LİBYA: BELİRSİZLİKTEN KAOSA MI?

PAYLAŞ

2008-2009 yıllarında Büyükelçi olarak görev yaptığım, 2009-2011 yılları arasında da merkezde Orta Doğu Genel Müdürlüğü görevim nedeniyle yakından izleme imkanı bulduğum, tarihten gelen köklü siyasi, ekonomik/ticari ve kültürel ilişkilerimiz bulunan, zengin doğal kaynaklara sahip Libya hakkında ciltler dolusu kitaplar yazmak mümkün. Halen belirsizlik ve karmaşanın hüküm sürdüğü bu güzel ülke ile ilgili olarak ben kısa ve özlü bir yazı kaleme alma ihtiyacı hissettim. Esasen birçok değerli meslektaşım, akademisyenler, araştırmacı gazeteciler bu güzel ülke hakkında çok önemli yazılar yazmış bulunmaktadır. Kaleme alınmış olan bu değerli yazılar da beni bu makaleyi yazmaya teşvik etmiştir. Afrika’nın ve bölgenin önemli bir ülkesi olan Libya’nın mümkün olan en kısa sürede barışa, istikrara, huzura ve refaha kavuşmasını ümit ederim.

 

Son Seçim Kararına Giden Süreç:

Libya’da 24 Aralık 2021 tarihinde yapılması planlanan başkanlık ve parlamento seçimlerinin ertelendiği Yüksek Seçim Komisyonu (YSK) tarafından 22 Aralık günü resmi olarak açıklandı. YSK, anayasa ve seçim yasası gibi temel mevzuat üzerinde henüz bir mutabakat sağlanamaması ve aday listesine yönelik itirazlar ve belirsizlikler olduğu gerekçesiyle seçimlerin erteleneceğini duyurdu. YSK parlamentoya seçimin ilk turunun bir ay ertelenerek 24 Ocak 2022’de yapılabileceği önerisinde bulundu. Bu çerçevede yeni bir yol haritası belirlemek amacıyla oluşturulan 10 kişilik parlamento komisyonunun bir rapor hazırlayarak meclise sunması öngörülmektedir. Bu bağlamda, seçime kadar mevcut hükümet ile devam edilmesi, geçici bir hükümet kurulması, seçimlerin 24 Ocak’ta veya başka bir tarihte gerçekleştirilmesi gibi seçeneklerin tartışılmakta olduğu anlaşılmaktadır.

 

Hatırlanacağı üzere, Tunus ve Mısır’dan sonra Libya “Arap Baharı”nın üçüncü durağı oldu. Bu bağlamda, 2011 başlarında 1969’dan beri ülkeyi yöneten Kaddafi rejimine karşı başlayan ayaklanmalar kısa sürede ülkenin bütününe yayıldı. Kaddafi’ye bağlı güçlerle muhalifler arasındaki ülke içi çatışmalar Fransa, İngiltere ve ABD’nin de Kaddafi’nin komuta-kontrol unsurlarını vurmaya başlaması üzerine uluslararası boyut kazandı. NATO 2011 Mart ayında sivillerin güvenliğini sağlama gerekçesiyle hava harekatlarının kontrolünü devraldı. Yaklaşık 30 binden fazla insanın hayatını kaybettiği bu çatışmalar sonucunda Kaddafi 2011 Ekim ayında Sirte’de muhalif güçlerce öldürüldü. Muhalefetin çatı örgütü olan Ulusal Libya Geçiş Konseyi uluslararası düzeyde meşru yönetim olarak tanındı. Libya’daki 100 küsur aşiretten biri olan Gaddaf aşiretinin lideri olan Kaddafi’nin 42 yıl boyunca bu aşiretler arasında dengeler kurarak yönettiği Libya’da rejimin devrilmesi üzerine merkezi bir otorite boşluğu oluştu. Kaddafi, aşiretlerin ileri gelenlerini topladığı bir siyasi havuz oluşturmuş ve bir nevi rotasyon sistemi içinde bu şahsiyetleri bakan, önemli bürokratik makamlar gibi üst düzey görevlere getirerek hoşnutsuzlukları giderme ve tüm tarafları tatmin etme yöntemini uygulamıştır. Ayrıca, tarihsel süreç içinde Trablus, Sirenayka ve Fizan’dan oluşan bölgesel ayrımların iki temel temsilcisi Trablus ile Sirenayka’nın başat kenti Bingazi arasında geçmişten gelen rekabet ve ihtilafları da gerek bu bölgelerin önde gelenlerine mümkün mertebe makam/mevkii dağıtmak gerek lüzumlu gördüğünde baskı ve kuvvet uygulamak suretiyle azaltmaya çalışmıştır. Libya liderinin bu yöndeki girişim ve uygulamalarını Libya’daki görev sürem boyunca bizzat gözlemledim. Kaddafi’nin devrilmesinden sonraki dönemde ülke fiilen ikiye bölünmüştür ve bu kaos ortamında ülke içindeki silahlı çatışmalar yoğunlaşarak artmıştır. Bu çatışmalar uluslararası toplumca meşru yönetim olarak tanınan Trablus’taki Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile siyasi organı Tobruk’ta konuşlu Temsilciler Meclisi olan General Hafter’in idaresindeki Libya Ulusal Ordusu (LUO) arasındaki mücadeleye dönüştü. Türkiye’nin de dahil olduğu birçok uluslararası girişime rağmen ülkede barış sağlanamadı. Nihayet 2020 Ocak ayında düzenlenen Berlin Konferansı’nda UMH ve LUO arasında gerçekleştirilen “5+5 Ortak Askeri Komite” (OAK) toplantıları çerçevesindeki askeri, siyasi ve ekonomik unsurları içeren müzakereler doğrultusunda Birleşmiş Milletler’in (BM) himayesinde 23 Ekim 2020’de Ateşkes Anlaşması (Agreement for a Complete and Permanent Ceasefire in Libya) akdolundu. UMH ve LUO’nun iki ana unsuru olan Anlaşma BM tarafından da “şahit” sıfatıyla imzalandı.

