NATO’nun Irak’ta Ne İşi Var?

0
PAYLAŞ

17-18 Şubat 2021’de yapılan NATO Savunma Bakanları Toplantısının ana gündem maddelerinden biri Irak’taki NATO mevcudiyetinin geleceğiydi.
Savunma Bakanları halen 500 askeri personelden oluşan NATO varlığını yaklaşık 4000 personele yükseltme kararı aldı.
NATO’nun ‘Irak macerası’ 1990 Ağustos ayında Saddam’ın Kuveyt’i işgali üzerine başladı. İşgal ertesinde zamanın ABD Başkanı George H. W. Bush çok geniş çaplı bir uluslararası koalisyonu harekete geçirmek suretiyle ve BM şemsiyesi altında Kuveyt’in işgaline son verdi.

O tarihlerde NATO’nun alan dışı operasyonlara bakışı bugüne kıyasla çok farklıydı. İttifak içinde Almanya’nın başını çektiği bir grup ülke Avrupa-Atlantik alanının dışına taşacak operasyonlara karşı direnç gösteriyordu.

 

1990 Aralık ayında zamanın iktidarı Türkiye’nin özellikle hava-füze savunmasının takviyesi için NATO’dan destek isteyince ortalık bir ölçüde karıştı.

 

İlk Körfez Savaşına NATO’nun müdahil olmasına olumlu bakmayan birçok müttefik ülke bu Savaşa İttifakın doğrudan müdahalesi yerine Türkiye’ye destek vermeyi yeğlediler.

 

1990 Aralık ayında Türkiye’nin yaptığı talep üzerine NATO, 1991 Ocak ayında Irak’ın bölgedeki civar ülkelere attığı SCUD füzelerine karşı koruma sağlamak üzere Türkiye’ye Patriot bataryaları konuşlandırma kararı aldı. Muhabere ve istihbarat takviyesinde bulundu. Dayanışma sergilemek üzere Irak sınırında devriye yapmak üzere Alman Alpha jetlerinin Türkiye’ye gönderilmesine karar verdi. Kısacası, Türkiye’nin savunmasını kuvvetlendirici adımlar atmak suretiyle ilk Körfez Savaşına dolaylı olarak destek vermiş oldu.

 

Kuveyt’in işgalden kurtarılmasıyla NATO’nun Irak’taki rolü son bulmadı. Bu süreçte ise ne Irak, ne de bölge istikrarsızlığın pençesinden kendilerini kurtardılar.

Sekiz yıl süren İran-Irak savaşı ertesinde patlak veren Irak sınaması NATO’nun radarından düşmedi. Saddam o dönemde Irak’ta iktidarını korumayı becerdi.2003 yılı geldiğinde bu kere George W. Bush, hiç inandırıcı olmayan gerekçeler ileri sürerek Saddam’ı devirmek üzere harekete geçti. İkinci Körfez Savaşı artık kapıdaydı.
Oğul Bush babası gibi büyük bir uluslararası koalisyon gücünü devreye sokmakta başarılı olamadı. NATO içinde de çatlağa sebebiyet verdi.
Bosna-Hersek savaşı nedeniyle ilk kez alan dışına çıkan NATO, Fransa ve Almanya gibi Avrupalı müttefik ülkelerin karşı koyması nedeniyle İkinci Körfez Savaşına da doğrudan destek vermedi.

İlk Körfez Savaşı nedeniyle Iraklı sığınmacılardan dolayı ağzı fena yanan Türkiye, 2003 yılında NATO’dan, 1990 yılında olduğu gibi yine hava-füze savunması takviyesi talebinde bulundu. İttifak, ABD ile Avrupa arasında patlak veren çatlağa rağmen Türkiye’nin bu talebini karşıladı.

 

1990’lı yıllardan bu yana NATO Irak’ta bir rol üstlenmişse bunda Türkiye’nin oynadığı rol yabana atılamaz.

