2021’DE BALKANLAR; SİYASİ KRİZLER VE İSTİKRAR ÇABALARI

PAYLAŞ

2021, Bosna-Hersek, Kosova, Karadağ ve Sırbistan’da siyasi kriz, çatışma ve protesto eylemleriyle geçerken, Kuzey Makedonya, Arnavutluk, Bulgaristan ve Romanya’da, karşılaşılan tüm zorluklara rağmen istikrar umutlarıyla kapanan bir yıl oldu.

 

Bosna-Hersek ve Kosova’da yaşanan ve henüz önü alınamayan krizler sıcak çatışma ve savaş riski taşıması nedeniyle Türkiye’yi olduğu kadar uluslararası toplumu da yakından ilgilendiriyor.

 

Bosna-Hersek’te Savaşın Hortlama Tehlikesi

 

Dayton Barış Anlaşması uyarınca Bosna-Hersek’te devletin iki kurucu unsurundan biri olan “Republika Srpska”nın (RS) lideri Milorad Dodik’in, Yüksek Temsilci Valentin Inzko’nun  Temmuz ayının sonunda görevden ayrılmadan hemen önce çıkardığı “Soykırım İnkar Yasası”nı gerekçe göstererek, RS’nin merkezi devletin adalet, vergi ve ‘güvenlik ve savunma’ kurumlarından çekileceğini açıklaması, Bosna-Hersek (BH) devletinin 26 yıllık geçmişinde karşılaştığı en önemli siyasi krizi tetikledi.

 

Uluslararası camianın ve Türkiye’nin tüm uyarı ve girişimlerine rağmen, RS Parlamentosu Dodik’in liderliğini yaptığı ayrılık yanlısı temsilcilerin oylarıyla 10 Aralık 2021 günü merkezi kurumlardan ayrılma yasasını kabul ederek krizi daha da derinleştirdi. Kabul edilen merkezi kurumlardan ayrılma yasası uyarınca, RS’in altı ay içerisinde kendi kurumlarını oluşturması gerekiyor.

 

Yasa gereği RS tarafından kurulması olası bir ordu, 1992-95 yılları arasında yüzbin insanı katleden, yüzbinlercesini yaralayan, iki milyondan fazla insanı yerlerinden eden ve Srebrenitsa’da soykırım suçu işleyen zalim RS savaş makinesine ilişkin hatıraları yeniden canlandırdı. Dodik’in ayrılıkçı adımlarının ABD’nin Afganistan’dan sorunlu şekilde çekilmesinden ve batı yarımküredeki taahhütlerinin sorgulanmasından sonra gelmesi ilginçtir.

 

BH devletinin temellerine dinamit konulması ve yeni bir savaş tehlikesini gündeme getirmesi anlamına gelen bu karar, başta ABD ve AB olmak üzere önemli batılı devlet ve kurumlarca kınanmış olmakla birlikte, yıllardır Sırbistan’la birleşmeyi kendisine nihai hedef olarak belirlemiş bulunan Dodik’i yatıştırmaya çalışan batının topluca ve kararlı bir tavır ortaya koymaması halinde etkili olması şüphelidir.

 

Türkiye’nin de temsil edildiği Dayton Barış Anlaşması’nın uygulanmasını izlemekle görevli Barış Uygulama Konseyi (PIC) tarafından alınan kınama kararına Rusya’nın katılmaması, 22 yıl görevde kalan Avusturyalı diplomat Valentin Inzko’nun yerine Yüksek Temsilci görevine gelen Alman siyasetçi  Christian Schmidt’in  atanmasına Güvenlik Konseyi üyeleri Rusya ve Çin’in muhalefet etmeleri ve RS’in yeni Yüksek Temsilci’nin otoritesini kabul etmemesi nedeniyle, uluslararası toplumun RS’in ayrılıkçı adımlarını Yüksek Temsilcilik Ofisi veya PIC yoluyla engelleyebileceği konusunda derin şüpheler yaratmaktadır.

