Lozan’a Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği Hasan Göğüş / Temmuz 24, 202324 Temmuz 2023, Lozan Antlaşması’nın 100üncü yıldönümü!
İlgili Yazılar
Lozan ve Tiyatro
Sanatçı nasıl algılar Lozan’ı? Film, roman, oyun çıkarabilir mi diplomatik atışmalardan? İsterse yapar. Dar mekânda her türden heyecanlı konuşmalar iyi malzemedir sanat yapıtı için. Hitchcock’un İp’i (The Rope), Sydney Lumet’nin Oniki Öfkeli Adam’ı bu bağlamda iki örnektir. Sadece film değil tiyatro oyunu da olmuşlardır. Lozan niye oyun, film olmasın? Olmuş da…
Lozan ile ilgili üç tiyatro oyunu okudum. İlki, Ataol Behramoğlu’nun 1993’de çıkmış Lozan’ı (Boyut yay.), İkincisi Memet Baydur’un Lozan’ı ( 2003, İletişim). Üçüncüsü Erol Toy’un yazdığı Lozan (Mitos / Boyut, 2010). Üçü de başka oyunlarla birlikte yayımlanmış. Umarım, bir profesyonel, Lozan konulu sanat yapıtlarını toparlar, ayrıca yayınlar. Böyle bir çalışma yüzüncü yıldönüme yetişebilir. Bu arada biz bulabildiğimizi okuyalım.
Üç oyunun yazımı en eski olanı Erol Toy’unki. 1972 – 92 kayıtlı. 28 sahneden oluşuyor. Konferansın öncesinden ilk bölümünün sonuna kadar uzanıyor. Konferansın başlangıç bölümü üzerinde uzun durulmuş. Çünkü Lord Curzon ve diğer Batılı delegeler Türkiye’yi Dünya Savaşında yenilmiş ülke sayarak, heyetimizi eşit muhatap tanımaya yanaşmamışlardı. İsmet Paşa’nın ilk başarısı masaya eşit olarak oturmaktır. Yenik değil, kurtuluş savaşı kazanmış bir ülkeyi temsil ettiğini kabul ettirmiştir.
Oyunda, azınlık ve birkaç konu dışında müzakerelere girilmez. Genel hava verilmeye çalışılır. Bu amaçla masa dışı görüşmeler de ele alınır. Masada sunulan mutfakta pişirilendir çoğu kez. İngilizler, ABD dahil diğer Batılıları masa dışında “kafaya alır”. İsmet Paşa da karşılığını verir. Anlatılanlardan, emperyalizme karşı diplomatik savaşım veren bir Türk heyeti imgesi çıkar.
Oyunun güzel bir yönü de Türk heyetinin mihmardarı Jacqueline’in ön düzlemde bir kişi olarak gösterilmesidir. Jacqueline’in girişken görev anlayışı, İsmet Paşa ile ilişkisi oyuna hem renk katar, hem de insani boyutu güçlendirir.
Oyunun sonunda İsmet Paşa Lord Curzon’un restini görüp Lozan’dan ayrılır. Masaya yumruğunu vurup kalkma geleneğinden sayılabilecek bu davranış, Türk heyetinin Lozan’ın ikinci bölümünde daha iyi sonuç alacağının işaretidir.
Behramoğlu olaya geniş bir açıdan bakar. Tanzimat Fermanından Cumhuriyetin ilânına kadar tarihsel çerçeve içinde ele alır Lozan’ı. Yazar, oyun yoluyla, modernleşme sürecinin Batı emperyalizmiyle ilişkiler yönü üzerine düşünür. Emperyalist ülkelerin paylaşım kavgalarına koşut olarak bir burjuva sınıfının da geliştiğini görürüz. Geleceği olan bir sınıf. İstanbul’a Refet Paşa’nın girmesiyle birlikte “Milli Türk Ticaret Birliği” flaması açılır. Yeni Türkiye, anti – emperyalist bir savaşım vermekle birlikte kapitalist ekonomiyi değillememiştir. Üstünde düşünülmesi gereken bir paradoks. Bence, Batıya, demokrasi, ekonomi, bütün boyutlarda yönelme seçilmiştir. Savaşım, sınıfsal olmaktan çok ulusaldır. Oyunda bu ayrım, Bekir Sami’nin Londra’da izlediği ödüncü tutum ile İsmet Paşa’nın Lozan’da verdiği bağımsızlık kavgası anlatılarak belirgin kılınır.
