Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’ya, ABD-İsrail ikilisinin Mart 2026’da İran’ saldırmasıyla başlayan savaşlar küresel enerji güvenliği ve alternatif nakil güzergahları konularını uluslararası gündemin en üst sıralarına taşıdı.
Güç ve söz sahibi ülkelerin çıkarlarını korumak ve stratejik hedeflerini gerçekleştirmek için harekete geçtikleri bu ortamlarda, enerji kaynaklarına ve başka zenginliklere sahip olan, geçiş ve nakil güzergahları üzerinde bulunan ülkeler ve bölgeler de, kendilerini iç ve dış boyutları keskin bir mücadelenin içinde buluyorlar.
Kafkasya tarih boyunca, ekonomik ve doğal zenginlikleri ile birlikte doğu ile batı arasındaki ticaret ve geçiş güzergahlarının üstünde bulunması nedeniyle, bu kapsamda bir mücadele alanı olagelmiştir.
Rusya ile ABD, bölgesel güçler Türkiye ve İran, ve bölgenin ekonomik ve ticari potansiyelinden pay almak isteyen batılı ve diğer ülkeler arasındaki rekabet, üç Kafkasya ülkesine de — Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan— doğrudan yansımaktadır.
Gürcistan bağımsızlığını aldığından bu yana, Batı’ya mı yoksa Rusya’ya mı daha yakın olacağı temelindeki iç siyasi krizlerle boğuşuyor.
Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki tarihi ihtilaflar da 1990 yılından sonra şiddetli bir şekilde tekrar yüzeye çıktı.
Ermenilerin Karabağ dahil olmak üzere tüm Azerbaycan topraklarının yüzde 20 civarındaki bölümünü işgali, 2020’deki ikinci Karabağ savaşı ve 2023’de bir güne sığan anti-terör operasyonu neticesinde son buldu.
Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklarını geri alması hem Azerbaycan-Ermenistan, hem Türkiye-Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesi için gerekli zemini oluşturdu ancak hala çözülmesi gereken hassas meseleler var.
26-29 Nisan tarihlerinde, Ankara Politikalar Merkezi üyesi emekli büyükelçiler Hasan Göğüs ve Hasan Servet Öktem’le, Ermenistan’ın başkenti Erivan’a yaptığımız gezide hem seçimler öncesi ülkedeki durumu ilk elden gözlemleme fırsatı bulduk, hem acısıyla ve tatlısıyla Türkler ile Ermenilerin iç içe geçmiş hayatlarını gördük.
Seçimler öncesindeki durum
7 Haziran’da üç milyon nüfuslu Ermenistan’da seçimler yapılacak.
Karabağ’ın kaybedilmesi, Ermenistan ekonomisinin kötü durumu ve zorlu yaşam koşulları, Başbakan Nikol Paşinyan ve lideri olduğu Sivil Sözleşme Partisine desteği azaltmış.
Başbakana desteğin bugün itibarıyla %25-30 düzeyine indiği söyleniyor ama yine de favori aday, çünkü kendisine sempatisini yitirmiş olan seçmen dahi, diğer alternatifleri hiç istemiyor, Paşinyan’a ehven-i şer olarak bakıyor.
Paşinyan’ın karşısındakilerden biri aşırı milliyetçi Taşnakların da desteklediği eski cumhurbaşkanlarından Robert Koçaryan (Ermenistan İttifakı), diğeri de yolsuzluk ve hükümete karşı ayaklanma girişimi suçlamalarıyla tutuklanan ve halen ev hapsinde bulunan Ermeni-Rus oligark Samvel Karapetyan (Güçlü Ermenistan Partisi).
Erivan’da görüştüğümüz bir siyasetçi, Paşinyan karşıtı cepheyi “Rusya-Kilise-Taşnaklar” olarak tanımladı.
Paşinyan Ermenistan seçmenine batı ile bağların güçlendirilmesini, Azerbaycan ve Türkiye ile ilişkilerin düzeltilmesini ve ekonominin iyileştirilmesini vaad ediyor.
Rakiplerinin söylemleri ise, komşu ülkelerle yine ihtilaf ve Rusya’yla yakınlık temelli bir geleceğe işaret ediyor.
Çoğu kişi, normal şartlarda ve herşeye rağmen seçimi Paşinyan’ın kazanacağını düşünüyor ama sonrasında Paşinyan taraftarları ile karşıt cephe arasında kriz yaşanabileceğine dair kaygılar oldukça yaygın.
Türkiye’nin denklemdeki yeri:
Türkiye coğrafi konumu, tarihi süreçteki rolü ve Azerbaycan’la çok yakın ilişkileri başta olmak üzere muhtelif nedenlerle gerek Kafkasya, gerek Ermenistan denkleminde çok önemli bir ülke.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Azerbaycan’ın topraklarının işgalden kurtarılmasıyla Kafkasya’da yeni bir döneme girildiğini ve Ermenistan ile normalleşme sürecinin başlatıldığını açıklaması, Başbakan Paşinyan’ın da Türkiye’nin önce soykırımı kabul etmesi yolundaki talebinden vazgeçmesiyle diplomasinin bir kez daha önü açıldı.
Türkiye ile Ermenistan’ın atadıkları özel temsilciler (Büyükelçi Serdar Kılıç ve Ruben Rubinyan) düzenli olarak görüşüyorlar.
Türk Hava Yolları ve Türkiye’nin en büyük özel havayolu Pegasus’un artık İstanbul ile Erivan arasında her gün birer seferi bulunuyor. Uçaklar dolu gidip dolu geliyor ve yolcuların büyük çoğunluğu Ermeni.
Doğrudan ticaret henüz yok ama Türk malları Gürcistan üzerinden Ermenistan‘a ihraç edilebiliyor. Türkiye’nin Ermenistan’a olan ihracatının bu yöntemle 1.3 milyar dolar civarında olduğu söyleniyor.
Türkiye ile Ermenistan arasındaki, 35 yıldır kapalı olan Alican/Margara sınır kapısından geçişlerin yapılabilmesinin fiziki ve teknik altyapısının hazır olmasına mukabil, sistemin çalıştırılması için gerekli olan siyasi karar halen alınabilmiş değil.
Türkiye ile ilişkilerin tamamen normalleşmesini, diplomatik ilişkilerin kurulmasını ve iki ülke arasında sınırın tamamen açılmasını isteyen Ermenistan olumlu gelişmeleri not etmekle birlikte sürecin yavaş ilerlediğinden şikayetçi.
İlişkilerin seyrini yakından takip eden Ermeni siyasetçiler ve analistler, sınır geçişinin üçüncü ülke vatandaşlarına açılmasının kararlaştırılmasına rağmen uygulamaya geçilmemesinin Ermenistan tarafında hayal kırıklığı yarattığını, sınır kapısının açılmasının ve bazı geçişlerin yapılabilmesinin Ermenistan’da çok olumlu bir hava yaratacağını ifade ettiler.
Türkiye ile Ermenistan arasında yaşanan en son önemli ve olumlu bir gelişme, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın 4 Mayıs’ta Erivan’da düzenlenen Avrupa Siyasi Topluluğu (AST) toplantısına katılmak için Ermenistan’a gidişi oldu.
Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde Azerbaycan unsuru
Türkiye’nin Ermenistan’la normalleşmesinin tamamlanması, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki normalleşmeyle de irtibatlı.
2009 yılında Türkiye ile Ermenistan arasında ilişkilerin geliştirilmesine dair Zürih Protokolleri imzalanmış ama o zaman toprakları işgal altında olan Azerbaycan’ın tepki göstermesi ve Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin gerilmesiyle bu girişim akamete uğramıştı.