 

Türkiye bu yıl içinde gerçekleştirdiği çok sayıda girişimle Bosna-Hersek krizini sona erdirmeye çalıştıysa da sonuç alamadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu çerçevede Ağustos ayı sonunda Saraybosna’yı ziyaret etti, BH Başkanlık Konseyi üyeleri Bakir İzzetbegoviç (Boşnak), Milorad Dodik (Sırp) ve Dragan Çoviç (Hırvat) ile bir arada ve Dodik ve İzzetbegoviç’le Türkiye’de ayrı ayrı ikili görüşmeler gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu kapsamda Eylül ayında Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksander Vuçiç ile İstanbul’da ve Hırvatistan Cumhurbaşkanı Zoran Milavoniç’le BM Genel Kurulu marjında New York’ta görüşmelerde bulundu.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BH ziyareti sırasında, Sırbistan bölümü Taşyapı şirketi tarafından inşa edilmekte olan  Saraybosna-Belgrad otoyolu projesinin BH bölümü sözleşmesinin törenle imzalanması, Türkiye’nin BH devletine ve BH’in Sırbistan’la ekonomik ve sosyal bütünleşmesine verdiği desteği ortaya koyması bakımından önemliydi.

 

Ancak bu girişimlerin hiçbirinin RS’in ayrılıkçı kararları üzerinde etkili olmadığı anlaşılıyor.

 

Kosova’da Plaka Uygulamasıyla Tetiklenen Kriz

 

Eylül ayında etnik Sırpların çoğunlukta olduğu Mitroviçe merkezli Kuzey Kosova topraklarında SRB kısaltmalı Sırbistan araç plakalarının Kosova makamlarınca kullanılmasının yasaklanması, Sırbistan ordu birliklerinin alarm durumuna geçmesine ve Kosova sınırında yığınak yapmasına neden olan bir krize yol açtı. Kosova da bölgeye özel güvenlik güçleri konuşlandırarak Sırbistan’ın tavrına cevap verdi.

 

Sırbistan, Kosova’nın 2008 yılında bağımsızlığını  ilan etmesinden bu yana RKS (Kosova Cumhuriyeti) ibareli plaka taşıyan araçların sınırlarından geçmesine izin vermiyor, sadece eski Yugoslavya döneminde kullanılan KS (Kosova) ibareli plakaları kabul ediyordu. Buna karşılık Kuzey Kosova’da yaşayan ve ülkenin bağımsızlığını kabul etmeyen Kosovalı Sırp azınlık mensupları RKS ibareli plaka kullanmamak için araçlarını Sırbistan’da kaydettirerek, bunları geçici statüde kullanabiliyor ve bu duruma, Kosova makamları rahatsız olmasına rağmen  göz yumuyordu.

 

İki ülke arasında bir çatışma yaşanmaması için AB gözetiminde yapılan plaka krizine ilişkin görüşmelerde, soruna nihai bir çözüm bulunana kadar, araç plakalarındaki SRB ve RKS ibarelerinin üzerlerinin kapatılması konusunda geçici bir uzlaşıya varıldı. Ancak, taraflar arasında soruna bir kalıcı çözüm bulmak mümkün olmadığı ve görüşmeler durduğu için, krizin her an yeniden alevlenmesi tehlikesi uluslararası toplumda ve iki taraftaki savaş karşıtları arasında haklı olarak endişe yaratıyor.

 

Kosova’da bu yıl Şubat ayında yapılan erken seçimler neticesinde Albin Kurti başkanlığında oluşan, Türk azınlık temsilcilerinin de dahil olduğu koalisyon hükümetinin işbaşına gelmesi ve Vjosa Osmani’nin, Lahey Savaş Suçları Mahkemesi’ne yargılanmak üzere teslim olan eski Cumhurbaşkanı Haşim Thaçi’nin yerine Parlamento tarafından bu makama seçilmesinden sonra,  iç siyasette nisbi bir rahatlama sağlanmış görünüyor.

 

Mart ayında Kosova’nın Kudüs’te Büyükelçilik açması, bu devleti kuruluşundan beri maddi manevi bakımından cansiperane şekilde desteklemiş bulunan Ankara’da derin bir hayal kırıklığı yarattı. Türkiye’nin Kosova’yı bu kararından geri çevirme çabaları devam etmektedir.

