Latin Amerika 2020 Yılı Bilançosu

0
PAYLAŞ

2020 yılı, covid-19 pandemisinin de etkisiyle Latin Amerika ülkeleri açısından neredeyse tamamen kayıp bir yıl olmuştur. Virüs nedeniyle bölgede hayatını kaybedenlerin sayısı yarım milyona yaklaşmıştır. Yıl sonuna kadar ölenlerin sayısı en kalabalık ülke Brezilya’da 195 bine, ikinci kalabalık ülke Meksika’da ise 115 bine ulaşmıştır. Bölgenin en vahim haldeki ülkesi Venezuela’da son birkaç yıldır yaşanan siyasi ve ekonomik kriz, yıl içinde, daha da derinleşmiştir. Meksika üzerinden kuzeye, ABD sınırına doğru yollara düşen Orta Amerika ülkeleri vatandaşlarından oluşan çaresiz insan kafileleri,  geçtiğimiz yıl süresince de üzücü manzaralarla karşımıza çıkmıştır.  2020 yılının yegane olumlu gelişmesini, Latin Amerika ülkelerine 4 yıl boyunca tepeden bakan, hor gören ve baskıcı politikalar uygulayan Trump’ın seçimleri kaybetmesi teşkil etmiştir. Bölge ülkelerinin tamamı, sağcısıyla ve solcusuyla, Trump devrinin kapanmasıyla önemli ölçüde rahatlamış, 2021 yılına yönelik iyimserlik artmıştır.

 

Görev süresi boyunca tüm dünya ile itişen ABD başkanı, Latin Amerika ülkelerine soğuk savaş dönemi zihniyetiyle yaklaşmış, komşusu Meksika’yı özellikle hedef tahtasına oturtmuş, demirden veya betondan duvarını tam öremese de, tehdit ve mevzuat  vasıtasıyla “Latino göçü” rakamlarını düşürmüştür.

 

“Kuzey Üçgeni” şeklinde adlandırılan Honduras, El Salvador ve Guatemala, ABD istikametindeki göç hareketinde öne çıkan ülkelerdir. Dünyanın en tehlikeli ülkelerinin bulunduğu bu coğrafyada, bir yanda uyuşturucu ticaretine dayalı çeteler, diğer yanda yolsuzluklara batmış baskıcı hükümetler arasında sıkışan fakir insanlar açısından, “ABD’ne kapağı atmak” yegane çözüm yolunu oluşturur. Yapılması gereken bölgenin, yolsuzlukla mücadele ile cezasızlık kültürüne son verilmesi alanlarında desteklenmesi ve bu ülkelerle iktisadi ilişkilerin güçlendirilmesidir. Göç hareketlerini öne sürerek, anılan ülkeleri ABD vatandaşları nezdinde suçlu ilan eden başkan Trump, göç gerçeğinin arkasındaki gerekçelere gözlerini kapamış, uygulamaya koyduğu sert önlemler vasıtasıyla sorunu çözebileceğini hesaplamış, sadece rakamsal ve geçici başarılar elde edebilmiştir.

 

Trump’ın baskılarına boyun eğen Meksika ve Orta Amerika ülkeleri, göçmenleri engellemek üzere polisiye tedbirlere başvurmuş, onbinlerce göçmen ABD’nin güneyindeki sınırlarda durdurularak  geri püskürtülmüştür. Meksika’nın solcu popülist devlet başkanı Andres M.L. Obrador tarafından, uyuşturucu kartelleri ile mücadele etmek üzere sıfırdan kurulan ‘Milli Muhafızlar’, Vaşington’un baskıları neticesinde, ülkenin kuzey ve güney sınırlarında göçmenlere karşı kullanılmıştır. 

 

Trump’ın, yokuş aşağı yuvarlanan ülke Venezuela’ya karşı uyguladığı “azami baskı” politikası da sonuçsuz kalmıştır. Tam tersine, onun döneminde, Venezuela’nın insafsız lideri Maduro iktidarını pekiştirmiş, kendisine büyük ümitler bağlanarak 50 küsür ülke tarafından devlet başkanı vekili ilan edilen muhalif lider Juan Guaido’nun  iyi niyetli gayretlerinden de bir netice alınamamıştır. 

 

“Global bela” Trump’ın hışmından Küba da payını almıştır. Başkan Obama’nın tarihi nitelikteki  açılımıyla, 2014 yılı sonundan itibaren düzelme sürecine giren Küba-ABD ilişkileri, Trump yönetimi sırasında  geri vitese  takılmış, 60 yıldır uygulanan ambargo güçlendirilmiş, yeni yaptırımlar devreye sokulmuştur. Kanaatimizce, demokrat aday Biden’ın seçimleri kazanması, ABD dışında en çok Küba halkını memnun etmiştir.

 

Trump ile, ideoloji yakınlığından ötürü,  iyi ilişkiler içinde olması beklenen Brezilya’nın muhafazakar ırkçı lideri Jair Bolsonario’nun dahi, Vaşington ile karşılıklı saygıya dayalı verimli bir işbirliği geliştiremediği dikkat çekmektedir. Trump, 4 yıllık iktidar döneminde tek bir kez Latin Amerika ziyareti gerçekleştirmiştir. 2018 kasım ayında Arjantin’de düzenlenen G-20 zirvesine iştiraki yegane bölge ziyaretini teşkil etmekle, adıgeçenin Latin Amerika’ya mesafesini de ortaya koymaktadır. Washington’un bölgeyi ihmal eden bu politikası tabiatıyla Çin’in çok işine gelmektedir. Pekin, ekonomik ve finansal gücünü kullanmak suretiyle, Latin Amerika’daki nüfuzunu her geçen yıl daha da arttırmaktadır. 2017 yılında Afrika’ya geri dönüş yapan Rusya’nın, Latin Amerika’ya dönüş işaretleri, henüz cılız düzeylerdedir.

 

2003 ila 2013 yılları arasında, petrol ve hammadde fiyatlarında meydana gelen artışların da etkisiyle, altın çağını yaşayan Latin Amerika’nın dikey düşüşü, 2020 yılında da devam etmiştir. Gelir dağılımındaki çarpıcı eşitsizlikler,  sosyal güvenlik sistemindeki aşırı zayıflıklar, kamuya ait eğitim ve sağlık hizmetlerinde görülen yetersizlikler ve artan yaygın fakirlik, tüm bölgenin ortak sorunları mahiyetinde çözüm beklemeye devam etmektedir. 2019 sonbaharında bazı bölge ülkelerinde yaşanan ve ciddi can kayıplarına yol açan kitlesel protestolardan, bölge liderlerinin, Şili dışında, gerekli dersleri almadıkları dikkat çekmektedir. 

 

2019 sonlarına doğru ortaya çıkan sosyal çalkantılar ve toplu başkaldırı hareketini dikkate alan Şili devlet başkanı Sebastian Pinera, diktatör Pinochet döneminden kalan, neoliberal anlayışa dayalı 30 yıllık sistemin, ülkeye barış ve huzuru geri getirmeyeceğini ilk kavrayanlar arasındadır. Protestolardan çıkardığı dersler çerçevesinde, 2020 ekim ayında  referandum düzenlenmiş ve  sosyal devlet anlayışına dayalı yeni bir anayasa hazırlanması seçmenlerin yüzde 78′ i tarafından kabul görmüştür. Reformcu anayasayı hazırlayacak Kurucu Meclis seçimleri önümüzdeki ilk baharda gerçekleştirilecek, hazırlanan anayasa taslağı, 2022 yılı içinde halkın onayına sunulacaktır. Daha özlü ifade etmek gerekirse, geleceğin Şili’si, parası olana eğitim ve sağlık sağlayan özel sektör öncelikli, eşitsizliklere yol açan amerikan modelini terkedecek, düşük ve orta gelirliyi de dikkate alan Avrupa modeli benzeri bir sosyal  güvenlik sistemine geçecektir. 

 

Covid-19 kayıpları bir kenara bırakıldığı takdirde, kıtanın denize kıyısı olmayan nadir ülkelerinden Bolivya’nın 2020 yılını olumlu kapadığını söyleyebiliriz. 2006 yılından itibaren ülkeyi yöneten ilk yerli başkan Evo Morales’in, çoğunluğun muhalefetine rağmen, 2019 sonbaharında düzenlenen seçimlerde  inatla tekrar aday olması üzerine, ülkenin karmaşa ve kaosa teslim olduğunu hatırlıyoruz. Bir yıllık geçiş dönemini takiben, 2020 ekim ayında yapılan seçimleri Evo’nun partisi MAS’ın adayı, önceki hükümetlerin başarılı ekonomi bakanı Luis Arce’ın kazanmasıyla, ülke sol çizgide siyasi istikrara kavuşmuş gözükmektedir.

 

Latin Amerika’nın lider ülkesi Brezilya, yarı faşist yarı çılgın lideri Jair Bolsonaro’nun yanlış ve gayri-ciddi yönetiminin neticesinde, covid-19 pandemisinin bölgede en çok tahribat yaptığı ülke konumuna yükselmiştir. Kök salmış yolsuzluklara son vermek, pek vahim haldeki asayiş sorununu çözerek ülkeyi güvenli hale dönüştürmek ve kötü giden ekonomiyi ayağa kaldırmak yönündeki seçim taahhütlerini yerine getiremeyeceği anlaşılan muhafazakar-popülist lidere yönelik destek, pandemi krizi yönetimindeki yanlışların da etkisiyle, düzenli  iniştedir. Ülkede, önceki başkanlardan Dilma Rousseff”in, 2016 yazında, siyasi partiler arası çekişmeler ve Petrobras skandalı nedeniyle görevden alınmasıyla başlayan kötüye gidiş devam etmektedir.  Sambacıların memleketinde, 2021 yılı ufuğunda, yeşil ışık henüz maalesef görülememektedir.

 

Arjantin’in peronist devlet başkanı Alberto Fernandez, bir yandan  covid-19 nedeniyle  küçülen ekonomiyi canlandırmaya, diğer yandan devraldığı devasa dış borç sorununu çözmeye gayret etmektedir. 2020 yazında 66 milyar dolar eski borcun yapılandırılması ülkeye rahat  bir nefes aldırmıştır. Halkın yüzde 40’ının fakirlik sınırı altında yaşamını sürdürdüğü  Arjantin’de, pandeminin ilave yükünü karşılamak üzere, geçtiğimiz aylarda, zenginlerden bir defaya  mahsus ilave vergi (tahmini toplamı 3 milyar dolar) alınması fazla tepkiye yol açmadan onaylanmıştır.   Geçtiğimiz yıl ülke gündemini, yukarıdaki hayati konulardan ziyade, yıllardır kitleleri sokağa döken  kürtaj yasasının nihayet meclisten geçişi ve 60 yaşında hayata gözlerini kapayan futbol efsanesi Diego Maradona’nın adının ve hatırasının nasıl yaşatılacağı meşgul etmiştir. Aslına bakarsanız, futbol ve tango diyarı olan, unutulmaz Eva Peron’un memleketini, bu özellikleri  renkli kılmaktadır.

 

Yarım asır boyunca, 200 binin üzerinde can kaybına sebep olan  FARC adlı “devrimci” terör örgütü ile 2016 yılında imzalanan barış anlaşmasının ardından, Kolombiya’nın önünün açılacağı, ülkenin barış ve güvenlik içinde hızla kalkınacağı öngörülmekteydi. Ancak geçtiğimiz yıllarda anlaşmanın uygulanma sürecinde ortaya çıkan fikir ayrılıkları, iç barışın kısa vadede tesis edilmesinin  müşkül olduğunu ortaya koymuştur. Kolombiya’da bir yandan eski ve yeni terör grupları su yüzüne çıkmakta, diğer yandan  hükümet karşıtı sokak protestolarının sonu gelmemektedir. Pandeminin getirdiği külfetin yanında, komşu Venezuela’dan kaçarak ülkeye yerleşen 1,5 milyon göçmen ve çöküş halindeki Maduro rejimi ile gerilen ilişkiler, muhafazakar İvan Duque yönetiminin işinin 2021 yılında da kolay olmayacağını göstermektedir.

 

Peru’da, 2016 yılında seçimleri kazanarak cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan Pedro Pablo Kuczynski’nin 2018 yılında görevden alınması sonrasında başkanlık koltuğu 5 kez el değiştirmiştir. Yolsuzluklara karşı mücadeleyi amaç edinen müteakip Cumhurbaşkanı Martin Vizcarra ile, reformlara geçit vermemek üzere direnen Meclis çoğunluğu arasındaki mücadele neticesinde, 2020 yılı içinde başkan Vizcarra da görevden alınmıştır. Yerine atanan Meclis Başkanı bir hafta sonra  istifa etmek zorunda kalınca, yeni Meclis Başkanı Fransisco Sagasti son 6 ay için cumhurbaşkanlığı koltuğuna getirilmiştir. Geçtiğimiz 5 yıl içinde, Peru devlet başkanlığı koltuğu etrafında gelişen entrikalara bakıldığında, turizm cazibesi  bu And ülkesinde, siyaset kurumunun yine sınıfta kaldığı,  siyasetçilerin ise çoğunlukla reformlara karşı gelerek yolsuzluk düzenini müdafaa ettikleri sonucuna varılmaktadır. Peru’lu seçmenin, 11 nisan 2021 günü düzenlenecek başkanlık ve parlamento seçimlerinde, reform karşıtı partileri ve siyasetçileri cezalandırması samimi temennimizdir.

 

Geçtiğimiz yıl pandeminin fena vurduğu ülkeler arasında 17 milyon nüfuslu Ekvator da bulunmaktadır. 2007-2017 yıllarında başarılı yönetimiyle dikkatleri çeken Rafael Correa’nın ardından ve onun desteğiyle, sol koalisyonun adayı olarak cumhurbaşkanı seçilen Lenin Moreno’nun koltuğuna oturduktan sonra, muhafazakar-liberal bir lider gibi hareket etmesinin çok yadırgandığını ve tepkilere yol açtığını hatırlıyoruz. Ekonomik sorunları, IMF reçeteleriyle çözme gayretleri neticesinde, 2019 sonbaharından itibaren ülke çapında yaygınlaşan kitlesel protestolar,  Moreno’ya yönelik desteği iyice aşağılara çekmiştir. Ekonomik kriz, sosyal çalkantılar ve pandeminin yol açtığı sıkıntıların öne çıktığı koşullar altında, 2021  şubat ayı başında, Moreno’nun katılmadığı cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunu, Rafael Correa’nın desteklediği sol koalisyonun adayı  Andres Arauz, birinci (yüzde 32), muhafazakar aday Guillermo Lasso ikinci (yüzde 20) sırada bitirmiştir. Ekvator’un yeni rotası, nisan başında düzenlenecek 2. tur seçimlerin neticesine göre çizilecektir.

 

Bölgenin Venezuela dışındaki en sorunlu ülkesi Haiti’den, 2020 yılı boyunca, maalesef, hiçbir olumlu gelişme haberi yansımamıştır. Küba’nın doğusundaki büyük bir adayı Dominik Cumhuriyeti ile paylaşan, Afrika’dan getirilen esirlerin çocuklarının kurduğu 11 milyon nüfuslu Haiti, bölgenin daimi en fakir ülkesi konumundadır. 2010 yılı depreminin ardından bir türlü istikrara kavuşamayan Haiti, yolsuzluklar, sosyal huzursuzluklar, kötü yönetim, siyasiler arası kutuplaşma ve fakirliğin yol açtığı güvenlik sorunları sarmalını bir türlü aşamamaktadır. Uluslararası toplumun bahtsız ülkeye mevcut sorunlarını aşmasında gerekli ve doğru yardımı sağlayamaması bir diğer ayıptır. Halen ülkede baş gösteren hükümet karşıtı gösteriler, cumhurbaşkanı Jovenel Moise yönetiminin, yolsuzluklara karışmaları  yanında,  2019 yılında görevi tamamlanan Parlamentonun yenilenmesi için gerekli seçimlerin henüz gerçekleştirilememiş olmasından kaynaklanmaktadır. Bu arada muhalefet cumhurbaşkanının görev süresinin içinde bulunduğumuz şubat ayında sona erdiğini ileri sürmekte, adıgeçen ise süresinin 2022 şubatında tamamlanacağını savunmaktadır (BM ve bölgesel örgütler 2. görüşe yakındır). Bu hukuki karmaşayı çözmesi beklenen yüksek mahkeme görev yapamaz durumda bulunduğundan, muhalif kitleler, Başkan Jovenel Moise’un koltuğunu bırakmasını teminen, halen sokaklarda güvenlik güçleriyle çatışmaktadır. Uluslararası toplumun, 2021 yılı içinde, meclis ve başkanlık seçimlerinin güvenilir biçimde yapılması, yüksek yargının çalışır hale getirilmesi ve diğer hassas kurumların işletilmesi yönünde garanti vermek suretiyle muhalefeti uzlaşma yönünde ikna etmesi  hayli zor olsa da, yegane çözüm yolu gibi durmaktadır.

 

2020 yılını zor geçiren diğer bir ülke Küba olmuştur. Trump’ın Küba’ya uyguladığı yaptırımların yol açtığı çeşitli sıkıntılara ilaveten, pandemi nedeniyle turizm gelirlerinden mahrum kalan ülkede, ithalat zorunlu olarak kısıtlanmış, bu nedenle ürünlerin tedariki zorlaşmış, Küba halkı kuyruklarda saatlerce beklemiştir. Karşılaşılan ekonomik sıkıntıları aşmak üzere, Küba yönetimi, ülkede yıllardır tedavülde bulunan iki farklı para birimi uygulamasına son vermiş, özel sektörün faaliyetleri önündeki yasakların bir çoğunu kaldırmıştır. Tabiatıyla stratejik sektörlerde ve alanlarda mevcut devlet tekeli korunmuştur. Özel sektöre tanınan yeni imkanların ne anlama geldiğini ayrıntılarıyla öğrenmek için bir süre beklenmesi gerekecektir. Florida Körfezinin karşı kıyısındaki Biden yönetiminin, fazla gecikmeden, Küba- ABD ilişkilerini Trump öncesi (2016) seviyesine çıkarması ortak beklentidir. Komünist ülkede, özel sektöre tanınan söz konusu ilave hakların Vaşington nezdinde olumlu karşılanması, 2021 yılı içinde, Küba-ABD ilişkilerin doğru yönde gelişeceğine işaret etmektedir. Öte yandan, biyoteknoloji ve aşı üretimi alanında başarısı dünya çapında takdir gören Küba’nın, covid-19 için geliştirdiği Soberana2 adlı aşının yıl içinde kullanılacak ve ihraç edilecek seviyelere ulaşacak olması, 2021 yılının daha iyi geçeceği kanaatini güçlendirmekte, iyimserliğimizi arttırmaktadır.

 

Latin Amerika’nın  2021 yılında çözmesi gereken temel sorunların başında Venezuela ve Haiti krizleri gelmektedir. Suriye’de nasıl Esad’ı dışlayarak çözüme ulaşılamıyor ise, Venezuela’da da Maduro’suz çözümün mümkün olmadığını kabul etmek gerekir. Biden yönetiminin gelişinden bilistifade, 1-2 yıllık bir geçiş dönemi ertesinde, tam demokratik koşullar  içerisinde, muhalefete baskı yapılmaksızın, tarafsız yüksek seçim kurulu ve yüksek yargı organlarının teşkili ve desteğiyle, uluslararası gözlemcilerin denetiminde, başkanlık ve Parlamento seçimleri düzenlenmesi karşılığında, ABD yaptırımlarının kaldırılması ve ülkeye acil insanı yardım sağlanmasına yönünde bir uzlaşı sağlanması amaçlanmalıdır. Bu istikamette, Norveç’in öncülüğünde yürütülen ve ABD yaptırımları nedeniyle ara verilen hükümet- muhalefet arası görüşmelere kalınan yerden başlanılması krizin çözümünde çok önemli bir adım oluşturacaktır. Venezuela krizinin aşılması için bir kaç yıldır iyiniyetle gayret sarfeden Lima Grubu ile AB Venezuela Temas Grubu’nu üyelerinin desteklerini sürdürmeleri amaca hizmet edecektir.

 

Uluslararası toplumun, Haiti depreminden günümüze, bölgenin en fakir ve en istikrarsız bu ülkesine, yardım ve destek konusunda sınıfta kaldığını anlamak bakımından, bugünlerde Port-au-Prince sokaklarındaki çatışmaları televizyonlardan izlemek yeterli olacaktır. Ülkeye yapılan yardımlar vesilesiyle, hükümet dışı kuruluşların dahil oldukları yanlış projeler ve suistimaller Haiti halkının güven duygusunu zedelemiştir. Uluslararası toplumun ve özellikle bölgesel kuruluşların, bu çaresiz ülkenin, 2021 yılı içinde, parlamento ve başkanlık seçimlerini başarılı biçimde gerçekleştirmesini teminen sorumluluk almaları zamanı gelmiştir.

İlgili Yazılar