Notice: WP_Scripts::localize fonksiyonu hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in C:\Inetpub\vhosts\apm.org.tr\httpdocs\wp-includes\functions.php on line 5905

Notice: WP_Scripts::localize fonksiyonu hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in C:\Inetpub\vhosts\apm.org.tr\httpdocs\wp-includes\functions.php on line 5905

Notice: WP_Scripts::localize fonksiyonu hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in C:\Inetpub\vhosts\apm.org.tr\httpdocs\wp-includes\functions.php on line 5905

Notice: WP_Scripts::localize fonksiyonu hatalı çağırıldı. $l10n parametresi bir dizi olmalıdır. Komut dosyalarına rastgele verileri iletmek için bunun yerine wp_add_inline_script() işlevini kullanın. Daha fazla bilgi için lütfen WordPress hata ayıklama adresine bakın. (Bu mesaj 5.7.0 sürümünde eklendi.) in C:\Inetpub\vhosts\apm.org.tr\httpdocs\wp-includes\functions.php on line 5905

Türkiye-AB İlişkilerinin 60. Yılında Değişen Dinamikler: Yolun Sonu mu, Yeni Başlangıç mı?

PAYLAŞ

*ZEYNEP DOĞA DEMİREL – APM STAJYERİ, ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampüsü Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü

Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki uzun soluklu ilişkiler, tarih boyunca çeşitli evrelerden geçmiş ve her dönemde farklı dinamiklere sahip olmuştur. Zaman zaman yakın ilişkiler, zaman zaman ise uzak ve eleştirel yaklaşım izlenmiştir. Dolayısıyla Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki ilişki inişli-çıkışlı bir ilişkidir. Bu ilişki dinamikleri, sadece geçmişin bir yansıması değil, aynı zamanda geleceğin şekillendirilmesinde önem arz eden bir rol oynamaktadır. İlişkilerin farklılaşması ve nispeten karmaşıklaşması bir dizi kompleks faktörlere bağlıdır. Kabaca, bu faktörler Türkiye’nin değişen ideoloji paradigmaları, ulusal çıkarlar ve politikalar, siyasi ve ekonomik faktörler, çok kutuplu düzende politika ayrılıkları şeklinde sıralanabilir. Bu faktörlerin karmaşıklığı, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin süreklilik içinde değişen bir dinamik içinde olduğunu göstermektedir. Bu kısa makalede Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin daha iyi özümsenmesi için ilişkilerin geçmişini, bugününü ve gelecekteki durumunu anlamaya çalışacağız.

Türkiye-AB İlişkilerinin Kökenleri

Türkiye’nin Avrupa’ya entegrasyonu sürecinde attığı ilk adım 31 Temmuz 1959’da, Avrupa Birliği’nin o zamanki adı olan, Avrupa Ekonomik Topluluğu’na (AET) başvurusuyla olmuştur. Avrupa Konseyi, Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü (NATO), Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örütü (OECD) gibi Batı Avrupa merkezli kurumlara üye olan Türkiye için şüphesiz Avrupa Ekonomik Topluluğu’na da üye olmak büyük önem taşıyordu. Türkiye bu başvurusuyla birlikte Avrupa ile ekonomik, kültürel ve toplumsal etkileşimleri güçlendirme hedefleri gütmüştür. Buna karşılık AET, Türkiye’nin gelişmişlik düzeyinin yetersiz olmasını ileri sürmüş ve başvuruyu reddetmiştir. Daha sonraki süreçte, AET Bakanlar Konseyi’nin Türkiye’nin tam üyeliği yerine, bu üyeliğin koşulları sağlanıncaya kadar geçerli olacak bir ortak anlaşma kararına varması ile olmuştur. Bunun üzerine, Ankara Anlaşması 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanmış ve 1 Aralık 1964 tarihinde ise yürürlüğe girmiştir. Ankara Anlaşması böylelikle Türkiye ve AET arasında çeşitli ortak mekanizmalar kurulmasına ve iş birliğinin başlamasına olanak vermiştir. Ortaklık Konseyi, Ortaklık Komitesi, Karma Parlamento Komisyonu gibi bir dize ortak

mekanizmalar kurulmuştur. Sonraki süreçte, Katma Protokol ile birlikte, Türkiye ve AET ilişkilerinde yeni bir süreç başlamıştır. 23 Kasım 1970 tarihinde imzalanan ve 1 Ocak 1973 tarihinde yürürlüğe giren Katma Protokol ise, hazırlık dönemini bitirdi ve geçiş dönemini başlattı1. 1964-1973 hazırlık dönemini bitiren ve Türkiye ile AET arasında ortaklık anlaşmasının uygulanmasına ilişkin düzenlemeleri içeren Katma Protokol, temelde malların serbest dolaşımını vurguluyordu. Bu bağlamda, gümrük vergilerinin karşılıklı olarak kaldırılması, ortak gümrük tarifesinin Türkiye’ce kabulü, miktar kısıtlamalarının karşılıklı olarak kaldırılması protokoldeki konuların başında geliyordu2. Bu ana konu ekonomik amaç gütse de, en nihayetinde Türkiye AET’ye tam katılımını sağlamanın, dolayısıyla ekonomik amacı, siyasi sonuca dönüştürmek için bir araç olarak kullanmıştır. Fakat bu geçiş döneminde, Türkiye-AET ilişkilerini sekteye uğratan çok önemli gelişmeler oldu. Türkiye’nin 1974’te Kıbrıs’a askeri müdahalede bulunması ve daha sonra Yunanistan’ın 1975’de AET’ye tam üyelik başvurusunda bulunması ilişkilerin kompleksleşmesinde belirleyici rol oynamıştır. Bununla birlikte, 1980 yılında Türkiye’deki askeri darbe ve neticesinde başlayan askeri yönetim dönemi, Topluluk tarafından demokrasi eksikliği ve insan hakları ihlali olarak algılanmıştır. Sonuç olarak, Türkiye’nin AET üyeliği süreci, darbenin etkisiyle uzun yıllar boyunca ilerleme kaydedememiştir. Öyle ki, AET ülkeleri 1980’den itibaren Türklere vize uygulamasını başlatmıştır. Dahası, 1981 yılında AET’nin resmen üyesi olan Yunanistan Türkiye’ye aynı zamanda psikolojik bir mağlubiyet hissi de yaratmıştır.  

Geçiş döneminin ikinci kısmındaki gelişmeler daha çok Türkiye’nin AET ile yakınlaşma ve ilişkilerini iyileştirme çabasını karakterize etmiştir. Kasım 1983 yılında Turgut Özal’ın iktidara gelmesi, ardından Aralık 1984 yılında Türkiye’nin AET’ye tam üyelik başvurusunun yapılacağını açıklaması bu durumu kanıtlar vaziyettedir. Nihayetinde, 1987 yılında Türkiye AET’ye tam üyelik başvurusunda bulundu. AET bu başvuruya iki yıl sonra, 1989 yılında bir raporla cevap verdi. Bu rapora göre, Türkiye’nin ekonomik, siyasi ve sosyal açıdan hazır olmaması ve AET’nin kendi iç meseleleri olduğunu öne sürerek başvuruyu reddetti. Buna mukabil, AET Türkiye ile bir ortaklık ilişkisinin geliştirilmesini önerdi. 1990lı yıllar ve dolayısıyla geçiş döneminden son döneme yaklaşırken, bu ortaklık ilişkisi kendini Gümrük Birliği ile gerçekleştirdi. Taraflar arasındaki ticari ve ekonomik ilişkileri güçlendirmeye odaklanan ve entegrasyon sürecini başlatan Ankara Anlaşması, 1995 yılında Gümrük Birliği’nin de yürürlüğe girmesini sağlamıştır. Ekonomik entegrasyonu ve serbest ticareti odağına alan Gümrük Birliği, Türkiye’nin sanayileşme sürecini hızlandırmıştır. Dolayısıyla, Ankara Anlaşması Türkiye’nin, artık Maastrciht Anlaşması (1992) ile ismi Avrupa Birliği olan AET ile ilişkilerinde uluslararası ticaret ve iş birliklerini güçlendirmiştir.  

  • Koç, Y. (2001). Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri. Ankara: Türk-İş Eğitim Yayınları.
  • Göçmen İ. (2022). Türkiye ile Avrupa Birliği Arasındaki Ortaklık İlişkisi: Tarihsel Gelişim.
  • Ankara Üniversitesi Açık Ders Malzemeleri. https://acikders.ankara.edu.tr/

Zaman içinde Türkiye-AB ilişkileri çeşitli zorluklarla karşılaştı. Gümrük Birliği süresince Türkiye bu zorlukları aşmak ve imajını güçlendirmek için bir dize kampanyalar düzenlemiştir. Özellikle bu dönemde, PKK terör örgütünün faaliyetlerinin artmasıyla birlikte, Türkiye-AB ilişkilerine zarar vereceği düşünülerek yazılı basında yer alan önyargılı haber ve yorumların tesirinin azaltılması için uğraşlar verilmiştir. Yine bu dönemde, Gümrük Birliği projesinin bir parçası olarak demokratikleşme adına çalışmalar yürütülmüştür. Bu bağlamda, 1995 demokratikleşme programının farklı yönlerinin anlatıldığı mektuplar hazırlanmıştır. Bu mektuplarda, siyasi katılımı arttırmak için anayasal değişiklikler, yerel demokrasiye geçiş, Anti- terör Yasası’nın 8. Maddesinin değiştirilmesi konularına yer verildi. Türkiye bu çalışmalarda, demokratik sistem konusunda karşılaştığı tüm zorluklardan tam bir başarı ile çıktığını ortaya koydu. Sonuç olarak, bu dönemde Türkiye’nin karşılaştığı AB üyesi ülkelerin birinden gelen sert muhalefet, Kıbrıs sorunu, Kürt sorunu,

demokratikleşme gibi zorlukları aşmaya yönelik bir politika ve kampanya izlemiştir. En nihayetinde amaç, Gümrük Birliği yoluyla AB’ye girmekti.  

Gümrük Birliği yürürlüğe girdikten sonra ilişkilerde son dönem başladı ve diğer dönemlere nispeten bu dönem ilişkilerin

normalleşmesinden ziyade donuklaşması olarak nitelendirildi. Özellikle, Lüksemburg Zirvesi’nde (1987) Türkiye’ye karşın olumsuz bir tavrın görülmesi ve Güney Kıbrıs ile AB üyeliği görüşmelerinin başlatılması kararından sonra Türkiye, AB ile siyasi diyaloğu dondurmuştur. Diğer taraftan, Helsinki zirve toplantısında (1999) AB, Türkiye’nin aday devlet olduğunu belirtmiştir. Özellikle Helsinki süreci sonrasında Türkiye hızlı bir reform sürecine girmiştir. 2002 yılında iktidara gelen AKP de Avrupa entegrasyonu için uzlaşmacı bir tavır benimsemiştir. Fakat bu ılımlı hava kısa sürmüş ve 2005 müzakereleri başladığında ise Türkiye’nin Güney Kıbrıs’I tanımaması ve AB içinde Türkiye’nin üyeliğine çekimser ülkelerin, özellikle Almanya ve Fransa, tavırları neticesinde ilişkiler sekteye uğramıştır. Dahası, 2013 Gezi olayları, 2016 Darbe girişimi, PKK/IŞİD tehtidi, Suriyeli mülteci krizi gibi olaylar Türkiye’yi git gide AB’den uzaklaştırmıştır. Diğer bir uyum sorunu ise Kopenhag Kriterleri’nden kaynaklanmaktadır. Aday ülkelerin tam üyeliği için karşılanması gereken kriterler hukukun üstünlüğü, azınlıkların korunması, demokrasi, insan hakları, piyasa ekonomisi ve AB müktesebatına uyum olarak belirlenmiştir. AB’ye göre, Türkiye’nin bu kriterleri tam olarak karşılayamaması, Kıbrıs sorunu, Yunanistan ile ilişkiler ve tartışmalı olduğu diğer konular; coğrafya, din, nüfus, değerler gibi sebepler neticesinde üyelik süreci de rafa kaldırılmıştır.  

Türkiye-AB İlişkilerinin Bugünü ve Geleceği

Perspektifimizi geçmişten günümüze çevirecek olursak, son dönemde Türkiye’nin AB’den uzaklaştığını söylemek mümkündür.

Yukarıda belirtilen sorunların hala süregelmesi, AB ile uyumu, dolayısıyla Avrupa entegrasyonunu zorlaştırmaktadır. Son dönemde

AB’nin bir genişleme sürecinde olduğunu gözlemlemekteyiz. Bu genişleme süreci içinde adı geçen ülkeler ile birlikte, (Ukrayna, Moldova, İsveç) Türkiye’nin de bulunması gerekir. Fakat son dönemde Türkiye’nin yol alamaması üyelik sürecinde tıkanıklık oluşmasına sebebiyet vermiştir. Türkiye’nin jeostratejik konumu ve ticaret ortaklığı yadsınamayacak yegane bir gerçektir. Dolayısıyla ana hedef tam üyelik olmalıdır. Bu noktada Türkiye’nin hala üyelik potensiyelini taşıması önemlidir. Fakat bunun gerçekleşebilmesi için, Türkiye içinde reform çabalarına girilmesi AB tarafından beklenecektir. Özellikle demokratik reformlar, çeşitli alanlara yatırım (eğitim, teknoloji, sosyal sorumluluk gibi) ve yeni düzen kapsamında Gümrük Birliği’nin güncellenmesi bu bağlamda önemlidir.

Türkiye’nin resmi Ulusal Programı’nda belirtildiği üzere ‘’AB üyeliği bir Cumhuriyet projesidir’’ ve amacımız AB standartlarına ulaşmak olmalıdır.  

Uluslararası gündemdeki konular, temel olarak İsrail-Gazze ve Rusya-Ukrayna savaşı neticesinde Türkiye’nin AB üyeliği konusu da şimdilik gündem maddelerinin başında yer almıyor. Hatta, AB Konseyi gündemin meşguliyeti sebebiyle Türkiye konusunu 14-16 Aralık

2023 tarihinde gerçekleşen AB zirvesinde tartışma gündemine dahil etmedi. Bunun yerine, AB-Türkiye ilişkileri ve AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in hazırladığı Türkiye raporu daha sonraki AB zirvelerinden birinde, muhtemelen Mart 2024’te yapılacak zirvede tartışılacak[1].

[1] Avrupa Birliği liderleri, Türkiye tartışmasını mart 2024’e erteledi. (2023, December 13). BBC News Türkçe. https://www.bbc.com/turkce/articles/crgjnv9rn6yo

İlgili Yazılar
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir