Diplomatik Akıl Toplantılarının Beşincisi “Kıbrıs’ta Yeni Bir Dönem mi?” 10 Mayıs 2021 Tarihinde Gerçekleştirildi

PAYLAŞ

Bildiğiniz gibi, kurulduğumuzdan bu yana “Diplomatik Akıl Serisi” başlığı altında toplantılar yapıyor ve ülkemizin içinde bulunduğu uluslararası ilişkilerin dinamiklerine ilişkin konuların uzmanlarını, aktörlerini ağırlıyoruz. Bugün, Kıbrıs meselesini ele alacak, Cenevre görüşmeleri sonrası son gelişmeleri en güncel şekilde duyacağız. Konuğumuz KKTC Cumhurbaşkanı Özel Temsilcisi Sayın Ergün Olgun. Ergün Olgun’u kısaca tanıtmak istiyorum:

 

Lefkoşa İngiliz Okulu’ndaki eğitiminden sonra ODTÜ Kamu Yönetimi Bölümü’nden 1968 yılında mezun oldu. George Washington Üniversitesi’nde Kamu Yönetimi ve Davranış Bilimleri alanında yüksek lisansını 1971 yılında tamamladı.

 

Mezuniyetinden başlayarak Kıbrıs Türk Yönetimi’nde İnsan Kaynakları Danışmanlığı, Kıbrıs Vakıflar İdaresi’nde İdari İşler Şefliği ve BM Kalkınma Programı çerçevesinde Kıbrıs Verimlilik Merkezi’nde eğitmenlik yaptı.

 

1975-1978 yılları arasında Libya ve İngiltere’de özel bir şirkette yönetici olarak çalıştı. 1978 yılında adaya geri döndükten sonra serbest çalışmaya ve ticari çalışmaları yanında danışmanlık hizmetleri vermeye başladı. Bu kapsamda BM Kalkınma Programı’nın Kıbrıs projelerine danışmanlık yaptı. 1988-1993 yılları arasında Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde Stratejik Planlama dersi verdi.

 

1994 yılında KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş tarafından Cumhurbaşkanlığı Siyasi İşler ve Araştırma Özel Danışmanlığına ve 1998 yılında KKTC Cumhurbaşkanlığı Müsteşarlığına atandı. Bu dönemde Kıbrıs müzakere sürecinde teknik koordinatörlük görevlerini yürüttü. Doğu Akdeniz Üniversitesi ve Yakın Doğu Üniversitesi’nde Kıbrıs Müzakere Süreci ve Müzakere Teknikleri üstüne dersler verdi. 2001-2004 yıllarında yürütülen Annan Kapsamlı Çözüm Planı müzakerelerinde Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş’ın yanında Müsteşarı olarak yer aldı. 2005 yılında Rauf R. Denktaş’ın görev süresinin sonunda onunla birlikte Cumhurbaşkanlığındaki görevinden ayrıldı. Bir düşünce kuruluşu olan Beşparmak Düşünce Grubu’nun kuruluşunda bulunarak iki dönem Genel Koordinatörlüğünü yürüttü.

 

2010 yılında Derviş Eroğlu’nun Cumhurbaşkanı seçilmesi üzerine Eroğlu’nun Müzakere Süreci Danışma Kurulu’nda yer aldı ve Ekim 2014 tarihinde Müzakerecilik görevine atanarak bu görevi Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun Nisan 2015 tarihinde görevi sona erene dek sürdürdü.

 

Ersin Tatar’ın Cumhurbaşkanı seçilmesi üzerine 1 Kasım 2020 tarihinde Kıbrıs sorununa ilişkin temaslarda Cumhurbaşkanı’nın Özel Temsilcisi atandı. Halen bu görevi sürdürmektedir.

 

Kıbrıs Uyuşmazlığı ve Müzakere Süreci hakkında yayınlanmış çok sayıda makalesi bulununan M. Ergün Olgun’un son olarak İtalyan “Istituto Affari Internazionali” tarafından yayınlanan (Ekim 2019) ‘Hydrocarbons Will Determine the Political Future of Cyprus’ isimli makalesi ve Efil Yayınevi (Ankara) tarafından yayınlanan (2020) “Kıbrıs Müzakere Süreci Seyir Defter” isimli kitabı bulunmaktadır.

 

Son olarak, Sayın Özel Temsilcinin 1964 Erenköy ve 1974 Barış Harekatı’nda iki kez gazi olmuş birisi olarak, savaşın acılarını bilen, barışın  kıymetini de anlayan biri olduğu için, böylesi önemli bir göreve getirilmesinin, hepimizi memnun ettiğini de eklemek isterim.

 

Ergün Olgun:

 

Cenevre’deki 5+BM gayrı resmi toplantısı :

 

“Daha önce devam eden müzakere süreci, 2017’de, Crans Montana’da sona erdi. Oradaki süreç, federal bir çözümün uygun olmadığı anlayışı ile kapanmıştı. Daha sonra Akdeniz’deki gelişmeler ve bazı uluslararası ilişkiler, Kıbrıs meselesinin yeniden gündeme gelmesi için zemin hazırladı.

 

Bu gelişmelere kısaca değinmek istiyorum.

  1. Kıbrıs Türk tarafı, Rum tarafına defaatle yaptığı Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanında iş birliği tekliflerinden sürekli olarak ret cevabı aldı. Rumların deniz yetki alanı içerisindeki iş birliğine soğuk bakması sebebiyle, Kıbrıs Türk tarafı, TPAO ile birlikte sondaj çalışmaları başlattı.
  2. Kıbrıs Türk tarafının başlattığı Maraş inisiyatifi.
  3. Ada’daki çözümsüzlük sebebiyle, askeri bir statüde bulunan ve kullanılmayan Maraş bölgesini ekonomiye kazandırmak için atılan adımlar (hak sahiplerinin haklarını da göz önünde bulundurmak adına kurulan Taşınmaz Mal Komisyonu ile beraber).
  4. 2020 sonunda Cumhurbaşkanı seçilen Sayın Tatar’ın, iki devlete dayalı, federal çözümün çöktüğünü tespit etmesi ve seçim kampanyasını bu tez üzerine kurmasının yanı sıra, Sayın Tatar’ın bu politikasını, Türkiye hükümetinin güçlü şekilde desteklemesi.”

 

Genel Sekreter’in Amacı:

 

“Genel Sekreter yaptığı davette, sadece ortak bir zemin olup olmayacağına dair yoklama yapmak istedi ve tarafların masaya sınırsız olarak düşünce getirebileceğini söyledi. Ek olarak da tarafların sunacağı tezlerin bu zamana kadarki tezlerden farklı olmasının da ortak zemin açısından son derece verimli olacağını belirtti.

 

Kıbrıs Türk tarafı, Genel Sekreter’in bu davetine uygun olarak yeni tezler sundu. Zaten Sayın Tatar’ın tezleri, bu zamana kadar sunulan tezlerin dışındaydı.”

 

“Ortak zemin var mı, yok mu? O tespit edildikten sonra içerikler konuşulur…”

 

Genel Sekreter, 27 Nisan’daki ilk görüşmesini Kıbrıs Türk tarafı ile yaptı.

 

Kıbrıs Türk tarafı, egemen-eşit statülerin kabulünden sonra, çözüm kapsamında görüşmeye başlanabileceğini beyan etti ve sonucu önceden belirlenmiş bir çözümün kalıcı olmayacağını belirtti. Türk tarafının tezi, egemen eşitlik ve uluslararası statü üzerine kuruluydu.

 

Daha sonra, 28 sabahı Genel Kurul’a geçildi. Anastasiadis, 168 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararı ve BM ve AB üyeliği ile adadaki tek hakimin kendileri olduğunu beyan eden sunumlar yapmaya başladı, özetle şunları ifade etti:

 

-Kıbrıs Cumhuriyeti meşrudur.

-Kıbrıs Türk tarafının kendilerine göre yorumladıkları imtiyazlı azınlık anlayışı, adadaki toplumun Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönüşü ile entegre olabilir. (Sayın Anastasiadis, bu sözleri ile ortak uzlaşıyı ve delegasyonların belirleyiciliği sistemini reddetti).

-İşlevsellik ve çıkmaz çözüm mekanizmasının tıkanıklığı aşmak için, Rumların çoğunlukta olacağı yeni bir mekanizmanın kurulması (Kıbrıs Türk halkının iradesini yok sayıyor).

 

Anastasiadis’in adadaki “iki toplum”un sebebi olarak gördüğü şey, Kıbrıs Türk tarafının-halkının, 1963’te Kıbrıs Cumhuriyeti’ni terk etmeye başlamasıydı. Anastasiadis, Türk tarafının tezlerini şu şekilde eleştirdi: “Kıbrıs Türk tarafının masaya yeni fikirler getirmesi, BM parametrelerinin dışında bir anlayıştır,” ve “egemen-eşit uluslararası statü, Kıbrıs sorununun çözümü için son derece gereksizdir”

 

Burada belirtmeliyim ki, Türk tarafı olarak gördük ki, Rum tarafının üzerinde herhangi bir uluslararası baskı söz konusu değil.

 

BM Genel Sekreteri, son derece dengeli bir tutum sergiledi…

 

“Kıbrıs’taki çıkmaz öyle bir noktaya gelmiştir ki, benim yetki alanım, bana güvenlik konseyinin verdiği yetkilerin dışına çıkmaktadır. Bu bağlamda, bu sorunu çözmek için yeni bir açılım yapmanın gerekli olduğunu gördük” sözleri, Genel Sekreter’in tutumunu anlatır niteliktedir.

 

Genel Kurul’da, Sayın Anastasiadis’ten sonra söz alan Ersin Tatar, özetle şunları belirtti:

  1. Genel Sekreter’e ve İsviçre hükümetine teşekkürederek konuşmasına başladı.
  2. 1960 doğumlu Cumhurbaşkanımız, çocukluğundan başlayarak ayrımcılıkları dile getirdi ve kendi hayat hikayesinden örnekler verdi.
  3. Ada’daki çözüm için Federal modelin neden uygun olmadığını anlattı.

– Rum tarafının ve Yunanistan’ın Kıbrıs’ı Helenizm’in ayrılmaz bir parçası olarak görmesi ve Yunan siyasetçilerinin, Yunanlıların Osmanlı’dan ayrılma mücadelesini başlattığı (bu sene 200’üncü yıldönümü olan) anma etkinlikleri kapsamında, EOKA’cıları özgürlük mücadelecileri olarak tanımlaması, tarihsel gelişim kapsamında federal ortaklık için uygun bir tutum değildir.

 

-Federasyon için ortak çıkarlar kapsamında bir uzlaşı gerekmektedir. Rum tarafı, bu bağlamda Türk tarafının attığı adımlara olumlu cevap vermemektedir. Kıbrıs’ta güçlü bir ortak çıkar söz konusu değildir.

-Rum tarafı, uluslararası camianın 1964 yılında verdiği konfor alanının sağladığı rahatlığı değiştirme eğiliminde değildir.

-İki taraf arasında güven bunalımı vardır.

-Karşılıklı bağımlılık ve iş birliği anlayışı yoktur.

-Rum tarafı, Kıbrıs sorununun çıkış nedenini, 1974 barış harekatı olarak görmektedir.  Tarihsel gerçeklere uygun olmayan tahribatçı yorum, kurumsal olarak (eğitim ve kilise ile) bu anlayışın Rum toplumuna benimsetilmesi ile toplumlararası uzlaşıyı engelleyecek seviyelere ulaşmıştır.

-Güçlü uluslararası aktörler, Ada’daki çözümsüzlükten sürekli olarak yararlanmaktadır.

* AB üyeliği

* Hidrokarbon kaynaklarının eşitsiz paylaşımı

* Taraflar arasında büyük nüfus, ekonomik güç/gelişmişlik, statü farkı da göz önünde bulundurulduğunda, Federasyon ile çözüm için son derece asimetrik bir durum söz konusudur.

  1. Egemen-eşit statü, Kıbrıs Türk tarafına güven verir ve diplomatik görüşmeler için sürdürülebilir bir altyapı oluşturur.

 

Olgun, Tatar’ın konuşmasından başlıklar aktardıktan sonra, Türkiye Cumhuriyeti adına toplantıda Kıbrıs Türk tarafının pozisyonuna güçlü bir destek verildiğini, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dendias’ın tutumuna ise  şaşırdığını  ifade etti:

 

“Açıkçası ben, Sayın Dendias’ın Türkiye ziyaretindeki gibi saldırgan ve diplomatik olmayan  bir tavır sergileyeceğini düşünüyordum ancak kendisi Rum tarafının pozisyonunu savunan, ama bunu sakince ve geriden duran bir tavırla yapan açıklamalarda bulundu.”

 

İngilizler mevcut statükodan rahatsız değil ama…

 

Cenevre’deki görüşmelerde BREXIT sonrası tutumunun ne olacağı merak edilen İngiltere’nin izlediği dengeli politikayı, Özel Temsilci şu kelimelerle anlattı:

 

“İngilizler, mevcut statükodan rahatsız olmayan, 1960’taki uzlaşı sonrası kendilerinin elde ettiği askeri üslerdeki yapıyı ve 1960 düzenini tehlikeye atmayacak bir pozisyonda kendilerini konumlandırdılar ama, BREXIT sonrasında Türkiye ile geliştirdikleri ekonomik ilişkileri sekteye uğratmayacak bir anlayış ile, “egemen uluslar” gibi bir kavram kullandılar ve gerçek bir federasyon fikri etrafında durarak dengeli bir yaklaşım sergilediler.

 

Benim dikkatimi çeken şey, İngiliz Dışişlerinde Kıbrıs politikasının siyasetçiler tarafından değil, diplomatlar tarafından şekillendirildiği olmuştur. Bazı diplomatlar, beden dili ile Bakan’a sürekli bir şeyler anlatmaya çalıştı.

 

Bütün bunların dışında, İngilizlerin, BREXIT sonrasında AB’nin özellikle Fransa’nın Ada’daki etkisinden son derece rahatsız olduğunu da gözlemledik. Çünkü Kıbrıs Türk tarafının karşı olduğu tezlerden bir tanesi olan ‘görüşmelere AB’nin katılması’ tezine İngilizler de mesafeli bir tavır sergiledi.

 

İngilizlerin görüşmelerin  ikinci aşamasında daha etkili olmaya başlayacaklarına dair bir izlenimimiz var. A. J. Sherman’ın iki hafta içinde Kıbrıs’a gelmesine dair görüşmeler gerçekleştirdik.

 

BMGS Guterres: “Özel Temsilci atansın”

 

İngiltere’nin tutumu hakkındaki değerlendirmesinden sonra, BM Genel Sekreteri Guterres’in  KKTC CB Tatar ile yaptığı ikinci görüşmeye değinen Olgun, şu ifadeleri kullandı:

 

“Sayın Genel Sekreter’in Sayın Tatar ile ikinci görüşmesi son derece enteresan oldu. Genel Sekreter, “Özel Temsilci atanması, o temsilci ile ortak zemin arayışları ve müzakere aşamasına geçilmesi” önerisinde bulundu. Ama Türk tarafı, “egemenlik haklarının ihlaline sebep olacağı”  ve “ortak zemin bulunmadan içeriğin konuşulmaya başlanacağı” ihtimali üzerinde durarak bu öneriye olumsuz yanıt verdi.

 

Kıbrıs Türk Tarafının Teklifleri

 

Kıbrıs Türk tarafının ortak bir zemin bulmak ve müzakere sürecine geçilmesini sağlamak adına önerileri, görüşmelerin ikinci oturumunda yapıldı.

 

Temelde; egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü üzerinde durulan bu öneriler üzerinde, iki mevcut devlet arasında gerçekleşmesi gereken ve zaman sınırlı müzakere anlayışı da vardı.

 

Cumhurbaşkanı Tatar’ın 6 maddelik teklifi şu şekildeydi:

 

  1. Genel Sekreterin inisiyatif alıp yeni bir Güvenlik Konseyi kararı çıkarılmasıyla birlikte iki tarafın eşit uluslararası statüsü ve eşit egemenliği garanti altına alınacak. Alınacak bu yeni karar, iki devletin iş birliğine dayalı bir ortaklık kurmasının yolunu açacak.
  2. Bahse konu kararla birlikte sağlanacak eşit uluslararası statü ve eşit egemenliği sonrası, iki taraf, sonuç odaklı, zaman limitli BM nezdinde bir müzakere sürecine başlayacak. Bu müzakereler iki tarafın anlaşacağı bir iş birliği anlaşmasını hedefleyecek.
  3. İki devlet arasındaki bu müzakereler AB konuları, mülkiyet, güvenlik ve sınır düzenlemeleri gibi konuları ele alıp, ilişkileri düzenleyecek.
  4. Müzakereler, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere tarafından desteklenecek, eğer ihtiyaç duyulursa, AB de gözlemci olarak katılabilecek.
  5. Eğer iki devlet herhangi bir kapsamda bir anlaşmaya varırsa, iki devlet birbirlerini eş zamanlı tanıyacak, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere bunu destekleyecek.
  6. Ulaşılacak olan herhangi bir anlaşma eş zamanlı şekilde referanduma gidecek.

 

Tatar, önerilerini kapsayan metni toplantıda bulunanlara verdiğinde, Rum tarafı, bu metnin anında fotoğrafını çekip basına verdi. Bu önerilere karşı kamuoyunda tepki oluşturmaya çalıştı. Toplantının devamı, bu çerçevede gelişti.

 

Kapanışta Genel Sekreter Guterres, yapılan toplantıda yeterli ortak zemin bulunamadığını ancak kendisinin pes etmeyeceğini ve resmi müzakereleri başlatmak için çalışmaya devam edeceğini söyledi ve tarafların pozisyonlarını açıkladı.

 

-Guterres, Türk tarafının Federasyon fikrini bir açmaz ve çözümsüzlüğün devamına sebep olacak bir anlayış olarak gördüğünü,

-Rum tarafının ise Crans Montana’da bırakılan yerden devam edilmesini, siyasi eşitliğe dayalı, iki toplumlu federasyon fikrini savunmaya devam ettiğini söyledi.

 

Olgun’un değerlendirmesi

 

1984 şartlarında, federasyondan başka yol yoktu. Ama bugün iki topluma dayanan ve iki siyasi yapının kurulduğu bir bölgede uzlaşı olası değil. Çünkü, Rum tarafı “Kıbrıs Türk toplumunun Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğu ve kendilerine katılması gerektiği” tezinde ısrarcı. Ancak, onların bakış açısından baksak bile, bir toplumun bir devlet ile uzlaşması olası değildir. Bu sebeple, Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye, toplumlararası bir uzlaşıdan yana olmaktansa, 1983’teki gibi iki devletli bir çözümün Ada’daki siyasi sorunları çözecek tek yol olduğunu savunmaktadır.

 

Daha sonra soru-cevap bölümüne geçildi. Yukarıda özetini sunduğumuz toplantının tam kaydını aşağıdaki bölümden izleyebilirsiniz.

İlgili Yazılar
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Subscribers