İRAN VE SAVAŞ III

PAYLAŞ

“Çanlar kimin için çalıyor?”

Dünya, asimetrik güçler savaşının zaman boyutu pazarlığı üzerinden sürdürülmesine tanık oluyor. İki taraf için de maksat savaşı uzatmak değil. İkisinin de ona takati yok. Sadece, zaman baskısını karşı tarafa yansıtmaya çalışıyorlar.
Buna, esasen başlamış müzakere süreci de diyebiliriz. Arka kapı diplomasisi tahminleri bir tarafa, bizatihi kullanılan savaş araç ve yöntemleri bu müzakerenin ta kendisi. Savaş ve müzakere iç içe geçmiş durumda ve birbiri üzerinden yürüyor. Aslında ABD, daha önce iki kez görüşmeler sürerken saldırı başlatarak bu yolu açmış oldu.
ABD ve İsrail tahrip gücüne, İran dayanma gücüne yaslanıyor. Birincilerin silah ve teknoloji üstünlüğü tartışılmaz. Sürdürdükleri savaş, taktik anlamda, çok başarılı. İran rejimi bu savaşı kaybediyor. Ancak, birinciler de savaşı stratejik olarak kazanamıyor.
Trump yönetimi, İran’ın etkisinin yapabileceklerinden çok yaptırmayacaklarına dayandığını göremedi. İran, Anadolu gibi, sıradağlarla zırhlanmış, derin bir ülke. Körfez ülkeleri ise karşısına çizgi halinde dizilmiş. Hürmüz Boğazı’nın güvenliği, savaş halinde, ihtiyarında. Bu kapasitesi, İran-Irak savaşında yeterince sınanmıştı. Bugün, basit sayılabilecek SİHA’larının hava savunma sistemlerini aşabilen birkaç tanesi bile Körfez’in güvenliğini, dolayısıyla ekonomik hayatiyetini sorgulatabiliyor, deniz ve hava trafiğini kesebiliyor. Uluslararası Enerji Ajansı olağanüstü bir adımla, stratejik rezervlerinin musluğunu açarak petrol fiyatındaki tırmanışı durdurmaya yelteniyor, İran, patlayıcı yüklü iki iptidai tekneyle Irak açığında iki tankeri vuruyor, Ajans’ın anlık etkisi sıfırlanıyor. Körfez çıkışlı petrolün, küresel toplam arz içindeki oranının 1973 ve 1979 krizlerindekinin altında olması durumu hafifletmiyor, yaklaşık beşte birlik eksilme, bugün esnek olmayan talep karşısında fiyatları fırlatıyor. Benzer tablo, karşılaştırılabilir oranlarla, doğal gaz arzında da yaşanıyor. Rafine ürünler, madenler ve gübre tabloya ekleniyor. İki taraflı savaş, bölgesel güvenlik zafiyetini, o da küresel enerji darboğazı – enflasyon – resesyon beklentisi sarmalını tetikliyor, her geçen gün beklentileri daha da olumsuzlaştırıyor.
ABD-İsrail ikilisi ise bombardımanlarını, hedefleri genişleterek sürdürüyorlar. İran rejiminin, silahlar sustuğu anda kendisini ne ölçü ve nitelikte kötü durumda bulacağı, kendisi üzerindeki zaman baskısının özünü oluşturuyor. Ancak, savaşın durması, huzur ve iş bozma manivelalarını da kullanamayacağı anlamına geliyor. Bu nedenle, “nuisance” değerini ileriye dönük sonuca nasıl tahvil edebileceğini düşünüyor.

Çatışmasızlık koşulları

İran rejimi için ayakta kalmak, üçüncü bir ABD-İsrail saldırısına uğramamak ve savaşın ardından ülke denetimini sağlayamayacak ölçüde tükenmemek belirleyici olacak. Ayrıca savaş kendi petrol ihracını da engelliyor.

ABD için, rejimin nükleer program ve güç yansıtma kapasitesinin tahribi ve bu gücün dayandığı ekonomik ve kurumsal hayatiyeti zaafa uğratmak öncelikli savaş hedefleri. Enerji darboğazıyla başlayan küresel ekonomik bozulma sarmalını durdurmak ve ülkede ara seçimlere uzanan süreçte amacı giderek daha yaygın olarak sorgulanan savaşı ve görülmeye başlanan ekonomik etkilerini olabildiğince çabuk geride bırakmak ise askeri hedeflere zaman çerçevesi örüyor.

İsrail’in hedefleri, ABD’ninkilerden ayrışmaya başlıyor. Savaşın bölge ve dünyaya yansımaları pek umurunda değil. Yükünün kendi sırtında olmadığını düşünüyor. Ancak, zaman baskısı keyfini kaçırıyor. İran rejiminin ömrünü kısaltmak adına elinden geleni şimdi yapmaya çalışıyor. Rejim değişikliği söyleminin tek istikrarlı sahibi haline geliyor.

Trump’ın birbiriyle çelişen beyanlarını ve ani karar değiştirme huyunu denkleme katmak gerekiyor. Dar çıkar algısı ile sabırsızlığının kesiştiği bir noktaya, genel faturanın büyüdüğü ortamda daha çabuk gelebileceği de hesaba katılmalı. Bu ortamda, stratejik hazırlığın yetersizliği kendisini her gün biraz daha fazla gösteriyor. Geçen hafta Kore Cumhuriyeti’nde konuşlu Patriot bataryalarının ve Japonya’da konuşlu deniz piyade çıkarma grubunun bölgeye taşınması kararı, keza Kharg’ın ele geçirilmesi fikri, baştan yapılmış planların ya yetersizliğini ya da değiştirilmekte olduğunu gösteriyor. Bu intikallerin -özellikle ikinci bahiste- zaman alacağı, dolayısıyla mevcut savaş denklemini de pek etkilemeyeceği görülüyor. Ne var ki bunlar, Trump’ın kendi çıkış yolu için seçenek arayışında olduğunun da işaretleri. Hürmüz’ün açılması işini, NATO’nun hayatiyetini ve Ukrayna’nın savunmasını da sorgulayacak ölçüde kaba bir pazarlıkla başkalarının sırtına yükleme teşebbüsüne (Hürmüz Boğazı, donanma koruması eksikliğinden değil, her tür geminin uzaktan kolayca hedef olabilmesinden dolayı kapalı) indirgemesi, Trump’ın ağzından baklayı çıkartmasının çok da uzak olmayabileceğini düşündürüyor.

Kendilerinin görüşme arayışında olmadığını vurgulayan İran yönetimi, aslında savaşın bitmesini istiyor, ancak kendisi bunu talep etmiş olmak istemiyor. İran’ın, 12 gün savaşının, ABD ve İsrail’in koşulsuz ateşkese zorlanması üzerine sona erdiğini ileri sürdüğü de hatırlanacaktır. Bu kez daha kapsamlı bir izah da bulabilir. Rejimin ayakta olduğunu, nükleer programın olduğu yerde durduğunu, Körfez’in ABD’ye güvenmemesi gerektiğini gördüğünü, genel olarak komşuların (Türkiye dahil) ulusal savunma zafiyetlerinin yoklanabildiğini ve ABD’nin pes ettiğini söyleyebilir.

Ya sonra

İran rejimi için daha büyük sorun sonra başlayacak.

Tükenmiş askeri kapasite, harabeye dönüşen ekonomi, aradaki köprüleri attığı bölge, ABD yönetiminin vizyonsuzluğunu eleştirdiği kadar İran rejimini artık hoşgörüyü hak etmeyen jeopolitik çıban başı olarak gören çok sayıda ülke savaşın doğrudan götürüleri olacak.

Ama asıl sorun olduğu yerde duruyor. ABD ve İsrail, İran rejimini zayıflatmak için saldırmadı. Rejimin esasen çok zayıflamış olmasından istifade etmek istedi. İran rejiminin, halk hareketine karşı şimdiden almakta olduğu yoğun tedbirler ve verdiği gözdağı kendi varolma sorununun canlılığını teyid ediyor. Tekrar kitlesel kıyıma varabilecek şiddet uygulama kapasitesinden başka pek bir enstrümanının da kalmadığı görülüyor.

Devrim Muhafızları’nın, yeni Yüksek Lider’in görünür olmamasıyla, profilinin daha da yükseldiği bir zaman kesitindeyiz.  Ancak, esasen başından beri kural, bu özel amaçlı ordunun rejimin nihai savunma hattını oluşturmasıydı. Bu gücün bu denli öne çıkması, rejimin gücünü değil, gerisinde fazla bir şey kalmadığını gösteriyor. Rejimin ayrıntılandırılmış kurumsallığı, aslında aynı erkin döne döne içeriden kendisini yeniden sıralandırmasından başka birşey değil.  

(16 Mart 2026) 

İlgili Yazılar