 

Sırbistan’da Çevre Protestoları, Erken Seçimler, AB Katılım Süreci ve Yeni Pazar Başkonsolosluğu

 

Melbourne merkezli Anglo-Avustralya uluslararası madencilik şirketi Rio Tinto’ya Hükümet tarafından ülkenin batısındaki Jadar Vadisi’nde elektrikli oto bataryalarının temel ham maddesi olan lithium madeni çıkarma izni verilmesi, 2020 yılında Covid protestolarıyla sarsılan Sırbistan’da bu kez Kasım ve Aralık aylarında kitlesel çevre protestolarına neden oldu. Lithium madeni için Sırbistan’a 2.4 milyar dolarlık bir yatırım yapmayı öngören Rio Tinto, sözkonusu protestolar üzerine yatırım kararını şimdilik durdurma kararı aldı.

 

2022 yılı Nisan ayında bir arada yapılması beklenen Cumhurbaşkanlığı ve Parlamento seçimleri öncesinde kamuoyunun sergilediği yüksek çevre duyarlılığı ve hükümete karşı kabaran öfke dalgası, Cumhurbaşkanı Vuçiç’in, 2017’de Başbakanlık makamı için kendi yerine önerdiği ve onun çizgisinden ayrılmayan Başbakan Ana Brnabiç’le  arasına mesafe koymasına sebep oldu.

 

22 başlık açılan ve 2 başlık geçici olarak kapatılan Sırbistan’ın AB katılım müzakerelerinin önündeki en büyük engel Kosova’nın tanınması sorunu olacak. Ekim ayında yaşanan plaka krizi, bu sorunun çözümünün ne kadar zor olduğunu bir kez daha gösterdi.

 

Eylül ayında Boşnak azınlığın yaşadığı Sancak bölgesinin merkezi Novi Pazar’da Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu tarafından açılan Yeni Pazar Başkonsolosluğu Türkiye-Sırbistan ilişkilerinde yeni bir kilometre taşı teşkil etti.

 

Karadağ, Arnavutluk ve Kuzey Makedonya

 

Bölgenin ekonomisi ve siyasi yapısı en istikrarlı sayılabilecek ülkesi Karadağ’ın eski başkenti Çetinje,  Sırp Ortodoks Kilisesi tarafından  Covid salgınının yol açtığı ölümler nedeniyle boşalan “Karadağ Metropolitiliği ve Çetinje Başpiskoposluğu”na yapılan atamadan sonra, Cumhurbaşkanı Milo Djukanoviç’in çağrısı üzerine dini ve etnik şiddet olaylarına ve protestolara sahne oldu. Ülkenin ulusal güçleri, Sırp Ortodoks Kilisesi’nin tasarruflarını Sırbistan tarafından Karadağ’ın bağımsızlığına yapılan açık müdahaleler olarak görüyor.

 

Kaderini Sırbistan’dan ayırarak 2017 yılında NATO’ya üye olan Karadağ’ın AB katılım müzakerelerindeki tüm başlıklar açılmış, 3’ü geçici olarak kapatılmış bulunuyor. Karadağ, AB’ye 2025 yılında katılmayı öngörüyor.

 

Arnavutluk’ta 5 Nisan’da yapılan genel seçimleri kazanan Sosyalist Parti başkanı Edi Rama, kurduğu kadınların çoğunlukta olduğu yeni hükümetle üçüncü dönem için  iktidarda kalmayı başardı.

 

2009’dan bu yana NATO üyesi olan Arnavutluk’un AB katılım müzakerelerine başlaması, AB’nin Arnavutluk’un katılım sürecini Kuzey Makedonya’nın katılım sürecine bağlaması nedeniyle iki dönemdir Bulgaristan tarafından engelleniyor. Aralık 2021’deki AB Genel İşler Konseyi’nde Bulgaristan’ın Arnavutluk ve Kuzey Makedonya’nın katılım süreçlerini birbirlerinden ayırma önerisinin kabul görmemesi üzerine Bulgaristan Arnavutluk’un AB yolunu bu yıl da tıkadı.

 

Önceleri Fransa ve Hollanda’nın, daha sonra da Bulgaristan’ın veto etmesi nedeniyle, Arnavutluk’un AB ile katılım müzakerelerine başlayamaması, AB’nin liderlik ve güvenirlik zaaflarını çarpıcı bir şekilde bir kez daha ortaya koydu.

 

Kuzey Makedonya’da Ekim ayında yapılan yerel seçimlerde iktidardaki koalisyonun en büyük ortağı sosyal demokrat SDSM’in yenilgiye uğramasının iç siyasette yarattığı sarsıntı, isim sorunu çözümünün mimarı ve ülkeyi 2020 yılında NATO üyesi yapmayı başaran Başbakan Zoran Zaev’in Aralık ayının sonunda görevinden resmen istifa etmesiyle doruk noktasına ulaştı. Ancak, Dimitar Kovaçevski’nin Zoran Zaev’in yerine SDSM’in liderliğini üstlenmesinden sonra,  mevcut koalisyonun bir hükümet krizi yaşanmadan yoluna devam edebileceği anlaşılmış bulunuyor.

 

Bulgaristan, Kuzey Makedonya’nın AB katılım müzakerelerine başlayabilmesi için, fiiliyatta Makedon dilinin ve ulusal kimliğinin Bulgar olduğunun kabul edilmesi anlamına gelen “Makedonya tarihine ve diline ilişkin sorunlar çözümlenene dek”, AB katılım müzakerelerinin başlamasına onay vermeyeceğini öne sürüyor. Kuzey Makedonya ve Arnavutluk’un katılım müzakerelerinin başlatılmasını yukarıda da belirtildiği üzere Aralık ayındaki AB Genel İşler Konseyi’nde ikinci kez veto etti.  Bulgaristan’da iş başına gelen yeni koalisyon hükümetinin Başbakanı Kiril Petkov’un, Makedonya ile müzakereleri yeni temeller üzerinde sürdürme ve ilerleme kaydetme umudu taşıdığını ifade etmesinin bir tutum değişikliği anlamına gelip gelmediği ancak önümüzdeki yıl anlaşılabilecek.

 

Bulgaristan ve Romanya

 

Bulgaristan’da bu yıl 15 Kasım’da üçüncü kez yapılan parlamento seçimlerinden sonra, temiz ve şeffaf yönetim vaadiyle yarışan dört partinin Kiril Petkov’un Başbakanlığında kurduğu koalisyon hükümeti 13 Aralık ayında işbaşına geldi. 21 Kasım’da ikinci turu gerçekleşen Cumurbaşkanlığı seçimlerini de görevdeki Rumen Radev’in kazanmasıyla ülkede siyasi istikrar sağlanmış görünüyor.

 

15 Kasım’daki Bulgaristan seçimlerinde,  geçici teknokrat hükümette bakan olarak görevli Harvard eğitimli iki işadamı Kiril Petkov ve Asen Vasiliev tarafından sadece  iki ay önce kurulan “Değişim Sürüyor” adlı yeni parti yolsuzluklarla mücadele ve reform sözüyle oyların dörtte birini alarak birinci olurken, yolsuzlukla suçlanan eski Başbakan Boyko Borisov’ın GERB partisi kan kaybederek yüzde 23 oyla ikinci sırada tutunabildi. Oyların yüzde 13’ünü alarak üçüncü gelen Haklar ve Özgürlükler Hareketi (HÖH) yerleşik partiler arasında oyunu yükseltebilen yegane parti oldu. Bulgaristan Sosyalist Partisi (BSP) yüzde 10 oy oranıyla dördüncü gelirken, bir önceki seçimin galibi komedyen Slavi Trifanov’un “Böyle Bir Halk Var” Partisi bu kez eski başarısını gösteremeyerek yüzde 9 oyla beşinci sıraya düştü. Borisov’un GERB partisi ve Türk azınlığın siyasi temsilcisi “Haklar ve Özgürlükler Hareketi” (HÖH) muhalefet görevini üstlendiler.

 

Romanya’da, ülkeyi yoksullaştırmakla ve diktatoryal eğilimler içinde olmakla suçlanan Ulusal Liberal Parti (NLP) mensubu Florin Citu’nun başbakanlığındaki koalisyon hükümeti, 5 Ekim’de sosyal demokrat PSD ve merkez sağ USR partilerinin verdikleri güvensizlik  oylarıyla düşürüldü.  Ülkede yaşanan kısa siyasi istikrarsız dönemi, 25 Kasım’da yine NLP üyesi emekli general Nicolae Cicua’nın başbakanlığında, PSD ve Macar azınlık partisi UDMR’in katılımıyla kurulan  üçlü koalisyon hükümetinin işbaşına gelmesiyle sona ermiş görünüyor.

İlgili Yazılar
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Subscribers