 

Anlaşmada Libya’nın toprak bütünlüğü, kara, hava ve deniz sınırlarının korunması, terörizme karşı mücadele, insan haklarına saygı gösterilmesi gibi genel ilkelerin yanı sıra üç ay içinde bütün askeri birliklerin ve silahlı grupların çatışma alanlarını terk ederek kamplarına dönmeleri, buna koşut olarak tüm paralı askerlerin ve yabancı savaşçıların yine üç ay içinde Libya topraklarını terk etmeleri öngörülmüştür. Ayrıca, bazı bölgelerin askeri birimlerden ve silahlı gruplardan arındırılmasını sağlamak amacıyla ortak bir polis harekat merkeziyle 5+5 Ortak Askeri Komite’ye (OAK) bağlı bir askeri gücün oluşturulması hususunda mutabakat sağlanmıştır.

 

Berlin Konferansındaki mutabakatlar çerçevesinde kurulan Libya’daki iki tarafın ve UNSMİL’in (United Nations Support Mission in Libya) temsilcilerinden oluşan 75 üyeli Libya Siyasi Diyalog Forumu başkanlık ve parlamento seçimlerinin 24 Aralık 2021 tarihinde yapılması kararlaştırılmıştı. Ancak yukarıda belirtilen nedenlerle seçimlerin ertelenmesi durumu ortaya çıkmıştır. Seçimlerin ertelenmesi kararından önce yaklaşık 100 kişi devlet başkanlığına aday olmak için müracaatta bulunmuş, bunların bir kısmı YSK tarafından reddedilmişti. Bu adaylar arasında Başbakan Dibeybe, LUO Komutanı General Hafter, Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam Kaddafi, eski hükümetin İçişleri Bakanı Fethi Başağa, Libya Devlet Başkanlığı Konseyi üyesi Ahmet Maitik öne çıkan isimler olmuştur. Ancak Hafter’e UMH ve batı Libya halkının büyük çoğunluğundan, Dibeybe’ye doğu Libya’daki Temsilciler Meclisi ve Hafter’e bağlı güçlerden, Seyfülislam Kaddafi’ye ise her iki taraftan da yoğun itirazlar öne sürülmüştür. Bu üç ismin adaylıkları önce YSK tarafından reddedilmiş fakat temyiz mahkemelerince ret kararları bozulmuştur.

 

Libya’nın Dayanılmaz Cazibesi:

Hidrokarbon kaynakları, antik çağlardan gelen tarihi yapı ve harabeleri, Akdeniz’de 1700 km’yi aşan kıyı şeridi, batısında ve güneyinde çöl turizmi imkanları gibi zengin potansiyele sahip Libya birçok ülkenin odaklandığı bir yer olmuştur. Bu çerçevede ispatlanmış rezerv kapasitesi bağlamında 1505 milyar metreküp doğalgaz ve 48,36 milyar varil ham petrole sahip olan Libya, doğalgaz rezervleri açısından Afrika’da 4. , Dünyada 22. , petrol açısından da Afrika’da 1., Dünyada 8. sırada bulunmaktadır. Bu veriler bile jeopolitik açıdan bulunduğu konumun ve turizm potansiyelinin yanı sıra Libya’nın iştahları neden kabarttığını izaha yeterlidir.

