Kosova’dan Belgrad’a Uzanan Anılar

0
PAYLAŞ

Tito’nun ölümünden günümüze, Belgrad’ın siyasi gündeminde Kosova bağlantılı konuların yeri ve ağırlığı hiç eksik olmaz. Sırp kimliğinin oluşmasında kayda değer bir ağırlığı bulunan Kosova, her Sırp siyasetçinin maddi ve manevi savunmak zorunda olduğu bir konudur, başka bir deyişle Sırp siyasetinin arkasını dönemeyeceği milli bir davadır. Belgrad’a atandığım dönemde (2003 başı), yakın görüştüğümüz Sırp siyasetçiler özel sohbetlerimizde, Sırbistan’ın Kosova’yı artık kaybetmiş olduğunu itiraf ederler, ancak resmi ortamlarda, Kosova’nın Sırbistan’dan ayrılamayacağını ileri sürmeye devam ederlerdi.

 

Kosova’dan Yugoslav askerlerin geri çekilmesini ve Birleşmiş Milletler idaresindeki bir sivil ve askeri gücün Kosova’yı geçici mahiyette yönetmesini öngören 1999 tarihli 1244 sayılı Güvenlik Konseyi kararıyla, etnik çatışmaların derin izler bıraktığı bu tartışmalı Yugoslav toprağında yeni bir dönem başlamıştı. Türkiye, izlediği aktif Balkan Politikası çerçevesinde, Kosova’da gecikmeden Priştine Büyükelçilik Bürosu’nu açtı (Priştine Eşgüdüm Ofisi). Ankara, bir süre, Kosova işlerine Belgrad Büyükelçiliğimizi dahil etmek istemedi. Ancak, sorunun taraflarından birisinin Belgrad olduğu hususunda ısrarımız ve izahatlarımızın sonuç vermesi üzerine, düzenli aralıklarla Priştine’ye gidip gelmeye ve Kosova’ya dair gelişmeleri Sırbistan’ın açısından izlemeye ve değerlendirmeye başladık. Bu şekilde Ankara, Kosova’daki gelişmelerin hangi yöne doğru gittiğini daha iyi takip etti, büyük resmi görebildi.

 

Görev sürem 2007 yılı başlarında sona ermesine rağmen, Merkeze atanmam gecikti, dönüş kararnamem ancak 2008 şubatında tekemmül edebildi, mart ayı sonunda Ankara’ya döndüm. 2007 yılı boyunca Kosova’nın bağımsızlık ilan etmesi gündemi devamlı meşgul etti. En sonunda Priştine’deki hükümet, bir pazar günü, (17 şubat 2008) bağımsızlığını ilan etti ve arkasından olanlar oldu. 5 yıl 3 ay süren Belgrad görevimin en zor ve tehlikeli günlerini, 17 şubat gününü takip eden bir ay içinde yaşadım.

 

Bağımsızlığın ilan edildiği pazar günü öğleden sonra, Sırp milliyetçisi militanlar, Belgrad’ın turistik Skadarlija semtinde şirin bir tarihi binada yerleşik Slovenya Büyükelçiliğine gündüz vakti girdiler, büyükelçiliği talan ettiler, bilgisayarları büyükelçiliğin ikinci kat balkonundan aşağılara attılar, polisin mani olmadığı bu işgal faaliyeti televizyonlardan naklen yayınlandı. Ertesi gün, küçük gruplar Sırbistan dışişleri bakanlığı önünde toplanarak protestolarını sürdürdüler. O sırada, tesadüfen, yaptığı bir görüşmenin ardından Dışişleri’nden ayrılan Brezilya büyükelçisi makam aracına binerken çapulcuların arasında kaldı, taşıtın üzerinde zıpladılar, neyse ki büyükelçiye dokunmadılar. Küçük gruplar, yürüyüşleri sırasında, önünden geçtikleri bazı batılı büyükelçilikleri (bizimki dahil) de taşladılar.