 

NATO ROLÜNÜN EVRİMİ

 

2004 yılında Türkiye’nin evsahipliğinde İstanbul’da yapılan NATO Zirvesinde uzun müzakereler sonucunda alınan kararla NATO, Bosna-Hersek ve Kosova’dan sonra Irak’ta da varlık göstermeye başladı. Bu Zirve ertesinde küçük çaplı bir eğitim-danışman kadrosunu, NATO Eğitim Uygulama Misyonu’nu Irak’a gönderdi. Çekirdek kadroyla başlayan bu misyon NATO’nun Irak’taki ilk ayak izi oldu.

 

Obama yönetiminin aldığı karara paralel olarak 2011 yılında son bulan Irak’taki NATO Eğitim Misyonunun yerine 2015 yılına kadar yeni bir misyon gerçekleşmedi.

2014 Haziranında IŞİD’in Suriye ve Irak’taki kanlı terör eylemleri ve ‘İslam Devleti’ ilan etmesi sonrasında Irak artık NATO’nun kalıcı gündem maddelerinden biri haline geldi.
2014 Galler Zirvesi, 2016 Varşova Zirvesi, 2017 ve 2018 Brüksel Zirvelerinde arka arkaya Irak’taki NATO mevcudiyetini güçlendiren ve genişleten kararlar alındı.
İttifak alınan her karar öncesinde Irak merkezi hükümetinin davet ve onayını almaya özen gösterdi. Diğer bir deyimle, Türkiye’ye verdiği destek suretiyle dolaylı da olsa Irak’a 2003’te olduğu gibi davetsiz misafir olarak gitmedi.

Irak’taki NATO varlığının gelişim sürecine baktığımızda iki ana eğilim görülmekte. Bunlardan biri, 2014 Galler Zirvesi öncesinde belirlenen, sahaya doğrudan NATO güçlerini sürmemek. Bunun yerine sahada birlikte çalışılabilecek yerel kuvvetleri bulmak veya bunları eğitmek. Diğeri ise, sahada çatışmalara bilfiil katılacak muharip kuvvet bulundurmamak. Muharip olmayan unsurlar vasıtasıyla eğitim-danışmanlık-yardım sağlama hizmeti sunmak. Tıpkı, 2014 yılı sonunda Afganistan’da muharip ISAF operasyonuna son verip, 2015’te başlatılan muharip olmayan Kararlı Destek Misyonunda olduğu gibi.

 

Görüleceği üzere 1990’lı yıllardan bu yana Türkiye’deki iktidarlar NATO’nun dolaylı ya da dolaysız Irak’ta varlık sergilemesine karşı çıkmadılar.

Kamuoyu zaman zaman ABD’nin Irak ve bölgedeki tek yanlı tasarruflarıyla NATO’nun varlığını bir tutup, meseleleri birbirine karıştırmakta sakınca görmüyor. Rusya ve Çin gibi diğer bölge dışı ülkelerin Irak’taki varlığını ve güttükleri çıkarları görmezden geliyor. NATO bünyesinde Irak’la ilgili olarak alınan kararların tümünün altında Türkiye’nin de rızası ve imzası bulunmasına ise önem atfetmiyor.

Halbuki NATO varlığının özellikle son yıllarda Irak’ta artan varlığının şekillenmesinde Türkiye ana rollerden birini oynuyor. Yerel kuvvetlerin eğitilmelerinde radikal dini ve bölücü etnik akımların eğitilecek kuvvetlerin arasına sızmamaları için azami özen gösteriyor, bu kuvvetlerin seçiminde rol alan birimlerin kilit mevkilerine Türk personelin atanmasını sağlıyor.

 Birkaç gün önce yapılan Savunma Bakanları Toplantısında alınan kararla 2021 yılında NATO’nun Irak’taki varlığı daha da genişleyecektir. Bu suretle, Irak sınırının hemen ötesinde bünyesinde Türk personelin de bulunacağı NATO kuvvetlerinin sayısı artacaktır.

Gelinen aşamada izlenebilecek yol ve benimsenebilecek tercihler şöylece özetlenebilir:

 – Irak merkezi hükümeti ile yerel bazı güç odaklarıyla ilişkilerimize zarar getirmeyecek bir çerçevede Türk personelin, çapı ve sayısı genişleyecek NATO varlığı içindeki mevcudiyeti arttırılmalı ve kilit birimlerde daha fazla Türk personeline yer verilmesinin yolları aranmalıdır.

 

 – 2014 yılından bu yana gerilen NATO-Rusya ilişkilerinin Irak ölçeğinde izleyeceği seyir dikkatle takip edilmelidir. Esasen Transdinyester’den başlayıp Abhazya/Osetya-Kırım-Ermenistan-(Dağlık Karabağ’daki Rus mevcudiyeti dolayısıyla)Azerbaycan-Irak hattından Suriye’de Lazkiye kıyılarına kadar olan bölgede ve Mağrib’e uzanan kuşakta Rusya’nın izlediği siyaset ile Türkiye’nin bu bölgedeki ulusal çıkarları örtüşmemektedir. Dolayısıyla, NATO’nun stratejik ortağı olmaktan çıkan Rusya’yı çeşitli şekil ve tezahürleriyle Irak’ta da karşımızda bulmak hiç şaşırtıcı olmayacaktır. Özetle, gündemimize ‘genişletilmiş bir NATO misyonu ve eskiden kalan, ancak güncel de olan bir rakip Rusya’ gelecektir.

 

 – Bölgede Çin gerçeği de artık karşımızdadır. Son yıllarda özellikle ekonomideki atılımlarıyla her alanda ortaya çıkan, ABD’nin stratejik rakibine dönüşen, NATO’nun endişe kaynakları arasına giren Çin, başta petrol ve doğalgaz olmak üzere genelde bölgeyle özelde ise Irak’la da yakından ilgilenmekte, sessiz ve derinden de olsa kendi çıkarları temelinde bölgedeki varlığını takviye etmektedir. Diğer bir anlatımla, Irak’ta artacak NATO varlığı karşısında Çin’in nasıl bir manevra içine gireceğini de yakından mercek altına almak gerekecektir.

 

 – Mevcut durumda İran da boş durmayacaktır. Irak, Suriye ve Lübnan’a uzanan kuşakta İran için hayati öneme sahip bir ülkedir. Mezhep temelli tutumunu dış ve güvenlik politikasının ana ekseni olarak belirleyen İran’dan nasıl karşı hamleler geleceğini öngörmek gerekir.

 

 – Artacak NATO varlığını Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri ve İsrail’in memnuniyetle karşılayacağı beklenmelidir. Bu varlığı bir yandan İran’a, diğer yandan Rusya’ya karşı bir denge unsuru olarak değerlendireceklerine kesin gözle bakılmalıdır.

 

– Genişleyecek NATO mevcudiyeti Irak’la olan ikili çerçevedeki anlaşmalar açısından da önemlidir. Bu durumda, Türkiye’nin Irak’la olan ikili anlaşma veya mutabakatlarını yeni duruma uyarlamak için özellikle merkezi hükümetle ilişkilerini sıklaştırması ve temaslara ağırlık vermesi zorunludur.

 

 – Başta Irak olmak üzere bölgede deyim yerindeyse istihbarat elemanları ‘fink atmaktadır.’

 NATO varlığının artmasına paralel olarak bölgedeki istihbarat savaşları daha da artacaktır. Siber ve hibrid saldırıların dozu yükselecektir. Bu durumda hem elektronik hem insan istihbaratı/karşı istihbarat ihtiyacı daha da önemli hale gelecektir. Türkiye’nin ülke güvenliği için evrilecek, yeni boyutlar kazanacak Irak’la ilgili istihbarat tablosuna karşı hazırlıklarını biran evvel tamamlaması elzemdir.

 – 2021 yılıyla birlikte NATO’nun Çok Yüksek Hazırlıklı Ortak Görev Gücü liderliğini üstlenen Türkiye’yi Irak’ta yeni sınamalar beklemektedir. Dolayısıyla, başta bölücü terör örgütü PKK olmak üzere Irak’la ikili alandaki meselelerimize bu kere çoktaraflı bir çerçevede yeni halkalar eklenebileceğinin şimdiden görülüp, hesapların buna göre yapılması elzemdir.

İlgili Yazılar