 

Türkiye-Libya İlişkileri:

Türkiye ile Libya arasında yaklaşık 500 sene öncesine dayanan köklü ve derin ilişkiler mevcuttur. Libya, Kanuni Sultan Süleyman’ın emri üzerine 1553 senesinde Turgut Reis ve Sinan Paşa tarafından fethedilmiştir. 1911’de İtalyanların Libya’ya karşı giriştikleri istila harekatı, Birinci Balkan savaşının yarattığı ortam çerçevesinde Osmanlı Devleti’nin dikkatini ve güçlerini Libya’dan Balkanlara kaydırma gerekliliği sonucunda Libya İtalya’nın yönetimine geçmiştir. 1951 yılında bağımsızlığını kazanan Libya’da kurulan Kraliyet Rejimi 1969’da Muammer Kaddafi tarafından yönetilen darbe neticesinde devrilmiş ve Kral İdris’in hükümdarlığına son verilmiştir. Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanına karşı Trablus’ta başlatılan isyanın siyasi ve askeri nedenlerini incelemek üzere genç ve parlak bir subay olan Mustafa Kemal aynı yılın Eylül ayında Libya’ya gönderilmişti. Burada başarılı bir görev yapan Mustafa Kemal, ikinci olarak İtalyanların 1911-1912 yıllarındaki Libya’yı işgal harekatına karşı bu defa doğu bölgesindeki Sirenayka (Berka) vilayetinin komutanı Enver Bey ile birlikte Derne yakınlarındaki cephenin komutanı olarak görevlendirilmişti. Bu genç ve parlak Osmanlı subayları İtalyan işgaline karşı Libyalıları örgütleyerek başarılı bir direniş gerçekleşmesini sağlamışlar, ancak yukarıda da belirttiğim gibi Balkan Savaşları nedeniyle yurda dönmek zorunda kalmışlardı. Gerek 1951 gerek 1969 sonrasında Libya’yla ilişkilerimiz inişli çıkışlı da olsa siyasi, ekonomik ve ticari ilişkilerimiz yoğun biçimde sürmüştür. Birçok inşaat firmamız, liman, havaalanı, yol, su nakil projeleri, bina inşaatları gibi büyük çaplı projelere başarıyla imza atmıştır. 2009-2010 yıllarında iç çatışmalar başlamadan önce firmalarımızın Libya’da kontrat bazında aldığı işler 15 milyar doları aşmıştı. Öte yandan Libya ile ikili ticaret hacmimiz 2020 yılında 3 milyar doları geçmiştir. Bu bağlamda, Türkiye Libya’nın dış ticaretinde 2. ticaret ortağı konumundadır.

 

Sonuç:

Gerek tarihi, kültürel gerek siyasi, askeri, ticari ve ekonomik ilişkilerimizin ışığında Türkiye’nin Libya’daki gelişmelere bigane kalması beklenmemelidir. Samimi arzumuz, dost ve kardeş olarak gördüğümüz Libya halkının mümkün olan en kısa sürede barışa, istikrara ve huzura kavuşmasıdır. Adil, şeffaf ve tüm taraflarca kabul edilebilecek seçimlerin gerçekleştirilebilmesi tarafımızdan desteklenmektedir. Bu bağlamda, Libya’nın bağımsızlığı, egemenliği, toprak bütünlüğü ve ulusal birliğinin sağlanması ve sürdürülmesi hayati önem arz etmektedir. BM, ABD, Avrupa Birliği üyesi ülkeler de, özgür, adil ve güvenilir seçimlerin yapılması çabalarına destek vermektedirler. Ancak Anayasa, seçim yasası ve devlet başkanları adayları üzerinde taraflarca mutabakat sağlanmadan seçimlerin yapılması mümkün olmayacaktır. Bu mutabakatın kısa sürede oluşması da mevcut koşullarda çok gerçekçi görünmemektedir. Öte yandan, UMH’yı destekleyen ABD ve General Hafter’i destekleyen Rusya, Fransa, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır gibi aktörlerin tutumları da bu süreçte etkili olacaktır. Türkiye’nin gerek Libya gerek bölgedeki ağırlığının ulusal çıkarlarımız doğrultusunda sürdürülmesi önemlidir. Bu çerçevede 27 Kasım 2019 tarihinde Libya’nın Ulusal Mutabakat Hükümeti ile imzalanmış olan Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması ile Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtıraları  yararlanılabilecek enstrümanlar  olabilecektir. Libya’nın geçmekte olduğu hassas ve kritik dönemde dış politikamızın geleneksel uygulamaları doğrultusunda tarafımızdan, BM ve uluslararası toplumca meşru hükümet olarak tanınan UMH ile ilişkilerimiz sürdürülürken, diğer muhalif gruplarla da, gayri resmi düzeyde de olsa, diyalog kanallarımızın açık tutulması önümüzdeki dönemde şekillenebilecek siyasi, ekonomik oluşumlar bakımından ulusal çıkarlarımıza yarar sağlayacaktır.

İlgili Yazılar
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Subscribers