Yeni Avrupa Güvenlik Mimarisi Kurulurken; Türkiye-Azerbaycan Ekseni ve Avrupa-Atlantik Güvenliği

PAYLAŞ

Türkiye, 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Türk dünyasıyla bütünleşmeyi dış politikasının öncelikli hedeflerinden biri olarak benimsemiştir. Bu süreç zaman zaman kesintilere uğrasa da, 2021 yılında Türk Devletleri Teşkilatının kurulmasıyla kurumsal bir nitelik kazanmıştır. Türk dünyası içerisindeki ilişkiler incelendiğinde ise Türkiye ile Azerbaycan arasındaki stratejik ortaklığın diğerlerinden daha ileri bir düzeye ulaştığı görülmektedir. Bunda yalnızca tarihî ve kültürel bağlar ile coğrafi yakınlık değil, aynı zamanda Rusya’nın Azerbaycan üzerindeki nüfuzunun diğer TDT ülkelerine kıyasla daha sınırlı olması da etkili olmuştur.

Türkiye, Azerbaycan’ın Avrupa ve Batı dünyasına açılan en önemli kapısı konumundayken, Azerbaycan da Türkiye’nin Orta Asya ile bağlantısallığını sağlayan temel ülke niteliğindedir. Enerji güvenliği, Orta Koridor’un daha yüksek kapasiteye ulaşması, Güney Kafkasya’da istikrarın sağlanması, Ermenistan üzerindeki Rus etkisinin sınırlandırılması ve İran kaynaklı jeopolitik gelişmeler iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın başlıca unsurlarını oluşturmaktadır.

2022 yılında Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle başlayan süreç ise hem Avrupa güvenliği hem de Türkiye-Azerbaycan ekseni açısından yeni bir jeopolitik dönemin kapısını aralamıştır. Rusya’nın revizyonist politikalarının yeniden güç kazanması, enerji arzını siyasi baskı aracı olarak kullanması ve ardından ABD’de Donald Trump yönetimiyle birlikte Avrupa’nın uzun yıllardır dayandığı Amerikan güvenlik şemsiyesinin geleceğine ilişkin soru işaretlerinin ortaya çıkması, Avrupa’yı yeni güvenlik ve enerji arayışlarına yöneltmiştir.

Bu çerçevede Avrupa Birliği, bir taraftan alternatif enerji kaynaklarına ve kritik hammaddelere erişimi güvence altına almaya çalışırken, diğer taraftan Global Gateway girişimi kapsamında Orta Asya ile kapsamlı bir bağlantısallık politikası geliştirmiştir. Bu amaçla Avrupa ile Orta Asya’yı birbirine bağlayacak ulaştırma, enerji ve dijital altyapı projeleri için yaklaşık 12 milyar avroluk finansman açıklanmıştır. Ermenistan’ın da bu bağlantısallık projelerine katılma yönünde siyasi irade ortaya koyması, güney Kafkasyada barışın tesisi ve bağlantısallığın  genişlemesi açısından dikkat çekici bir gelişme olmuştur.

Söz konusu bağlantısallık yalnızca Avrupa’nın enerji güvenliği ve Rusya karşısındaki stratejik dayanıklılığı açısından değil; Rusya’nın nüfuz alanından uzaklaşmayı hedefleyen Orta Asya devletleri, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan açısından da büyük önem taşımaktadır. Aynı zamanda Türkiye bakımından da, 1991 yılından bu yana inşa etmeye çalıştığı Türk dünyası vizyonunun sürdürülebilirliği açısından stratejik değere sahiptir.

Bu süreç Çin’in çıkarlarıyla da tamamen çelişmemektedir. Pekin yönetimi açısından Avrupa’ya ulaşan en güvenli ve istikrarlı güzergâh olan Orta Koridor’un yeniden Rusya’nın tam kontrolü altına girmesi tercih edilen bir senaryo değildir. ABD’nin henüz kapsamlı bir “Geniş Orta Asya Stratejisi” bulunmasa da, Trans-Hazar bağlantısını güçlendirmeye yönelik girişimlere verdiği destek ve Orta Asya devletleriyle liderler düzeyinde geliştirdiği diyalog mekanizmaları Vaşington’un bölgeye artan ilgisini göstermektedir.