Oyunda iki müzakere konusu işlenmiştir. Birincisi Boğazlar, ikincisi Musul. Boğazlar konusunda Türkiye, Batı ile SSCB’nin emelleri arasından, kendi dengesini kurarak çıkacaktır. Musul müzakerelerindeyse emperyalizmin en çıkarcı, çikrin yüzü sergilenir.
Behramoğlu’nun oyunu, sorgulayıcı yönleriyle farklı bir çalışmadır. Sahneye konulması elli kadar kişi gerektiren, dolayısıyla tiyatro tekniği açısından da dikkat çeken bir oyundur. Yazar ve tarihçi tipleri de oyuna tartışmalarıyla katılarak seyirciyi kalıplaşmış fikirleri aşıp düşünmeye iter. Verilen bir mesaj varsa, bence, Kurtuluş Savaşının devrimci ruhunun sosyalizme doğru sürdürülmesi gerektiği yönündedir.
Behramoğlu’nun oyunu da Lozan’ın sadece ilk bölümünü kapsarken, Baydur Antlaşmanın imza törenine kadar bütün bir süreci işler. Oyunun başında İsmet Paşa’nın gözü bir Sevr vazosuna takılır. Sık sık kırmak niyetiyle dokunduğu vazoyu oyunun sonunda yere çalar.
Baydur’un oyununa iki tip renk katar. Birincisi diplomat Numan’dır (Menemencioğlu). Artık Kurtuluş savaşının içinden gelen bir hariciyeci sınıfı Türkiye’nin çıkarlarını savunacaktır. Diğer ilginç tip ise Ermeni çevirmen Nadiryan’dır. Bu tip üzerinden Ermeni konusu tartışılır. Yeni Türkiye değildir facianın sorumlusu. Yeni Türkiye’de toplum ayırımcı değil, kaynaşmacı olmalıdır (Oldu mu? O ayrı…).
Baydur’un oyununda ufak dokunuşlar, göndermeler yoluyla birçok müzakere konusu işlenir. Bu bakımdan Baydur’ur oyunu diğer ikisinden daha kapsayıcıdır. Oyun, İsmet Paşa’nın olayları anımsadığı sahnelerle zaman boyutunda ileri de taşınır. Bu da oyuna canlılık katar, seyirciyi İsmet Paşa ile birlikte geçmişi değerlendirmeye iter.
Baydur, diğer delegeleri adları değil, milliyetleriyle anar, “İngiliz” der. Lozan ile ilgili genel kültürde aklımıza gelen ad, Lord Curzon’dur. Diğer iki oyunda anılır. Lord Curzon, acımasız bir profesyoneldir. Zekâsı, bilgisi, saldırgan üslûbuyla rakibini köşeye sıkıştırıp ezmekten zevk alır. Bu özellikleri ismet Paşa’ya sökmemiştir, ama zihnimizde iblis görünümlü bir Lord Curzon imgesi oluşmasına yol açmıştır. Lozan’ın ikinci bölümündeki İngiliz delegesi Horace Rumbold’un adını ancak meraklılar bilir.
Yıllar sonra İsmet Paşa şöyle anacaktır Lord Curzon ile ilişkisini: “…bende kalan bir sevgi ve saygı hissidir. Beraber çalıştık, çok mücadele ettik. Ama karşılıklı aradığımız neticeye elbirliği ile vardığımızı zannediyorum.”
Lozan’da sadece Türkiye kazanmamıştır. Barış kazanmıştır. İsmet Paşa’nın sözünün anlamı budur. Her üç oyunda barış fikrinin vurgulanması sanatın ruhuna da uygundur. Sanatçılarımızdan Lozan ile ilgili yeni çalışmalar bekleriz.
Mustafa İsmet’i Anarken…
İster sevin, ister sevmeyin Cumhuriyetin ilk 50 yılına damgasını vurmuş çok önemli bir liderdir
Bugün Mustafa İsmet‘in, aramızdan ayrılışının 48. yıldönümü. Mustafa İsmet, soyadı kanunu çıkmadan önce İsmet İnönü’nün nüfusta kayıtlı olduğu adı. Kurtuluş Savaşı’nın Garp Cephesi Komutanı, Lozan Barış Antlaşması’nda Türkiye’nin Baş Müzakerecisi ve Dışişleri Bakanı, Cumhuriyetin ilk Başbakanı, ikinci Cumhurbaşkanı, Tek Parti döneminin milli şefi, demokratik hayatın ilk ana muhalefet lideri İsmet İnönü, ister sevin, ister sevmeyin Cumhuriyetin ilk 50 yılına damgasını vurmuş çok önemli bir liderdir.

Osmanlı subayı Mustafa İsmet
Mustafa İsmet evvel emirde bir Osmanlı subayıydı. 1903 yılında mülazimüsani (teğmen) olarak girdiği Osmanlı ordusunda İnönü savaşlarında kazandığı zaferlerin ardından Mirlivalığa (tug/tüm general) terfi etti. Paşalık Mustafa İsmet’e çok yakışmıştı. Üniformasını çıkardıktan sonra da, halk nezdinde İsmet Paşa olarak anılmaya devam etti. Hatta siyasi hayatta “paşacı olmak” parti kimliğinin de önüne geçti. İnönü’ye dil uzatan yeni Osmanlıcıların, Mustafa İsmet’in yıllarca orduya hizmet etmiş bir Osmanlı subayı olduğunu unutmamaları gerekir.
İsmet İnönü Türkiye’yi İkinci Dünya Savaşı’nın dışında tuttu
Hayatının 20 yılını savaş meydanlarında geçiren İsmet İnönü, askeri zekasının yanı sıra siyasi alanda da büyük bir dehaya sahipti. Çocukluğumuzda İsmet Paşa’nın dehasını tanımlamak için “Kafasında 40 tilki dolaşır, kırkının da kuyrukları birbirlerine değmez” yakıştırması yapıldığını çok sık duyardık. Bir kesim tarafından kabul edilmese de, Lozan’da İsmet İnönü, çok çetin geçen müzakerelerde diplomatik zekasını ispat etti. Ama asıl siyasi dehasını ise Türkiye’yi İkinci Dünya Harbi’nin dışında tutmayı başararak gösterdi. Savaşın başlamasıyla muharip tarafların başlarını çeken İngiltere ve Almanya, Türkiye’yi kendi yanlarında savaşa çekebilmek için her yola başvurdular. Churchill‘in Adana ve Kahire girişimleri yakın tarihin hafızalarında hâlâ canlılığını korumaktadır. Savaşın yıkımını bizzat yaşayarak gören İsmet İnönü, ustaca manevralarla tilkilerin kuyruklarını birbirlerine dokundurmadan, 55 milyon insanın hayatını kaybettiği bu felaketten ülkeyi dışarıda tutmayı başardı. İki milyon askerin silah altında tutulmak zorunda kalındığı, tüm dünyada açlık ve kıtlığın hüküm sürdüğü bir dönemde, tabiatıyla Türkiye’de de sıkıntılar yaşandı. İsmet İnönü’nün bir yurt gezisinde kendisine “Açız, ekmek istiyoruz” diye bağıran bir çocuğa cevaben sarfettiği, “Ben seni belki ekmeksiz bıraktım, ama babanı sana bağışladım” sözleri olan biteni gayet güzel özetliyor.
7 Aralık – İnönü Kahire’de Roosevelt ve Churchill ile görüştü
Zor dönemdeki ekonomik kazanımlar
Şimdi de tek bir çivi çakılmadığı söylenen bu zor yıllarda kalkınma yolunda yapılanlara bir göz atalım. Ergani Bakır işletmeleri, Sivas demiryolları makineleri fabrikası, Gebere ve Seyhan barajları, Dalaman ve Hatay devlet üretme çiftlikleri, İzmit Selüloz ve kağıt fabrikaları, Sivas Çimento Fabrikası, Ereğli kömür işletmesi, Zonguldak-Kozlu, Diyarbakır-Batman demiryolu hatları,Türkiye Zirai donatım kurumu, İskenderun Limanı, Etimesgut uçak fabrikası, 1939-45 yılları arasında zor koşullarda ekonomiye kazandırılan işletmelerden sadece bazıları.
Mutlu aile babası İsmet İnönü
İsmet İnönü’nün renkli bir özel yaşamı vardı. Her zaman öğrenmeye, yeniliğe açık oldu. İleri yaşlarda keman çalmayı öğrendi. İngilizcesini geliştirmek için özel dersler aldı. Yıllık çivilemelerini hiç aksatmadı. Huzurlu bir aile hayatı sürdüren İnönü evlilikte mutluluğun sırrını kendi ağzından aşağıdaki sözlerilyle açıklıyor.
“Aile içerisinde geçimimiz daima anlaşmalı olmuştur. Biz bunun tılsımını şu usulde bulduk. Bir olaydan sonra hangimiz şikayetçi olup ilk söze başlarsa ötekimiz susar ve hak verirdik. Fırtına ne kadar uzun sürerse sürsün, sütliman olarak biterdi.”
Keşke her evli çift bu tılsımı uygulayabilse, özellikle yeni evlilerin kulağına küpe olsa.
İsmet İnönü’nün büyüklüğü
İsmet İnönü son yurt dışı gezisini bir sağlık sorunu nedeniyle Paris’e yapar. Dönüş yolunda da 22 Aralık 1971 tarihinde Atina’ya uğrar. O tarihteki Atina Büyükelçisi’ne, kendi adıyla anılan İnönü savaşlarında şehitlerimizin yanı sıra çok sayıda Yunanlının da hayatını kaybettiğini belirterek Syntagma meydanındaki meçhul asker anıtını ziyaret etmek istediğini söyler. Büyükelçi önce şaşırır, ama talimatı yerine getirmek zorundadır. O tarihte Yunanistan cunta yönetimi altındadır. Yunan tarafı da bu talep karşısında hayretler içerisinde kalır. Sonuçta İsmet İnönü bir Yunan general komutasındaki şeref kıtasının eşliğinde anıta çelenk koyar, saygı duruşunda bulunur.
İnönü’nün büyüklüğünü gösteren daha güzel bir örnek vermeye gerek var mı?
Paşa’nın ruhu şad olsun, nurlar içinde uyusun.
Gaziantep’in 100. kurtuluş yıl dönümü
Bugün bir yandan İnönü’yü anarken, aynı zamanda Gaziantep’in kurtuluşunun 100. yıl dönümünü kutluyoruz. Antep savunması, Antep halkının tüm imkansızlıklara ve yokluklara rağmen Fransızlara karşı verdiği eşine az rastlanır şanlı bir mücadelenin adıdır. Antep savunması Gazi Mustafa Kemal Atatürk‘ün “Ben Gazianteplileri nasıl alınlarından öpmem ki! Onlar sadece Gaziantep’i değil, Türkiye’yi de kurtardılar” sözlerinde anlamını bulan bir kahramanlık destanıdır.
Gaziantep’in kurtuluşunun 100. yılı, Gazi şehrin gazi evlatlarına kutlu olsun.