Türkiye bu tür bir gerginliğin tekrar yaşanmaması için bu defa Azerbaycan’la senkronize hareket etmeye özen gösteriyor.
Azerbaycan ise Ermenistan’la barış anlaşmasını imzalamak için, başka meseleler de olmakla birlikte, esas olarak, bu ülkenin anayasasının girişinde yer alan ve Karabağ’ın Ermenistan’ın parçası olduğu anlamındaki atıfların kaldırılmasını bekliyor.
Başbakan Paşinyan anayasa ile ilgili adımı atmaya hazır olduğunu açıkladı ama öncelikle seçimi kazanması lazım. Sonrasında anayasa değişikliğinin parlamentoda, referandumda kabul edilmesi gerekiyor.
Bu tabloda Türkiye milli çıkarlar doğrultusunda hareket ederken Azerbaycan’ı da kırmayacak hassas dengeyi gözeterek bir Ermenistan politikası izliyor ve zaman zaman, bu durumun yarattığı zorluklarla baş etmek durumunda kalıyor.
Rusya Ermenistan’da da kaygı yaratan ülke
Rusya, eski Sovyet coğrafyasındaki tüm ülkelerde olduğu gibi Ermenistan’da da ciddi bir endişe kaynağı.
Ermenilerin önemli bir bölümünde Rusya’nın seçimlere müdahale edeceği, seçimlerin sonucu istediği gibi çıkmazsa farklı yöntemlerle müdahalelerde bulunabileceğine dair endişeler yaygın.
Başbakan Paşinyan Ermenistan’ın geleceğini batıyla işbirliğinde ve bütünleşmede gören, Türkiye ile ilişkileri düzeltmekten yana olan, Ermenistan’ın yine Rusya’nın hegemonyası altına girmesini istemeyen bir siyasetçi.
Erivan’da görüştüğümüz eskilerden bir resmi şahsiyet, Ermenistan için “daha çok batı ve daha çok Türkiye’nin” “daha az Rusya” anlamına geldiğini söyledi ve Türkiye ile Ermenistan birbirleriyle doğrudan konuşmadıklarında, Rusya, Fransa ve başka ülkelerin konuştuklarını ve bunun da iki ülke ilişkileri açısından genellikle hayırlı olmadığını ekledi. Doğru bir tespit.
Paşinyan yönetime geldiğinden bu yana Rusya’nın Ermenistan‘daki etkisinde belli ölçüde azalma oldu.
Ermenistan devleti, Rusya taraftarı Ermeni-Rus işadamı Karapetyan’ın monopol olarak sahibi olduğu elektrik idaresini millileştirdi. Sınırların kontrolü de Rus sınır muhafızlarından Ermeni sınır muhafızlarına geçti.
Ama doğalgaz, bankacılık, demiryolları gibi ülkedeki diğer belli başlı stratejik şebekeler halen, kısmen veya büyük ölçüde, Rusların kontrolünde.
Rusya’nın Gümrü’deki 102 nci askeri üssü de bir kaç bin Rus askeri personel ve muhtelif savaş araçlarıyla varlığını sürdürüyor.
Trump’ın kazanç odaklı politikası ve Zangezur Koridoru
ABD bölgede ve Ermenistan’da ziyadesiyle mevcut. Erivan‘da çok büyük bir alanda kurulu olan Amerikan Büyükelçiliğinde 1800 civarında personel görev yapıyormuş.
Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki ihtilafın dünyada son verdiği dokuz savaştan biri olduğunu her vesileyle dile getiren ABD Başkanı Donald Trump, barış anlaşmasının karşılığını kendi adını taşıyan “Trump Uluslararası Barış ve Refah Rotası” (TRIPP) projesi üzerinden almayı hedefliyor.
Ermenistan’ın Syunik bölgesinden geçen 40 km civarında bir ulaşım ve enerji hattıyla Azerbaycan’ı Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’ne, oradan da Türkiye’ye bağlaması öngörülen bu proje için ABD liderliğinde oluşturulan konsorsiyumun kuruluş aşamasındaki şirket hisselerinin %74’ü ABD’de, %26’sı Ermenistan’da olacak.
Türkiye ve Azerbaycan Zangezur Koridoru olarak adlandırdıkları ve eskiden beri akıllarında olan geçişi hayata geçirecek bu stratejik projeyi kuvvetle destekliyorlar.
Bu projenin gerçekleşmesiyle Türkiye’nin Orta Asya ve Asya bağlantısı daha da güçlenecek.
İran’ın, ve Rusya’nın, projeyle ilgili kaygıları mevcut. Bu ülkelerin projeyi engellemek için harekete geçip geçmeyecekleri ve buna güçlerinin yetip yetmeyeceği, konuyu takip edenlerin zihninde yer tutan sorulardan biri.
Diasporanın tutumu ve sözde soykırım iddiaları
Ermenistan siyasetinin önemli bir unsuru olan diaspora Türkiye karşıtı kampanyaların ve soykırım iddialarının itici gücü olarak değerlendirilir.
Erivan‘da konuştuğumuz farklı görüşlerden Ermeni siyasetçiler ve kanaat önderleri, Türkiye’de diaspora ile ilgili geleneksel kanaatin güncel durumu yansıtmadığını zira diasporanın, keza Taşnakların, eski güçlerinin ve etkilerinin kalmadığını ifade ettiler.
Diaspora ve Taşnaklar eski güç ve etkilerine sahip olmayabilirler ama başta ABD olmak üzere muhtelif ülkelerde faaliyet gösterebilen, özellikle de Türkiye karşıtları tarafından kullanılmaya müsait yapılarını koruyorlar.
Birinci Dünya Savaşı’nın karanlık yıllarında Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşanan ve Ermeni tarafının “soykırım”, Türkiye’nin ise “o yılların şartlarında her iki taraftan da kayıpların yaşandığı acı olaylar” olarak nitelediği konu Türkler ile Ermeniler arasında yıllardır önemli bir sorun olarak varlığını sürdürüyor.
Türkiye, iki ülke arasındaki ilişkilerin tarihteki acı olayların gölgesinde kalmaması ve geleceğin ilişkilerinin karşılıklı saygı ve işbirliği temelinde geliştirilmesi gerektiği yolunda bir politika izliyor.
Bu çerçevede, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu yıl da 24 Nisan’da yayınladığı taziye mesajında, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı vatandaşları Ermenilerden büyük acılar yaşayanlar olduğunu, Ermenilerin bu acılarını paylaştığını ve hayatlarını kaybeden tüm Osmanlı vatandaşlarını biz kez daha saygıyla yâd ettiğini beyan etti.
Türkiye bu adımları iki ülke arasındaki acı hatıraların geride bırakılması, düşmanca söylemlerin ve politikaların yerini karşılıklı yarar ve işbirliğine dayalı politikaların alması umuduyla atıyor.
Unutulmasın ki, Türk tarafının da büyük acıları var. İmparatorluğun içten ve dıştan saldırılara maruz kaldığı 19. yüzyılda ve Birinci Dünya Savaşı yıllarında Balkanlardan, Kafkasya’dan, Kırım’dan milyonlarca insanımız göç etmek zorunda kaldı; hem oralarda, hem Anadolu’da, salgın hastalıklar ve yokluklar nedeniyle hayatını kaybetti, savaş halinde bulunulan ülkelerin kışkırtıp silahlandırdığı çeteler tarafından öldürüldü.
Sonuç olarak; bazı anlaşmazlık konularına rağmen, Türkiye ile Ermenistan arasında karşılıklı saygı ve çıkara dayalı iyi bir ortak gelecek kurulabilmesi için gerekenlerin pek çoğu esasen mevcut, yeter ki siyaset bu yönde yürüsün ve muhtelif üçüncü taraflar gidişatı olumsuz etkilemesin.
