HAVA SAVUNMA SİSTEMLERİ, S-400 VE F-35 KRİZİ

PAYLAŞ

Eski NATO Daimi Temsilcisi Büyükelçi (E) Fatih Ceylan’ın 21 Şubat 2021 tarihinde Ankara Politikalar Merkezi’nin üyeler arası, sınırlı katılımlı toplantısında  verdiği konferansın özet kağıdı

Fatih Ceylan konuşmasını üç başlık altında topladı:

  1. Konunun tarihi geçmişi
  2. S-400 Krizine giden yol
  3. S-400 ve F35 sürecinde yaşanılanlar

Tarihçe:

Günümüzde S-400 ve F35 konularında yaşanılan durumu analiz edebilmek için konunun tarihi sürecinin detaylı incelenmesi gerekmektedir.

Reagan Döneminde Yıldız Savaşları olarak adlandırılan stratejik savunma sistemi bugün geldiği nokta itibariyle Füze Savunma Sistemi olarak adlandırılmaktadır. 1972 yılında ABD ve Sovyetler Birliği arasında Anti-Balistik Füze Antlaşması imzalandığı için füze savunma sistemi gündem oluşturmuyordu.

Yaşanılan sessizlik döneminin ardından Soğuk Savaşın sona ermesiyle birlikte Varşova Paktına üye Merkezi ve Doğu Avrupa Ülkelerinin NATO bünyesine alınması o dönemde temel hedeflerden birisini oluşturmaktaydı.

2000’li yıllarla birlikte Füze Savunması sistemi konusunda hareketlenme süreci başladı. ABD,  2002 yılında Anti-Balistik Füze Antlaşmasından çekildiğini açıkladı. Bunun ertesinde ‘’caydırıcılık’’ ve ‘’ stratejik denge’’ kavramlarına bakış değişti. Rusya bu durumdan çok rahatsız oldu. Hemen ardından ABD 2000’li yılların başında NATO’da ‘’Taktik Balistik Füze Savunması’’ kavramını gündeme getirdi.

Füze Savunmasının caydırıcılık denklemi bünyesine alınması 2010 yılında NATO Lizbon Zirvesi’nde gündeme getirildi ve kabul edildi.

Sonraki aşamada caydırıcılığın sadece konvansiyonel ve nükleer silahlarla değil,aynı zamanda füze savunmasına da dayandırılması konusunda mutabık kalındı.

George W. Bush döneminde ise Füze Kalkanı Projesi Kavramı ortaya atıldı. Bu Proje ABD’nin tek taraflı projesiydi. Füze savunmasının  NATO ile entegre olmasıgereğini  o dönemde savunan ülkelerin başında Türkiye geliyordu.

2002 Prag Zirvesi sonrası ABD füze savunmasının NATO bünyesine alınmasınaolumlu yaklaştı.

2012 NATO Şikago Zirvesinde,  ‘’Hava savunması ile füze savunması ayrı düşünülemez ve bu kavramların birleştirilmeleri gerekir’’ tezi kabul edildi.

Türkiye Şikago Zirvesi öncesinde Malatya-Kürecik’te füze savunma radarının konuşlandırılmasını kabul etti. Bu radarın Kürecik’te konuşlandırılması ertesinde Türkiye’ye ilişkin ‘’eksen kayması’’ tartışmalarının birden kesildiği görüldü.

1990lı yıllarda Türkiye’nin füze savunması alanındaki açığı tespit edilmişti. O dönemin şartları içinde siyasi irade genel maksatlı hava savunmasına yöneldi ve  F-16’lar tercih edildi.

Süreç içindeki diğer önemli gelişme ise hava ve füze savunması kavramlarının iç içe geçmiş olmasıdır. Bundan böyle ağ tabanlı (network centric) sistemler ön plana çıkacaktır. Birbirleriyle ‘konuşabilen’ uyumlu sistemlere gereksinim artacaktır.

S-400 Krizine Giden Yol:

Füze savunma sistemleri için, 2013 yılı öncesinde devlet altı temel kriter belirlemiştir. Bunlar;

• Ortak Üretim

Teknoloji Transferi

Ortak Üretim Kapsamında Türk Savunma Şirketlerinin payı

Teslimat Süresi

Fiyat

Tercih edilecek silah sistemlerinin ulusal (ve NATO) standartlarıyla uyumlu olması.

2013 yılında füze savunması ihalesi bu kriterler temelinde açıldı. Bu ihaleye Çin, Rusya, ABD ve Fransa-İtalya ortaklığı teklif verdi.

1 Ekim 2013 tarihinde Çin firmasıyla müzakere başlatılması kararı alındı. Sonuçta Çin firmasının gerekli kriterleri karşılamaması nedeniyle ihale bir yıl sonra iptal edildi.

S-400 sistemine yönelme, sanılanın aksine 15 Temmuz 2016 öncesinde başgösterdi. S-400 tercihinin gündeme gelmesi üzerine ABD bundan duyduğu rahatsızlığı birkaç kez Türkiye’ye iletti. NATO’yla uyumlu herhangi bir sistemin belirlenmesinden yana olan tutumunu kayda geçirdi.

Süreçte Yaşananlar:

Füze Savunma sisteminin  temel hedeflerinin şunlar olması gerekir:

-Türkiye’nin tüm      topraklarının kapsama-koruma altına alınması

– Mevcut diğer sistem ve platformlarla entegre bir ağ oluşturması.

Bu çerçevede, füze savunma sistemi alırken ABD veya Rusya ile ikili çerçevede ilişkiden ziyade bir konsorsiyumu, örneğin EUROSAM’i tercih etmek daha sağlıklı görülmelidir. Bir  konsorsiyum bünyesinde sadece tek bir ülke muhatap olmaz. Ortak çaba-ortak üretim ön plana çıkar. Teknoloji üretiminde deneyim kazanmak marjı daha yüksek olur. Bu itibarla, F-35 projesi konsorsiyumunda yer almak düşüncesi doğru yönde bir tercihti.

Füze savunma sistemi gibi ciddi bir alanda tercih yaparken kurumsal ortak akıla dayanıp, ideolojik tercihlerden kaçınılmalıydı. Bilgi ve tecrübe birikimine sahip devlet kurumlarının sesine  kulak verilmeliydi.

Bu açıdan bakıldığında Eurosam SAMP-T sistemini tercih etmek daha sağduyulu ve bizi sorunlardan uzak tutacak bir yol oluştururdu.

Sonuç olarak, S-400 sisteminden vazgeçilmesi gerekmektedir. S-400 tercihi ülkeyi çıkmaz sokağa sürüklemiştir.

F-35 programına dönmeyi sağlayacak adımlar atılmalıdır. F-16 uçaklarımızın modernizasyona rağmen verecekleri hizmet süresi kısalmaktadır. Bunların yerine beşinci nesil savaş uçakları konmalıdır. Rus uçaklarının tedarikine yönelmek alternatif değildir; birçok mesele ve kriz çıkarmaya adaydır.

Türkiye daha fazla vakit geçirmeksizin beşinci nesil uçak üretiminde yer almalı ve buna yönelmelidir. Aksi takdirde altıncı nesil uçak geliştirme sürecinin de uzağında kalma riskiyle karşı karşıya gelecektir.


Büyükelçi (E) Fatih Ceylan

İlgili Yazılar
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Subscribers