Mehmet Fatih Ceylan – Ece Şölendil* (Konuk Yazar)
ABD-Avrupa-Çin Üçgeni
ABD ile Çin arasında giderek yoğunlaşan jeopolitik rekabet, hem Avrupa-Atlantik hem Asya-Pasifik güvenlik dengelerini doğrudan etkilemektedir. Washington’un, Çin’in artan askeri ve teknolojik kapasitesi ile Rusya’ya verdiği destek karşısında benimsediği sert ancak pragmatik yaklaşım, müttefiklerini Pekin’e yönelik daha temkinli ve farklılaşan politikalar izlemeye yöneltmiştir. Avrupa’nın ekonomik çıkarları ve stratejik öncelikleri ise ABD ile tam uyumu zorlaştırmaktadır. Bu durum, Avrupa’yı ABD’nin Çin’i çevreleme çabaları ile Çin’in ekonomik ve teknolojik karşı hamleleri arasında hassas bir denge kurmaya zorlamakta; böylece iki bölge arasındaki güvenlik bağlantısını olanaklar ölçüsünde güçlendirirken daha dengeli ve çok boyutlu bir stratejik yaklaşımı gerekli kılmaktadır.
Avrupa–Çin Yakınlaşmasının Derinleşmesi
Washington, zaman zaman Pekin’i birincil sistemik rakibi olarak tanımlamış ve açık bir çevreleme stratejisi benimsemiştir. Ancak Trump yönetiminin sert ve çatışmacı politikaları, beklenmeyen bir şekilde Avrupa devletleri ile Çin arasında ekonomik, diplomatik ve kısmen de olsa stratejik bir yakınlaşmayı teşvik etmiştir. Bu gelişmenin uzun vadeli sonuçlarının ise Washington’da henüz yeterince dikkate alınmadığı gözlenmektedir.
Bu yakınlaşmanın en somut göstergesi ekonomik alanda ortaya çıkmaktadır. Avrupa şirketleri, artan siyasi kaygılara rağmen Çin’e yatırımlarını sürdürmekte ve hatta genişletmektedir. Bu eğilimin arkasında güçlü yapısal nedenler bulunmaktadır. Çin’de uzun süredir devam eden üretici fiyat deflasyonu, 2022 ortasından bu yana Çin para birimi renminbinin yaklaşık yüzde 20 değer kaybetmesi ve verimli tedarik zincirleri, Çin’i Avrupa’ya kıyasla çok daha rekabetçi bir üretim merkezi haline getirmiştir. Özellikle Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Avrupa’da artan enerji ve üretim maliyetleri bu farkı daha da belirginleştirmiştir. Bu koşullar altında Clariant, BASF, Shell, Danfoss, Schaeffler, Schneider Electric, Vestas, Roche ve AstraZeneca gibi büyük Avrupa şirketleri Çin’deki üretim ve Ar-Ge faaliyetlerini genişletmişlerdir.
Yatırım verileri de bu dönüşümü açıkça ortaya koymaktadır. 2004-2021 yılları arasında Çin’in Avrupa’daki denizcilik altyapısına yönelik yatırımları 9,1 milyar avroyu aşarken, yeşil alan yatırımları görece sınırlı kalmıştır. Ancak bu eğilim son yıllarda tersine dönmüş ve 2023 itibarıyla Çin’in Avrupa’daki yeşil alan yatırımları 5,3 milyar avroya ulaşmıştır. Bu yatırımlar özellikle elektrikli araç ve batarya sektörlerinde yoğunlaşmaktadır. Aynı zamanda AB şirketlerinin Çin’deki doğrudan yatırımları da artmaya devam etmiş ve 2023 yılında rekor seviyelere ulaşmıştır.
Çin’in Avrupa’daki varlığı yalnızca üretim ve sanayi yatırımlarıyla sınırlı değildir. Pekin, Yunanistan’daki Pire Limanı başta olmak üzere Almanya, Belçika, Hollanda, İtalya ve diğer Avrupa ülkelerindeki önemli liman altyapılarında operasyonel rol üstlenmiştir. Bunun yanı sıra, Çin’in Avrupa’daki dijital altyapı yatırımları da hızla artmıştır. Özellikle 5G ve telekomünikasyon alanındaki yatırımlar, Avrupa’da teknolojik bağımlılık ve stratejik kırılganlık tartışmalarını beraberinde getirmiştir.
Ekonomik ve teknolojik nüfuz, Çin’in artan askeri diplomasi faaliyetleriyle de tamamlanmaktadır. Çin donanması son yıllarda Akdeniz, Karadeniz, Baltık Denizi ve diğer bölgelerde deniz tatbikatlarına katılarak küresel ölçekte operasyonel görünürlüğünü artırmıştır. Bu faaliyetler, Pekin’in yalnızca bölgesel değil, küresel bir deniz gücü olma hedefinin bir yansımasıdır.
Diplomatik alanda da benzer bir yakınlaşma gözlenmektedir. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Aralık 2025’te Çin’e gerçekleştirdiği ziyaret, Pekin’in Avrupa ile ilişkilerini derinleştirme çabasını açıkça ortaya koymuştur. Macron ve Xi Jinping görüşmelerinde uluslararası düzenin karşı karşıya olduğu risklere dikkat çekilmiş ve çok taraflılığın önemini vurgulanmıştır. Bu durum, Avrupa’nın Çin ile ilişkilerinde tamamen çatışmacı bir yaklaşım yerine daha dengeli ve angajmana açık bir politika izlemeyi tercih ettiğini göstermektedir.
Avrupa’nın Çin’e yönelik yaklaşımı bu nedenle ikili bir karakter taşımaktadır. Bir yandan, Avrupa hükümetleri Çin’in artan askeri kapasitesi, Rusya’ya verdiği destek ve kritik teknolojilerdeki hâkimiyeti konusunda ciddi endişeler taşımaktadır. Diğer yandan ise, Avrupa ekonomisinin Çin ile derin yapısal bağımlılığı, Washington’un çevreleme stratejisine tam anlamıyla uyum sağlamasını zorlaştırmaktadır. Özellikle Çin’in lityum, grafit, kobalt ve nadir toprak elementleri gibi kritik minerallerin küresel üretim ve işlenmesindeki baskın konumu, Avrupa’nın stratejik seçeneklerini daha da sınırlamaktadır.
ABD–Çin Rekabetinin Ortaya Çıkışı
Avrupa ile Çin arasında giderek derinleşen yakınlaşma küresel güç dengelerindeki dönüşümün bir sonucudur. Bu sürecin merkezinde ABD ile Çin arasında son on yılda hız kazanan stratejik rekabet yer almaktadır. Bu rekabetin günümüzdeki örgüsü, Barack Obama döneminde ilan edilen “Asya’ya yönelim” (pivot to Asia) politikasıyla başlamıştır. Bu politika, ABD’nin yalnızca Atlantik değil aynı zamanda bir Pasifik gücü olduğunu yeniden vurgulamış, ancak o dönemde Çin’e yönelik doğrudan bir çevreleme stratejisine dönüşmemiştir.
ABD–Çin rekabeti, Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde belirgin şekilde sertleşmiştir. Trump yönetimi Çin’i açıkça ABD’nin birincil stratejik rakibi olarak tanımlamış ve Avrupa müttefiklerini de benzer bir tutum benimsemeye teşvik etmiştir. Buna rağmen Washington, Çin ile ilişkilerde kritik bir denge unsuru olan “Tek Çin” politikasını resmen sorgulamaktan kaçınmıştır.
Avrupa ise bu dönemde Çin’i ABD ile aynı güvenlik perspektifinden değerlendirmemiştir. Pekin, Avrupa açısından ekonomik açıdan vazgeçilmez, giderek daha etkili, ancak doğrudan askerî bir tehdit oluşturmayan bir aktör olarak görülmüştür. Bu algı farklılığı, NATO’nun Londra Zirvesi bildirisinde Çin’e ilk kez açık bir şekilde atıfta bulunulmasına kadar devam etmiştir. Bildiride Çin’in hem fırsatlar hem de zorluklar yaratan bir aktör olarak tanımlanması, ABD ile Avrupa arasında varılan bir uzlaşının sonucu olmuş ve Çin’in resmen Avrupa-Atlantik güvenlik gündemine girmesini sağlamıştır.
AB ve NATO’nun Çin’e Yönelik Algısının Evrimi
Şubat 2022’de Çin ile Rusya arasında ilan edilen “sınırsız ortaklık” ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, Avrupa-Atlantik güvenlik mimarisinde önemli bir kırılma yaratmasına rağmen, NATO ve AB başlangıçta Çin’i doğrudan bir askeri tehdit olarak tanımlamamıştır. Her iki kurum da Çin’i küresel meselelerde iş birliği yapılabilecek bir aktör olarak görmeye devam ederken, aynı zamanda ekonomik ve stratejik bir rakip olarak değerlendirmiştir. Bu iki ayaklı yaklaşım, AB’nin Mart 2022 tarihli Stratejik Pusula belgesinde ve NATO’nun Haziran 2022 Stratejik Konsepti’nde açık şekilde yansıtılmıştır. Her iki belge de Çin’in artan küresel etkisini kabul etmiş, ancak onu doğrudan bir askeri tehdit olarak tanımlamaktan kaçınmıştır.
Ancak bu dengeli yaklaşım, Çin’in Rusya’ya verdiği siyasi, ekonomik ve teknolojik desteğin daha görünür hale gelmesiyle değişmeye başlamıştır. Ukrayna’daki savaşın uzaması, Avrupa’da güvenlik ve ekonomik bağımlılık konularına yönelik kaygıları artırmıştır. Biden yönetimi, Çin’e karşı daha sert bir tutum benimseyerek Avrupa müttefiklerini de benzer bir yaklaşım geliştirmeye teşvik etmiştir. Bu süreç, Avrupa’da teknolojik bağımlılık, ekonomik güvenlik ve stratejik kırılganlık konularının yeniden değerlendirilmesine yol açmıştır.
NATO’nun eski Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in de ifade ettiği gibi, Çin artık Avrupa-Atlantik güvenlik ortamına “daha yakın” bir aktör haline gelmiş ve yükselişi İttifak için doğrudan stratejik sonuçlar doğurmaya başlamıştır. AB içinde ise “ayrışma” (decoupling) ve “risk azaltma” (de-risking) kavramları giderek daha fazla tartışılmaya başlanmış, bu da Avrupa’nın Çin’e olan ekonomik ve teknolojik bağımlılığının stratejik bir risk olarak algılandığını göstermiştir.
Bu algı değişimiyle birlikte NATO’nun Çin’e yönelik söylemi de giderek sertleşmiştir. Çin’in küresel askeri, teknolojik ve ekonomik faaliyetleri artık Avrupa-Atlantik güvenliği denkleminde doğrudan dikkate alınması gereken önemli bir bileşen olarak değerlendirilmiştir. Ancak bu süreçte ABD’nin özellikle Trump döneminde benimsediği sert ve zaman zaman öngörülemez yaklaşımı transatlantik uyumu zorlaştırmıştır. Trump’ın müttefiklerle ilişkilerde benimsediği zorlayıcı tutum, Avrupa’da ABD’ye yönelik güveni zayıflatmış ve bu durum Avrupa devletlerini Çin’le ilişkilerini daha pragmatik bir zeminde sürdürmeye yöneltmiştir.
Ticaret savaşları, tarifeler, ihracat kısıtlamaları ve teknoloji transferine yönelik sınırlamalar, Avrupa’yı yalnızca Çin’den değil, aynı zamanda ABD’nin öngörülemez politikalarından da kaynaklanan riskleri yönetmeye zorlamıştır. Diğer bir anlatımla Avrupa açısından ABD de, aynen Çin için geçerli olduğu üzere, risk azaltımını (de-risking) gerektiren bir aktör olarak algılanmaya başlanmıştır. Bu gelişmeler, küreselleşmenin iyimser beklentileriyle şekillenen daha istikrarlı bir uluslararası düzen anlayışından uzaklaşıldığını ve yerini artan rekabet, güvensizlik ve jeopolitik parçalanma ile tanımlanan yeni bir döneme bıraktığını göstermektedir.
Çin’in Dış ve Güvenlik Politikasındaki Dönüşüm
Xi Jinping’in 2013 yılında iktidara gelmesiyle birlikte Çin’in dış ve güvenlik politikasında belirgin bir dönüşüm yaşanmıştır. Pekin, Xi liderliğinde daha iddialı ve zaman zaman zorlayıcı bir dış politika benimseyerek, ABD’nin bölgesel ve küresel üstünlüğüne açık şekilde meydan okumaya başlamıştır. Özellikle Doğu Çin Denizi, Güney Çin Denizi ve Tayvan Boğazı’ndaki askeri ve stratejik nitelikteki faaliyetler, Japonya, Güney Kore, Filipinler ve Tayvan gibi bölge ülkelerinde ciddi güvenlik kaygılarına yol açmıştır.
Xi Jinping yönetimi, iç politikada merkezi kontrolü güçlendirirken, Çin’in yükselişini mümkün kılan küresel ekonomik sisteme doğrudan meydan okumaktan başlangıçta kaçınmıştır. Ancak bu ekonomik entegrasyon politikası, Çin’in küresel etkisini artırmayı hedefleyen kapsamlı stratejik girişimlerle birlikte yürütülmüştür. Kuşak ve Yol Girişimi (BRI), Küresel Kalkınma Girişimi, Küresel Güvenlik Girişimi, Küresel Medeniyet Girişimi, Küresel Yönetişim Girişimi ve Made in China 2025 stratejisi gibi programlar, Çin’in yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasi ve kurumsal düzeyde de küresel düzenin şekillenmesinde merkezi bir aktör olma hedefini yansıtmaktadır. Bu girişimler, Çin’in uzun vadede küresel güç hiyerarşisinde daha belirleyici bir konum elde etme stratejisinin temel bileşenleridir.
Bu stratejinin en kritik unsurlarından biri sivil-asker bütünleşmesi (civil–military fusion) politikasıdır. Bu çerçevede Çin, özellikle deniz kuvvetlerinin modernizasyonuna büyük kaynak ayırarak açık denizlerde uzun süreli operasyonlar gerçekleştirebilecek bir “açık deniz (blue water) donanması” oluşturmayı hedeflemektedir. Bu hedef doğrultusunda Çin, Pakistan ve Sri Lanka gibi ülkelerde liman altyapılarına yatırım yapmış ve Cibuti’de denizaşırı ilk askeri üssünü kurmuştur. Bu gelişmeler, Çin’in yalnızca bölgesel bir güç olmanın ötesine geçerek, küresel ölçekte deniz aşırı askeri ve lojistik varlık oluşturmayı amaçladığını göstermektedir.
ABD’nin Çevreleme Stratejisi ve Çin’in Jeopolitik Kaldıraç Kapasitesi
Çin’in artan küresel etkisi, ABD ve Avrupa’da ortak kaygılar doğurmakla birlikte, bu “tehdidin” algılanışı ve bu temelde sergilenen tutumlar farklılık göstermektedir. Özellikle Trump yönetimi döneminde ABD, Çin’i açıkça birincil sistemik rakip olarak tanımlamış ve müttefiklerini Pekin’e karşı daha sert bir tutum benimsemeye teşvik etmiştir. Bu doğrultuda Washington, 2024–2025 yılları arasında Çin’in teknoloji şirketlerine ihracat yasakları, yüksek gümrük tarifeleri ve batarya teknolojilerine yönelik kısıtlamalar dahil kapsamlı ekonomik ve teknolojik önlemleri uygulamaya koymuştur. Bu adımlar, Çin’in ileri teknolojilere erişimini sınırlamayı amaçlayan daha geniş bir çevreleme stratejisinin parçasıdır.
Bununla birlikte, ABD’nin son strateji belgeleri, bu yaklaşımın doğrudan çatışmadan ziyade seçici rekabet ve caydırıcılığa dayandığını göstermektedir. 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi, Çin’i doğrudan askeri bir tehditten çok küresel nüfuzunu genişletmeye çalışan bir stratejik rakip olarak tanımlamakta ve ABD’nin çıkarlarını seçici çok taraflı iş birlikleri yoluyla koruyacağını vurgulamaktadır. Tayvan konusunda ise ABD, statükonun tek taraflı değiştirilmesine karşı çıkarken, caydırıcılığın müttefiklerle birlikte sağlanacağını belirtmektedir. Bu yaklaşım, 2026 Ulusal Savunma Stratejisi’nde daha da netleşmiş; Çin’in ciddi bir stratejik sınama olduğunun kabul edilmesine karşılık, Çin’le doğrudan çatışma yerine caydırıcılık, güç dengesi ve müttefiklerin savunma kapasitelerinin kuvvetlendirilmesi ön plana çıkarılmıştır. Çizilen bu çerçevenin, rekabet ile istikrar arasında denge kurmayı amaçlayan daha pragmatik bir stratejik anlayışı yansıttığı görülmektedir.
ABD–Çin ilişkisi bu nedenle yalnızca ideolojik değil, aynı zamanda çıkar odaklı ve pragmatik bir rekabete sahne olmaktadır. Washington, Çin’in yükselişini dengelemek için müttefik desteğinin vazgeçilmez olduğunun farkındadır. Ancak Çin’in küresel tedarik zincirlerindeki baskın konumu bu stratejiyi zorlaştırmaktadır. Çin, lityum, grafit, kobalt ve nadir toprak elementleri gibi kritik minerallerin üretim ve işlenmesinde küresel ölçekte hâkim konumdadır. Bu yapısal avantaj, Pekin’e, ABD’ye karşı önemli bir stratejik kaldıraç sağlamakta ve özellikle Çin ile derin ekonomik bağlara sahip Avrupa için ABD’nin çevreleme stratejisine tam uyum sağlamayı ekonomik açıdan daha maliyetli hale getirmektedir.
Sonuç
ABD ve Avrupa’nın Çin’e yönelik yaklaşımlarındaki farklılıklar, Avrupa-Atlantik ve Asya-Pasifik güvenlik mimarileri arasındaki bağları zayıflatmaktan çok daha da belirgin hale getirmektedir. Çin’in artan askeri kapasitesi, küresel ekonomik etkisi ve Avrupa’daki varlığını derinleştirmesi, Avrupa için daha dengeli ve çok boyutlu bir stratejik yaklaşımı gerekli kılmaktadır. Bu bağlamda caydırıcılık ile angajmana dayalı çift kuşaklı bir strateji Avrupa bakımından daha tercihe şayan ve sürdürülmeye daha müsait bir çerçeve sunmaktadır.
Bu stratejinin ilk ayağı, ABD’nin Asya-Pasifik’teki merkezi güvenlik rolünün sürdürülmesine dayanmaktadır. Bu çerçevede ABD, bölgesel caydırıcılığın temel dayanağı olmaya devam etmektedir. İttifakların güçlendirilmesi, askeri anlamda birlikte çalışabilirliğin artırılması ve kritik teknolojilerin korunmasına yönelik işbirliği bölgesel istikrarın korunması amacına hizmet eden bir hedef mahiyetindedir.
İkinci kuşak ise, bölge ülkelerinin Avrupa’yla daha derin stratejik angajmanına dayanmaktadır. Avrupa’nın ekonomik ve düzenleyici kapasitesi, Asya-Pasifik ülkelerine stratejik çeşitlendirme imkânı sunmaktadır. Tedarik zinciri güvenliği, teknoloji iş birlikleri ve ekonomik ortaklıkların güçlendirilmesi, bir yandan Asya-Pasifik ülkelerinin dayanıklılığını artırırken, diğer yandan stratejik bağımlılık risklerini azaltmaktadır.
Bu yaklaşımın tamamlayıcı değişkeni, Çin’le kontrollü angajmanın sürdürülmesidir. Çin, küresel sistemin merkezî aktörlerinden birine dönüşmüştür. Bu nedenle rekabet ile angajman arasında denge kuran bir yaklaşım, ortaya çıkması muhtemel gerilimlerin yönetilmesi ve istikrarın korunması açısından önem taşımaktadır.
Sonuç olarak, küresel düzensizliğin hüküm sürdüğü bir ortamda Avrupa-Atlantik ve Asya-Pasifik güvenlikleri artık birbirinden ayrı değil, giderek daha fazla iç içe geçmiş durumdadır. Bu nedenle istikrarın sürdürülebilmesi, yalnızca caydırıcılığa değil, aynı zamanda dengeli angajman, stratejik çeşitlendirme ve bölgeler ötesi koordinasyona dayanan çok boyutlu bir yaklaşımı gerekli kılmaktadır. Aksi halde, büyük güç rekabetinin derinleştiği mevcut uluslararası ortamda, hem bölgesel hem küresel istikrarın korunması büyük ve orta güçler ile diğer aktörler açısından gittikçe daha zor hale gelecektir.
Kaynakça:
Brooks, R. (2025) ‘Quantifying China’s substantial RMB undervaluation’, Brookings, 28 Mart. Erişim adresi: https://www.brookings.edu/articles/quantifying-chinas-substantial-rmb-undervaluation/ (Erişim tarihi: 6 Aralık 2025).
China Briefing (2025) US-China relations in the Trump 2.0 era: A timeline. Erişim adresi: https://www.china-briefing.com/news/us-china-relations-in-the-trump-2-0-implications/ (Erişim tarihi: 6 Aralık 2025).
Department of Defense (2026) 2026 National Defense Strategy. Washington, DC. Erişim adresi: https://media.defense.gov/2026/Jan/23/2003864773/-1/-1/0/2026-NATIONAL-DEFENSE-STRATEGY.PDF (Erişim tarihi: 6 Aralık 2025).
Ditrych, O. ve Ekman, A. (2024) Rehearsing for war: China and Russia’s military exercises. Paris: European Union Institute for Security Studies. Erişim adresi: https://www.iss.europa.eu/publications/briefs/rehearsing-war-china-and-russias-military-exercises (Erişim tarihi: 6 Aralık 2025).
European External Action Service (2022) A Strategic Compass for Security and Defence: For a European Union that protects its citizens, values and interests and contributes to international peace and security. Brüksel: EEAS. Erişim adresi: https://www.eeas.europa.eu/sites/default/files/documents/strategic_compass_en3_web.pdf (Erişim tarihi: 6 Aralık 2025).
Ferris, D. (2024) ‘GM’s “all-in” electric future now includes gasoline’, E&E News. Erişim adresi: https://www.eenews.net/articles/gms-all-in-electric-future-now-includes-gasoline/ (Erişim tarihi: 6 Aralık 2025).
Fontaine, R. ve Blackwill, R. (2024) Obama tried to pivot to Asia in 2011. We must succeed this time. Washington, DC: Center for a New American Security. Erişim adresi: https://www.cnas.org/publications/commentary/obama-tried-to-pivot-to-asia-in-2011-we-must-succeed-this-time (Erişim tarihi: 6 Aralık 2025).
Goldstein, S.M. (2023) Understanding the One China policy. Washington, DC: Brookings Institution. Erişim adresi: https://www.brookings.edu/articles/understanding-the-one-china-policy/ (Erişim tarihi: 6 Aralık 2025).
International Energy Agency (2025) Global Critical Minerals Outlook 2025. Paris: IEA. Erişim adresi: https://www.iea.org/reports/global-critical-minerals-outlook-2025/executive-summary (Erişim tarihi: 6 Aralık 2025).
Kausikan, B. (2025) ‘Has China’s power peaked in Asia?’, Foreign Policy. Erişim adresi: https://foreignpolicy.com/2025/11/14/kausikan-myth-asian-century-china-geopolitics-asean-japan-india/ (Erişim tarihi: 6 Aralık 2025).
Klasa, A., Leahy, J. ve Lewis, L. (2025) ‘Emmanuel Macron warns of “disintegration” risk to world order in Xi Jinping meeting’, Financial Times, 4 Aralık. Erişim adresi: https://www.ft.com/content/06644ede-7690-479e-8bc9-fb469325ba78 (Erişim tarihi: 6 Aralık 2025).
Lampton, D.M. ve Wang, J. (2026) ‘America and China at the edge of ruin: A last chance to step back from the brink’, Foreign Affairs. Erişim adresi: https://www.foreignaffairs.com/united-states/america-and-china-edge-ruin-lampton-jisi (Erişim tarihi: 6 Aralık 2025).
Leahy, J., McMorrow, R., Langley, W. ve Klasa, A. (2025) ‘China draws in Europe’s businesses despite alarm over competition’, Financial Times, 2 Aralık. Erişim adresi: https://www.ft.com/content/af2fc0e7-f60e-4663-8497-673fc5abf1fc (Erişim tarihi: 6 Aralık 2025).
McBride, J. ve Chatzky, A. (2019) Is “Made in China 2025” a threat to global trade? Council on Foreign Relations. Erişim adresi: https://www.cfr.org/backgrounder/made-china-2025-threat-global-trade (Erişim tarihi: 6 Aralık 2025).
NATO (2019) London Declaration. Erişim adresi: https://www.nato.int/en/about-us/official-texts-and-resources/official-texts/2019/12/04/london-declaration (Erişim tarihi: 6 Aralık 2025).
NATO (2022) NATO 2022 Strategic Concept. Brüksel: NATO. Erişim adresi: https://www.nato.int/en/about-us/official-texts-and-resources/strategic-concepts/nato-2022-strategic-concept (Erişim tarihi: 6 Aralık 2025).
Palmer, A., Carroll, H.H. ve Velazquez, N. (2024) ‘Unpacking China’s naval buildup’, Center for Strategic and International Studies. Erişim adresi: https://www.csis.org/analysis/unpacking-chinas-naval-buildup (Erişim tarihi: 6 Aralık 2025).
Rhodium Group ve MERICS (2025) Chinese investment rebounds despite growing frictions: Chinese FDI in Europe – 2024 update. Berlin: MERICS. Erişim adresi: https://merics.org/en/report/chinese-investment-rebounds-despite-growing-frictions-chinese-fdi-europe-2024-update (Erişim tarihi: 6 Aralık 2025).
Sharp, A. (2025) ‘A meeting in Chengdu’, Foreign Policy, 5 Aralık. Erişim adresi: https://link.foreignpolicy.com/view/64427b33aced183da6135864pjiey.7l1/04eddf84 (Erişim tarihi: 6 Aralık 2025).
Stoltenberg, J., Khalaf, R. ve Foy, H. (2021) ‘China is coming closer to us’, Financial Times, 18 Ekim. Erişim adresi: https://www.ft.com/content/cf8c6d06-ff81-42d5-a81e-c56f2b3533c2 (Erişim tarihi: 6 Aralık 2025).
The White House (2025) National Security Strategy of the United States of America. Washington, DC. Erişim adresi: https://www.whitehouse.gov/wp-content/uploads/2025/12/2025-National-Security-Strategy.pdf (Erişim tarihi: 6 Aralık 2025).
von der Leyen, U. (2025) Speech on EU-China relations, 8 Temmuz. Brüksel: EEAS. Erişim adresi: https://www.eeas.europa.eu/delegations/china/speech-president-von-der-leyen-ep-plenary-joint-debate-eu-china-relations_en (Erişim tarihi: 6 Aralık 2025).
*Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Doktora Adayı, Edinburgh Üniversitesi