Ancak bütün bu olumlu gelişmeler büyük ölçüde Rusya’nın yıpratıcı Ukrayna savaşına yoğunlaşmış olmasının sağladığı jeopolitik ortam sayesinde mümkün olabilmektedir. Savaşın Moskova açısından kabul edilebilir bir çözüme ulaşması durumunda Rusya’nın yeniden Güney Kafkasya’ya ve Orta Asya’ya yönelerek kaybettiği nüfuz alanlarını geri kazanmaya çalışması kuvvetle muhtemeldir.

Bu nedenle Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalıcı bir barış anlaşmasının henüz imzalanmamış olması bölgenin en önemli kırılganlıklarından biri olmaya devam etmektedir. İki ülke arasındaki ihtilaflar çözüme kavuşmadığı sürece Rusya’nın müdahalesine açık kriz alanları varlığını sürdürecektir. Azerbaycan, enerji kaynakları, ekonomik kapasitesi ve Türkiye ile kurduğu stratejik ortaklık sayesinde Rus nüfuzuna karşı önemli ölçüde direnç gösterebilmektedir. Buna karşılık Ermenistan ve Gürcistan’ın yeniden Rus etki alanına yönelmesi, Avrupa ile Orta Asya arasındaki bağlantısallığın en kritik halkasını zayıflatabilir.

Bu nedenle Güney Kafkasya’nın ekonomik kalkınmasının Avrupa Birliği ve ABD tarafından desteklenmesi yalnızca bölgesel refah açısından değil, Avrupa güvenliğinin uzun vadeli çıkarları bakımından da stratejik bir zorunluluktur.

Bununla birlikte, dikkat edilmesi gereken ikinci bir risk daha bulunmaktadır. Avrupa ve ABD’nin Güney Kafkasya’da barışı tesis etme ve bağlantısallığı geliştirme çabalarının Türkiye yeterince merkeze alınmadan yürütülmeye çalışılması, bölgesel girişimlerin etkinliğini azaltabilir. Oysa Güney Kafkasya’da kalıcı barışın, ulaştırma koridorlarının güvenliğinin ve ekonomik entegrasyonun sürdürülebilirliğinin sağlanmasında Türkiye vazgeçilmez bir aktördür. Coğrafi konumu, NATO üyeliği, bölgesel nüfuzu ve Azerbaycan ile sahip olduğu stratejik ortaklık, Türkiye’yi bölgenin doğal güvenlik sağlayıcılarından biri haline getirmektedir.

Sonuç olarak, şekillenmekte olan yeni Avrupa güvenlik mimarisi yalnızca Avrupa kıtasının savunmasına ilişkin bir düzenleme olarak görülmemelidir. Bu mimari, Avrupa’nın Orta Asya ve Güney Kafkasya ile güvenli ve kesintisiz bağlantısının korunmasını da kapsamak zorundadır. Bunun başarılabilmesi için bölge ülkelerinin bağımsızlık ve egemenliklerinin korunması, Rusya veya başka herhangi bir büyük gücün yeni bir hegemonya kurmasının engellenmesi, Güney Kafkasya’daki ihtilafların kalıcı biçimde çözüme kavuşturulması ve bölgesel ekonomik kalkınmanın desteklenmesi gerekmektedir.

Bu hedeflere ulaşılabilmesi ise Türkiye’nin Avrupa-Atlantik güvenlik mimarisinin ayrılmaz bir parçası ve Güney Kafkasya ile Orta Asya bağlantısallığının temel stratejik aktörü olarak konumlandırılmasıyla mümkün olacaktır. Türkiye-Azerbaycan ekseni, bu yeni güvenlik düzeninin yalnızca bölgesel değil, aynı zamanda Avrupa’nın uzun vadeli güvenliği açısından da temel sütunlarından biri olmaya adaydır.

İlgili Yazılar
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir