KÜRESEL DÜZENSİZLİĞE YENİ BİR DAVETİYE: 2026 ABD ULUSAL SAVUNMA STRATEJİSİ

PAYLAŞ

Mehmet Fatih Ceylan-Ece Şölendil* (Konuk Yazar)

I. İKİ STRATEJİ TEK KİŞİYE ÇIKIYOR: TRUMP OLGUSU

Ocak 2026 başında ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin (UGS) kamuya açık nüshasının yayımlanmasının ve aynı ayın ikinci yarısında Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda Trump başta olmak üzere Amerikalı yetkililerin yaptığı alışılmış diplomatik teamüllerin çok dışındaki açıklamaların dünya çapında ve özellikle Avrupa’da meydana getirdiği şok dalgaları yatışmadan Trump yönetimi 23 Ocak’ta ABD’nin yeni Ulusal Savunma Stratejisini (USS) ilân etti.

USS’nin açıklanmasından dört gün sonra 27 Ocak’ta, 1945’te atom biliminin öncüleri olan Einstein ve Oppenheimer’ın girişimiyle tesis edilen, bünyesinde Nobel ödülü almış bilim insanlarının yer aldığı Atom Bilimcileri Bülteni Bilim ve Güvenlik Kurulu, insanlığın yerküreden yok olmasını temsil eden Kıyamet Saatini (Doomsday Clock) gece yarısının 85 saniye öncesine ayarladı.

Trump, 2016’da işbaşına geldiğinde saat gece yarısına (insanlığın sonuna) 3 dakika; 2020’de görevi Biden’a devrettiğinde 100 saniye; 2025’te tekrar seçildiğinde 89 saniyeye ayarlıydı. İkinci döneminin bir yıllık görev süresi sonunda ise saat, gece yarısına 85 saniye kalacak şekilde yeniden ayarlandı.

Kıyamet saatinin ayarlanması tabiatıyla sadece ABD yönetimlerinin tutumlarına bağlı olarak gerçekleşmiyor. Diğer bir anlatımla, saatin ayarlanmasında tek bir değişken yok. Kısa adıyla Atom Bilimcileri Kurulu, nükleer çatışma riski, iklim krizi, yeni ve yıkıcı teknolojilerin olası etkileri gibi çok sayıda değişkene dayalı bir değerlendirme sonucunda kıyamet saatini ayarlıyorlar.

USS’in açıklanması sonrasında dünyanın her köşesinden yine sayısız yorum ve analizler yapıldı. Trump’ın yakın destekçileri dışında USS, aynen UGS’de olduğu üzere, büyük ölçüde eleştiri tahtasına oturtuldu.

Özü itibarıyla USS’in, UGS’nin lafzı ve ruhuyla uyumlu olduğu ve Trump yönetiminin ABD’ye ve dünyaya bakışını savunma boyutuyla yeniden üreten bir anlam ve içerik taşıdığı söylenmelidir.

İki strateji belgesi arasındaki en bariz fark, belgelerin ana gövdesinde Trump’a yapılan atıfların sayısındadır. UGS’de Trump sözcüğüne 27 atıf mevcutken, USS’de atıf sayısı 47’dir. Bu belgeleri takiben yayımlanması olağan olacak ABD Nükleer Tertiplenme (Nuclear Posture) belgesi ile Askerî Strateji belgesinde Trump’a yapılacak atıflar bakımından yeni rekorların kırılması yadırgatıcı olmayacaktır!

Yeni USS’e dair sayısız yorum ve analizin büyük ölçüde günübirlik gelişmelere odaklandığı, karşılaştırmalı değerlendirmeye dayalı bütünlükten uzaklaştığı gözlenmektedir. 2026 USS’ini çeşitli yönleri itibarıyla değerlendirirken Trump yönetiminin 2018’de açıkladığı USS’le karşılaştırmak ve bu ana belgeyi 2026’nın başında yayımlanan UGS’yle bütünlük içinde değerlendirmek daha doğru ve sağlıklı analitik bir yaklaşım olacaktır.

II. 2018 ABD ULUSAL SAVUNMA STRATEJİSİ’NDE NE DENİYORDU?

2018 USS’i, ABD yönetimlerinin daha önce açıkladıkları savunma stratejileriyle büyük ölçüde süreklilik arzeden bir mahiyet taşımakta; dolayısıyla, ABD’nin müttefikleri ve ortaklarının aşina oldukları bir zemin üzerine oturmaktadır. Bu açıdan bakıldığında 2018 USS’i bilhassa ABD’nin müttefikleri ve ortakları açısından atipik olmayan, dolayısıyla konvansiyonel odağa sahip olağan bir belge mahiyetindedir.

2018 belgesinde, küresel güvenlik ortamına yönelik riskler ışığında “hür ve açık uluslararası düzenin” korunmasına yapılan vurgu bugünkü Trump yönetiminin ortaya koyduğu tutumla neredeyse taban tabana zıt bir görüntü vermektedir. Keza 2018 stratejisinin, NATO ve Hint-Pasifik bölgesindeki ABD müttefikleriyle istihbarat, ortak tatbikatlar ve bölgesel istikrarın idamesi alanlarında işbirliğini güçlendirmeyi temel hedeflerden biri olarak kabul etmesine karşılık 2026 USS’i bu anlayıştan belirgin biçimde uzaklaşmaktadır.

2018 USS’inin odak noktaları özetle şu beş ana başlık altında toplanmaktadır:

  • ABD, artık sadece terörizmle mücadele ekseniyle yetinmemeli; iki küresel güç olan Rusya ve Çin’den kaynaklanan sınamalarıstratejik öncelik haline getirmelidir. Bu bağlamda ABD’nin, Asya ve Avrupa’daki askerî varlığını artırması öngörülmektedir.
  • Askerî yetenekler güncellenmeli, askerî eğitimin kalitesi çağın gereklerine uyarlanmalı ve Yapay Zekâ, robotik, hipersonik füzeler dahil yenilikçi teknolojilere yatırım yapılmalıdır.
  • NATO ve Hint-Pasifik bölgesindeki gelişmeler dikkate alınarak ittifak ve ortaklık ilişkileri güçlendirilmelidir.
  • Savunma harcamalarında verimlilik ve hesap verilebilirlik sağlanmalı; kurumsal işleyiş ve teçhizat tedarik süreçleri hızlandırılmalıdır.
  • Siber güvenliğe ve uzay savunmasına öncelik veren ve bu iki alandaki sınamaları karşılayacak bir yapılanmaya gidilmelidir. Dijital alanda daha güçlü koruma mekanizmaları tesis edilmeli ve uzay faaliyetleri üzerinde daha etkin bir kontrol sağlanmalıdır.

2018 belgesinde, Çin öncelikli olmak kaydıyla, Rusya küresel düzlemde ABD ile müttefik ve ortakları için uluslararası düzen bakımından tehlike teşkil eden revizyonist aktörler olarak tanımlanmakta, bunları Kuzey Kore ve İran takip etmektedir.

Yenilikçi ve yıkıcı teknolojilerde üstünlük sağlamak hedef alınmakta, devlet dışı kötücül aktörlerden kaynaklanan ve küresel güvenliği etkileyen eylemlere tehdit sıralamasında yer verilmektedir.

Gerek rakip devletlerin gerek devlet dışı aktörlerin tehditleri dikkate alındığında ABD anayurdunun bir sığınak değil, hedef olduğuna dikkat çeken bir yaklaşım sergilenmektedir. Bu perspektiften ABD’nin küresel çapta ve kilit bölgelerde çeşitli kuvvetlere dayalı müşterek kuvvet kullanımının sağlayacağı avantajları sürdürebilir kılmasına öncelikler arasında yer verilmektedir. Bu hedef bakımından da ABD’nin küresel ve bölgesel bakışı geleneksel bir çerçevede ortaya konmaktadır.

III. 2026 STRATEJİSİ’NDE NELER DEĞİŞTİ?

2026 USS belgesi, UGS belgesiyle birlikte okunduğunda ortaya çıkan tablo ise, 2017 UGS VE 2018 USS’ye göre 2. Trump döneminde ABD yaklaşımında köklü ve sistematik bir kırılmaya işaret etmektedir. Bu kopuşları şu şekilde özetlemek mümkündür:

  • Yeni Savunma Stratejisi, Trump’ın ilk dönemi dahil ABD’nin Soğuk Savaş sonrasında yayımlanan önceki stratejilerinin temel önermeleri ile tehdit önceliklerine açık bir meydan okumadır. Bu çerçevede, “Önce Amerika” sloganına savunma alanında vücut veren ana bir çerçevedir.
  • Strateji şu dört uğraş alanına odaklanmaktadır: ABD anayurdunu savunmak; Hint-Pasifik bölgesinde Çin’i çatışma yoluyla değil, güç marifetiyle caydırmak; ABD’nin müttefik ve ortaklarıyla olan külfet paylaşımını ABD lehine artırmak; ABD savunma sanayii temelini yeniden ve güçlü şekilde canlandırmak (super charge).
  • Stratejide ABD anayurdu meyanında sadece ABD odak alınmamakta, Batı Yarımküre de anayurt kapsamında değerlendirilmektedir. Bu itibarla, Batı Yarımküre’de uygulanacak “Donroe Doktrini”nin izdüşümü, UGS’de olduğu gibi, USS’ye de aynen yansımaktadır.
  • Stratejinin güvenlik ortamına dair bölümünde ABD anayurdu/Batı Yarımküre’den sonra sıradaki yerini alan Çin’in, birtakım ekonomik, demografik ve toplumsal kısıtlara karşın askerî alan dahil süratle yükselen ve Hint-Pasifik bölgesi başta olmak üzere dünya ölçeğinde ABD ile müttefiklerine ve ortaklarına karşı ciddi bir sınama oluşturduğu teslim edilmekte; ancak Çin’in yayılan güç ve nüfuzuna karşı bu ülkeye hâkim olma, aşağılama veya boğma (rejim değişikliği dahil) yoluyla, hasılı çatışmacı bir yöntemle değil, güç sergileme (peace through strength) aracılığıyla ve bölgedeki ortakların(Japonya ve Güney Kore gibi) kendi savunmalarına yapmaları zorunlu görülen yatırımlar aracılığıyla dengelenmesi ve caydırılması öngörülmektedir. Bu hedef ise, ABD’nin çıkarlarıyla uyumlu, Çin’in de kabul edebileceği ve birlikte yaşayabileceği koşullar tahtında gerçekleşecek “makûl barış” kavramıyla tanımlanmaktadır. Her hâl ve kârda stratejide, Çin’le ilişkilerde, UGS’de olduğu gibi, geçmiş dönemlere nazaran daha yumuşak bir tonun kullanılmış olması dikkat çekmektedir.
  • Rusya’nın, öngörülebilir gelecekte NATO’nun Doğu Avrupa’daki üyeleri için kalıcı, ancak yönetilebilir bir tehdit olduğu ve önemli çapta askerî ve sınaî yeteneklere sahip bulunduğu belirtilmekte; bu ülkeden kaynaklanabilecek tehditleri önlemede ABD anayurdunun savunulmasına öncelik verilmektedir. Devamla, Moskova’nın, Avrupa’da hegemonya kuracak güçte bulunmadığı, NATO müttefiklerinin Rusya’dan çok daha güçlü oldukları belirtilmekte, İttifak’ın Avrupalı üyelerinin savunmaya toplamda GSYİH’nin %5’ini ayırma taahhütleri ışığında bu müttefiklerin Avrupa’nın konvansiyonel savunmasında temel sorumluluğu üstlenmeleri gerektiği kaydedilmektedir. Belirtilen bu yüzde, ABD’nin çeşitli coğrafyalardaki müttefik ve ortakları bakımından artık küresel orandır”.
  • Stratejide, İran’ın nükleer silah elde etmesine izin verilmeyeceği vurgulanmakta; bunu önlemek için ABD’nin 2025’te icra ettiği “Geceyarısı Çekiçi Operasyonu” ile Husilere karşı yapılan “Sert Binici Operasyonu”na dikkat çekilmektedir. İran’a ve vekillerine karşı yürütülen bu operasyonlara rağmen İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştırma kabiliyetinin sürüyor bulunması nedeniyle başta İsrail olmak üzere bölgedeki aktörlerin, gerektiğinde ABD’nin kritik ancak sınırlı desteğiyle İran’a karşı kendilerini savunacak durumda olduklarının altı çizilmektedir. Bu bölgede de savunmada temel sorumluluğun, Amerikan çıkarlarını öncelemek kaydıyla, bölgesel aktörlere kaydırılmasına öncelik verildiği görülmektedir. İran’a ayrılan başlık altında ABD’nin bölgeye dönük yaklaşımının izleri açıkça görülmektedir. Buna göre bölgedeki aktörlerin kendi savunmalarını sağlamak üzere gerçekleştirecekleri faaliyetlerin ABD için ortaya çıkaracağı fırsatlar, bu bölgesel ortaklar arasında bütünleşmeyi teşvik etmek açısından Amerika’ya daha fazla olanak sağlayacaktır.
  • Stratejide Kuzey Kore, ikincil bir bölgesel sorun olarak değil, sistemik tırmanmayı hızlandırma potansiyeline sahip bir aktör olarak ele alınmaktadır. Pyongyang, aynı anda doğrudan nükleer ve balistik füze tehdidi oluşturan bir unsur, silahların yayılması açısından kritik bir merkez ve daha geniş çaplı krizlerle eşzamanlı ya da bağımsız biçimde kriz yaratabilen stratejik bir “bozucu” konumundadır. Çin–Rusya rekabet ekseninin şekillendirdiği daha geniş jeopolitik çerçevede Kuzey Kore’nin asıl stratejik değeri, öngörülemezliğinden kaynaklanmaktadır. Bu yaklaşım, ABD–Japonya–Güney Kore savunma entegrasyonuna ve füze savunma kabiliyetlerinin güçlendirilmesine verilen önemin temel gerekçesini oluşturmaktadır. Bu bağlamda Kuzey Kore, ana hasım olarak görülmemekle birlikte, krizleri tetikleme kapasitesi en yüksek unsurlardan biri olarak konumlandırılmaktadır.
  • Strateji’nin en dikkat çekici ve dönüştürücü yönlerinden biri, savunma sanayii altyapısına atfettiği merkezi roldür. Endüstriyel kapasite artık yalnızca askerî gücü destekleyen arka plan unsuru olarak değil, geleceğin caydırıcılığını doğrudan şekillendiren aslî bir araç olarak ele alınmaktadır. Bu çerçevede Strateji, üretimin ülke içine geri taşınması, yapay zekâ destekli üretim ve karar alma süreçlerinin yaygınlaştırılması, güvenli ve dayanıklı tedarik zincirlerinin tesis edilmesi ile müttefiklerle ortak üretim ve lisanslama düzenlemeleriyle açık biçimde ilişkilendirilmektedir. Günümüzde güç, yalnızca askerî üsler ve konuşlu kuvvetler üzerinden değil; fabrikalar, veri merkezleri, lojistik hatlar, enerji altyapıları ve stratejik geçiş noktaları üzerinden de üretilmekte ve dağıtılmaktadır. Bu nedenle 21. yüzyılda caydırıcılık, yalnızca kuvvetlerin ne kadar hızlı sevk edilebildiğiyle değil, kayıpların ne ölçüde ve ne hızla telafi edilebildiği, üretimin ne derece ölçeklenebildiği ve hasımların jeoekonomik manevra alanlarının ne ölçüde sınırlandırılabildiğiyle doğrudan bağlantılı hâle gelmiştir. Bu yeni güvenlik anlayışı, savunma sanayiini ve jeoekonomik kapasiteyi askerî gücün tamamlayıcı unsurları olmaktan çıkararak, stratejik rekabetin ön cephesine taşımaktadır. Endüstriyel üretim gücü, tedarik zincirlerinin dayanıklılığı ve teknolojik ölçeklenebilirlik, artık caydırıcılığın belirleyici bileşenleri arasında yer almaktadır. Bu durum, savunma sanayii alanında üretim kabiliyeti ve esneklik sunabilen orta ölçekli güçler açısından, yeni ve daha etkin bir stratejik konumlanma imkânı yaratmaktadır.

 

IV. SONUÇ

ABD Ulusal Savunma Stratejisi, öncülü olan ABD Güvenlik Stratejisi’ ni esas alan ve yine Trump’ın kişiselleştirilmiş liderlik anlayışını kurumsal metne yansıtan temel bir belge niteliğindedir.

Trump’ın birinci döneminde ABD stratejilerine en azından yazım düzeyinde yansıyan ortak değerler Trump 2.0 yönetiminde neredeyse tamamen kenara itilmekte; strateji, büyük ölçüde, münhasıran ABD çıkarlarına ve savunma sanayii yeteneklerinin güçlendirilmesine indirgenmektedir. Bu itibarla, ABD aşırı sağının MAGA (ABD’yi Yeniden Büyült) ideolojisi USS’ye de damgasını yeniden vurmaktadır. Bu ideolojik çerçeve, yalnızca söylemsel bir yönelim değişikliğini değil, ABD’nin küresel güvenlik mimarîsine bakışında daha derin bir kavramsal dönüşümü de yansıtmaktadır. ABD, bu yeni yaklaşımda kendisini artık her coğrafyada düzen sağlayıcı bir aktör olarak konumlandırmaktan ziyade, eşzamanlı krizler ve sınırlı kaynaklar altında işleyebilecek bir güvenlik sisteminin mimarı ve garantörü olarak yeniden tanımlanmaktadır. Bu durum, küresel liderlik iddiasının tümüyle terk edilmesi anlamına gelmemekle birlikte, bu liderliğin daha seçici, koşullu ve müttefikler ile ortaklara yük devrine dayalı bir mahiyet kazandığını göstermektedir.

ABD’nin mevcut stratejik ortam ile müttefik ve ortaklarına dair öncelikleri bu ideolojinin prizmasından okunmaktadır. Buna göre ABD, Çin, Rusya, İran, Kuzey Kore’yi kapsayan tehdit sıralamasında müttefik ve ortaklarının bundan böyle kendi savunmalarını kendi imkân ve yeteneklerine yatırım yapmak suretiyle büyük ölçüde kendilerinin sağlamalarını öncelemekte, onların olabilecek açıklarının kapatılmasının ise, ABD’nin “kritik, fakat sınırlı desteğiyle” sağlanmasını hedeflemektedir. “Kritik, fakat sınırlı destek” şeklindeki ibarenin USS’de sıklıkla kullanılması dikkat çekmekte ve ABD için yeni ve güçlü bir eğilimi açığa çıkarmaktadır.

Artık aşikâr olan “ABD sorunsalı”nın püf noktası da özellikle Avrupa-Atlantik bağlamında bu tutumda düğümlenmektedir. Kanada Başbakanı Mark Carney’in tanımıyla 2014 sonrasında küresel çapta başlayan (kuralsızlığa) “geçiş dönemi” mevcut aşamada artık ABD ile müttefik ve ortakları açısından “büyük kopuşa” (rupture) evrilmiş bulunmaktadır.

NATO’nun Avrupa ayağının korunmasında ABD’nin sağlamakta olduğu nükleer caydırıcılık başta Almanya olmak üzere birçok Avrupalı müttefik tarafından vazgeçilemez görülmekle birlikte konvansiyonel yeteneklerin geliştirilmesi açısından ABD güvenliği/savunması ile Avrupa güvenliği/savunması arasında tedricen de olsa, deyim yerindeyse, bir “Katolik boşanmasının” başladığı gözlenmektedir. Bu sürecin tam bir ayrışmaya değil, ancak tedrici bir yeniden yapılanmaya evrilmesinin kaçınılmaz bir sonuç olarak tecelli etmesi beklenmelidir. Her hâl ve kârda ABD UGS ile USS’si bir arada, dolayısıyla bütünlük içinde değerlendirildiklerinde transatlantik çerçevenin eski haliyle sürdürülemeyeceği artık açık biçimde su yüzüne çıkmıştır.

Hâlen süren ve Avrupa güvenliğinin/savunmasının daha fazla otonomi kazanmasını hedefleyen bu kopma süreci, Türkiye bakımından Avrupa’yla en azından savunma ilişkilerinin geliştirilmesinde Türk savunma sanayii için yeni ve stratejik fırsatlar sunmaktadır. Bu hedef doğrultusunda Ankara’nın sabırlı, tutarlı, bütüncül ve her şeyden önce Avrupa’yla olan ortak değerleri de kollayan inandırıcı bir vizyon ortaya koyması halinde gelecekteki güncellenmiş Avrupa güvenlik ve savunma mimarîsinde bugüne kıyasla daha görünür ve etkin bir rol üstlenmesi mümkün olacaktır.

 

KAYNAKÇA:

Angelos, James, and Nette Nöstlinger. “Merz Seeks to Dial Down Trump Trade Tensions — While Macron Talks Tough.” Politico, 2026. https://www.politico.eu/article/merz-seeks-dial-down-trump-trade-tensions-breaking-with-macron/.

Atlantic Council. Scowcroft Strategy Scorecard: Grading Trump’s Second National Defense Strategy. Washington, DC, 2026. https://www.atlanticcouncil.org/content-series/scorecard/scowcroft-strategy-scorecard-grading-trumps-second-national-defense-strategy/.

Ceylan, Mehmet Fatih. Sancılı Geçiş Döneminin Son Sarsıcı Halkası: ABD Yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi. Politika Notu No. 2. Istanbul: Global Academy, 2025. https://www.globacademy.org/wp-content/uploads/2025/12/EN-SON_FATIH-CEYLAN_23-ARALIK-1.pdf.

Department of Defense. Summary of the 2018 National Defense Strategy of the United States of America. Washington, DC, 2018. https://media.defense.gov/2020/May/18/2002302061/-1/-1/1/2018-NATIONAL-DEFENSE-STRATEGY-SUMMARY.PDF.

Department of War. 2026 National Defense Strategy. Washington, DC, 2026. https://media.defense.gov/2026/Jan/23/2003864773/-1/-1/0/2026-NATIONAL-DEFENSE-STRATEGY.PDF.

Kremidas-Courtney, Chris. America’s New Defence Strategy and Europe’s Moment of Truth. Brussels: European Policy Centre, 2026. https://www.epc.eu/publication/americas-new-defence-strategy-and-europes-moment-of-truth/.

Lee, Carrie A., Sophie Arts, Kristine Berzina, Bonnie S. Glaser, and Kate Stotesbery. The US National Defense Strategy. Washington, DC: German Marshall Fund of the United States, 2026. https://www.gmfus.org/news/us-national-defense-strategy.

Mackintosh, Thomas, and Nadine Yousif. “What We Know about US Strikes on Three Iranian Nuclear Sites.” BBC News, 2025. https://www.bbc.co.uk/news/articles/cvg9r4q99g4o.

National Security Strategy Archive. National Defense Strategy 2018. 2018. https://nssarchive.us/national-defense-strategy-2018/.

Piotrowski, Marcin Andrzej. “Changes in the Main Assumptions of the U.S. National Defense Strategy.” Warsaw: The Polish Institute of International Affairs, 2018.https://www.pism.pl/publications/Changes_in_the_Main_Assumptions_of_the_U_S__National_Defense_Strategy.

The Cradle Türkiye. “ABD’nin Yemen’deki En Kanlı Operasyonu: ‘Rough Rider.’” 2025. https://thecradleturkiye.com/articles/abdnin-yemendeki-en-kanli-operasyonu-rough-rider.

The White House. National Security Strategy of the United States of America. November 2025. Washington, DC: The White House, 2025. https://www.whitehouse.gov/wp-content/uploads/2025/12/2025-National-Security-Strategy.pdf.

World Economic Forum. “Davos 2026: Special Address by Mark Carney, Prime Minister of Canada.” 2026. https://www.weforum.org/stories/2026/01/davos-2026-special-address-by-mark-carney-prime-minister-of-canada/.

 

*Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Doktora Adayı, Edinburgh Üniversitesi

İlgili Yazılar
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir