüksel mi Diyecek?

PAYLAŞ

Miloseviç’in gidişi, demokrasinin dönüşü

 

Slobodan Miloseviç dönemini takiben, Belgrad’daki yeni yönetimin, tüm ülkeyi felakete sürükleyen diktatörün lekeli mirasını geride bırakmak üzere verdiği mücadeleyi, Sırbistan’daki Türk büyükelçisi olarak (2003-2008) yakından izleme imkanım oldu. 2000 yılı sonbaharında düzenlenen seçimleri kaybeden Miloseviç önce yenilgiyi kabul etmedi, sokakları dolduran on binlerce insanın direnişi neticesinde koltuğunu bırakmak zorunda kaldı. Diktatör adalete teslim edilmediği takdirde Sırbistan’a demokrasinin gelemeyeceğini kavrayan yeni yönetim, siyasi risklerine rağmen, 2001 haziran ayında Miloseviç’i Lahey’deki Ceza Mahkemesine göndererek büyük bir engeli aştı. Sırbistan Demokratik Muhalefeti (DOS-Democratic Opposition of Serbia) adı altında görev yapan koalisyon, ülkenin tekrar demokrasi ve hukuk zeminine dönmesi için büyük çaba harcadı. Görevimin son yıllarında Sırbistan, artık dışlanan bir ülke olmaktan çıkmış, uluslararası camianın mutedil üyeleri arasına nispeten dahil olmuştu. Miloseviç’in, Yugoslav Federal Cumhuriyeti’ni içine yuvarladığı karanlık uçurumdan çıkararak, Sırbistan adıyla tekrar itibar kazandıran bu demokrasi ittifakının 3 liderinin (Zoran Djindgic, Vojislav Kostunica ve Boris Tadic) isimlerinin unutulmayacağı kanaatindeyim. Zoran Djindgic, 2003 mart ayında, başbakan koltuğunda demokrasi mücadelesi verirken, Miloseviç döneminde palazlanan sırp mafyası tarafından vuruldu (siyasi suikast), demokrasi kahramanı olarak tarihe geçti; milyonların katıldığı bir cenaze töreni ile uğurlandığını hatırlıyorum.

 

Sırplar yegane suçlu olmayı kabul etmezler

 

Yıllarca Bağlantısız Bloğun liderleri arasında yer almış Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nin saygın bir vatandaşı iken, 10 yıl içinde, ülkenin parçalanması, iç savaş, soykırıma varan katliamlarla suçlanma, ülkenin NATO tarafından bombalanması ve nihayet Kosova’nın kaybedilmesi; tabiatıyla tüm bu trajik gelişmeler, sade Sırp vatandaşını, baş edilmesi çok zor bir travma ile karşı karşıya bıraktı. Çoğunluğun psikolojisi sarsıldı, kimyası bozuldu.

 

Görevin sonunda Ankara’ya döndüğüm dönemde manzara şöyleydi: Sırp halkının neredeyse yarıya yakını, Miloseviç’in yegane suçlu olduğuna inanmıyor, Hırvatların, Boşnakların, Kosovalı Arnavutların, en az Sırplar kadar suçlu olduklarını inatla savunuyordu. Tito Yugoslavya’sının parçalanmasında, batının günahı ve sorumluluğu bulunduğunu, Bosna savaşında bütün suçun Sırpların sırtına yıkılması için batılı ülkelerin elele verdiklerini iddia ediyorlardı. Bu sancılı dönemde Sırpların arkasında duran yegane ülke ise Rusya idi.

 

Balkan ülkeleri : Brüksel yolcuları

 

5-10 yıl sonra manzara şöyle değişti: Slovenya’ya ilaveten, Hırvatistan da Avrupa Birliği üyesi oldu. Sırbistan’da batıya karşı olumsuz yargılar bir kenara konularak rafa kaldırıldı. Halkın çoğunluğu Avrupa Birliği (AB) üyeliği üzerinden Avrupa ile bütünleşmeye sıcak bakmaya başladı. Bütün Balkan ülkeleri AB üyeliği için sıraya girmiş iken Sırbistan’ın tek başına kalarak tecrit edilmesinin bir manası olmadığı kabul gördü. Bu hakim anlayış çerçevesinde Miloseviç’in fikirlerini savunan siyasi partiler benimsedikleri çizginin çıkmaz yol olduğunu idrak ile değişim geçirerek istikametlerini Brüksel’e çevirdiler. Bu radikal siyasi evrime önderlik eden Aleksandar Vucic’in Sırp İlerleme Partisi ülkenin bir numaralı partisine dönüştü. Bir zamanlar Miloseviç’in kabinesinde yer alan Vucic 2015 yılında Srebrenitsa soykırımında öldürülen Boşnakların anısına inşa edilen mezarlığı ziyaretle anıta çiçek bıraktı.

 

Sırbistan: AB’ye evet; NATO’ya hayır

 

Aleksandar Vucic önderliğindeki Sırbistan, AB yolunda diğer Balkan ülkelerinin izini takip ederken, NATO üyeliği konusunda gruptan ayrılmayı tercih etti. 1999 yılında, NATO’nun, BM Güvenlik Konseyinin kararı olmaksızın (Konseydeki Rus vetosundan ötürü), Yugoslav askerlerinin Kosova’dan çıkmasını sağlamak üzere, Sırbistan’da çok sayıda askeri hedefi, köprüleri ve bazı sivil hedefleri bombaladığı dikkate alındığında, Sırp kamuoyunun NATO üyeliğine karşı durmasının sebepleri kolayca anlaşılacaktır. Sırp milliyetçisi liderlerin arkasından koşarak, Boşnak ve Arnavutlara saldıran Sırp güçlerinin, NATO müdahalesi olmaksızın durdurulması, ve de, hem Bosna’da, hem Kosova’da, çatışmalara son verilmesinin mümkün olmayacağı hususunda, sıradan Sırp vatandaşının ikna edilmesinin hayli müşkül olduğuna yakinen şahit oldum. Belgrad’ın en işlek caddelerinden Kneza Miloşa üzerinde bulunan Yugoslav Savunma Bakanlığının, 1999 yılından bu yana, bombalanmış halde bırakılması ve adeta açık havada sergilenmesi, NATO karşıtlığının yüzeysel olmadığının işaretidir.

 

Sırp-Rus dayanışması zirvede

 

SSCB’nin dağılmasından bir süre sonra, Rusya’nın toparlanması ile birlikte, Moskova, gerek Bosna’da, gerek Kosova’da, her zaman ve koşulsuz Belgrad’ın yanında olmuştur. Sırbistan’daki Rusya temsilcisi en itibarlı büyükelçilerden sayılmıştır. Rus büyükelçiliklerinin, Sırbistan temsilciliğinin bulunmadığı ülkelerde (özellikle Afrika’da), Kosova’nın bağımsızlığının tanınmaması(menfi) için girişimlerde bulunduğunu biliyoruz. Dayton Barış Anlaşması ile kurulan Bosna-Hersek, Boşnak ve Hırvatların oluşturduğu bir federasyon ile  Sırpları kapsayan “Republika Srpska” dan meydana gelir. Bu çok uluslu ve hayli karmaşık devletin çarkları, 25 yıldan bu yana, Sırp ortaktan ötürü dönmez. Zira, Sırp  ortağın başındaki Milorad Dodik ve arkasındakiler, mensubu  oldukları devlete inanmazlar ve Sırbistan’a ilhak etmek için çaba gösterirler. Burada da, Republika Sırpska’nın ve Dodik’in en büyük destekçisi olarak, karşımıza yine Rusya çıkar. Rusya, başından bugüne, Bosna-Hersek devletini umursamamıştır; lakin, devletin Sırp ortağının kankasıdır.

 

Sırplar kayıtsız Putin destekçisi olmamalı

 

Yukarıdaki paragraflarda Sırpların ve Rusların karşılıklı duydukları yakınlığı ve iki ülke arasındaki  derin bağları vurgulamış olduk. Ancak, Putin’in Ukrayna saldırısıyla sözkonusu dostluk daha da ileri bir aşamaya geçmiştir. Sırbistan’da, Ukrayna krizinin gölgesinde düzenlenen 3 nisan seçimleri sonucunda Sırbistan parlamentosu daha da sağa kaymış, Rusya destekçisi partilerin veya ittifakların tamamı başarılı neticeler elde etmiştir. 2017 yılından itibaren Sırbistan’ı yöneten Aleksandar Vucic, bir yandan AB ile katılım müzakereleri yürütürken diğer yandan da Rusya ve Çin ile yakın işbirliğini sürdürmüştür. Bu dengeli dış politika, düne kadar, Sırp seçmen nezdinde takdir görmüş, Avrupa Birliği nezdinde ise tartışmalara yol açmamıştır. Ancak savaşın tüm dünyada yol açtığı derin tepkiler ile, AB içinde sebebiyet verdiği dayanışma ve radikal yön değişikliği çerçevesinde, Brüksel’in önümüzdeki dönemde Belgrad’a baskı yapması kaçınılmaz gözükmektedir. Artık algoritma değişmiştir. Berlin’in, Rusya politikası yeni gerçeklere binaen kapsamlı biçimde yön değiştirmiş ise, AB adayı Belgrad’ın da benzer biçimde rotasını düzeltmesi beklenecektir. Pragmatizm alanında yetenek sahibi olduğu kabul gören Aleksandar Vucic, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısına dair BM Genel Kurulunun kınama kararında ve Rusya’nın BM İnsan Hakları Konseyi üyeliğinin askıya alınması oylamasında, batı ülkeleri ile birlikte hareket ederek, ilk sınavını başarıyla geride bırakmıştır.

 

Müstakbel sınavların daha çetin geçmesi muhtemeldir.

 

Rusya’nın Ukrayna saldırısının hemen ertesinde, 4-5 bin kişi civarında bir kalabalığın, Belgrad’da, ellerinde Rus bayraklarıyla, Putin’i desteklemek üzere meydanları doldurduğunu, resimli BBC haberinden kaygıyla okudum. Bildiğim kadarıyla, dünyada başka hiçbir ülkede böyle bir manzara yaşanmamıştır. Sırp-Rus yakınlığı ve dostluğu ne kadar derin olursa olsun (son bir araştırmaya göre halkın yüzde 83 Ruslardan yana) Ukrayna’nın istilasına ve bombalanmasına, hiç bir şekilde müsamaha gösterilemez. NATO’nun Sırbistan’ı bombalamasının üzerinden 23 yıl geçmesine rağmen, yaşanan ıstırabı haklı olarak unutamayan ve affedemiyen Sırp seçmeni, bombayı sallayan Rusya olduğu takdirde tecavüzcüye destek mi vermektedir?

 

İstikbal Moskova’da değil, Brüksel’de

 

Sırp halkı üzerindeki Miloseviç lekesi, Sırbistan Demokratik Muhalefeti’nin olağandışı gayretleriyle zaman içinde silinebilmiştir. Putin Rusya’sının günahlarını benimseyerek zar zor kazanılan bu itibarı yeniden lekelemek yanlış olacaktır. Sırbistan’ın bölgenin sabıkalı ülkesi olduğunu unutmamasında fayda vardır. AB’ne giden yolun, uzun, ince ve meşakkatli olduğu söylenir. Kosova’nın tanınması, Srebrenitsa’da soykırım yapıldığına ilişkin Mahkeme kararının kabulü gibi koşullar, zamanı gelince, Brüksel’de Sırbistan’ın önüne konulacaktır. Dünyanın tecrit ettiği dönemde, Putin Rusyası ile daha da yakınlaşmanın Belgrad’da işleri kolaylaştırmayacağı açıktır. Balkanlarda, yakın geçmişte yaşanan katliamlardan gerekli derslerin çıkarılması vakti ne zaman gelecektir? Eski bir Belgrad sakini sıfatımla, Sırbistan’ın, diğer Balkan ülkelerinin gerisinde kalmadan, AB  yolculuğuna sorunsuz devam etmesini samimiyetle temenni ediyorum.

İlgili Yazılar
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Subscribers