 

Kosova’nın bağımsızlık ilanının, Sırp milliyetçisi çevrelerde yarattığı derin öfke ve kızgınlığın, kapsamlı biçimde yönetimi ve yönlendirilmesi amacıyla, hükümet 21 şubat günü (bağımsızlık ilanını takip eden 4. gün) çok geniş katılımlı bir protesto mitingi düzenlenmesini kararlaştırdı. Mitinge sadece Belgrad’dan değil, civar şehirlerden de göstericilerin katılmasını sağlamak üzere otobüs seferleri düzenlendi. Mitingin düzenleneceği park alanı, İstanbul’un Taksim meydanı gibi meşhur bir gösteri bölgesi idi. Tarihi Parlamento binası, belediyeye ait tarihi binalar bu parkı çevreleyen caddelerin üzerinde sıralanır. Türkiye Büyükelçiliğine ait tarihi bina da parkın tam karşısında yer aldığı cihetle, 21 şubatgünü, binamızın göstericilerin hedefi haline dönüşeceği hususunda hiç kuşkumuz yoktu.

 

Şehir dışından gelecek gruplar ile birlikte protestocuların sayısının 10 bini aşacağını, güvenlik güçlerinin göstericilere karşı katı bir tutum sergilemesinin beklenmediğini, liderlerin konuşmalarını takiben, müsamaha altındaki gösterilerin muhtemelen kontrolden çıkacağını Bakanlığımızın dikkatine getirdik. Büyükelçiliğimize taşlı-sopalı saldırı gerçekleştirileceğini vurgulayıp, tüm güvenlik tedbirlerini alacağımıza işaretle, Ankara’dan talimat istedik. Bakanlığımız “gösteri saatlerinde büyükelçiliği kapatın” veya “içeride kalın”, “can güvenliğiniz öncelik taşır”, ya da “binayı boş bırakmayın” şeklinde bir talimat vermedi, sessiz kalarak sorumluluğu bizim omuzlarımıza yıktı. (Miting günü batılı büyükelçiliklerin çoğunun kapatıldığını hatırlıyorum)

 

Büyük Kosova mitingi günü geldi, yüzlerce otobüsle taşradan Belgrad’a taşınan öfkeli kitleler miting alanını doldurdu. Zaman ilerledikçe ve biralar içildikçe, aralarındaki cüretkarlar çoğaldı, şiddet iştahları arttı. Büyükelçiliğimizi korumakla görevli tek polis durumun tehlikeli bir hal aldığını kavrayınca, kulübesini terk ederek canını kurtardı. Atılan taşların önemli kısmı camları koruyan demir teller sayesinde işe yaramadı, ancak bilahare taşların ebatları büyüdü, bir iki saat içinde neredeyse tüm camlarımız kırıldı, bina girişinde asılı bayrağımız yakıldı, polis kulübesi devrildi, sürüklendi (Bahçemize molotof atılabileceği endişesiyle o gün tüm araçlarımız emniyetli yerlere nakletmiş ve yangın ihtimaline karşı su hortumlarımızı hazır hale getirmiştik). Gergin bekleyişimiz sırasında, bazı göstericilerin duvarımızı aşıp bahçeye girmelerinden büyük endişe duyduk. Bahçeye girecek bir iki delinin arkasından diğerlerinin gelebileceğini, garaj sundurmasının üzerine çıkıp daha az korunaklı ikinci kat balkon kapısından bina içine girmeye cüret edebileceklerini değerlendirdik. Bu kötü senaryonun gerçekleşmemesini teminen, Sırbistan Savunma bakanı yardımcısı dostum Duşan Spasojeviç’i özel telefonundan aradım, 3 mensubumuzla birlikte büyükelçilik binamızda bulunduğumuzu, gösterinin tehlikeli boyutlara yöneldiğini, sarhoşların bahçemize atlamalarının an meselesi olduğunu, bahçemize ve binamızatecavüz halinde, büyükelçiliğimizde mevcut ruhsatlı silahları usullere göre kullanmakta tereddüt etmeyeceğimizi izah ederek çok acil askeri yardım talep ettim. Yarım saat içinde askeri araçlar Knez Mihailova caddesine ulaştılar ve gelişmeleri kontrol altına aldılar. O arada bahçe duvarımızı aşan olmayınca, Allaha şükür tehlike atlatılmış, binamız savunulmuş oldu.

 

Akşam 19.00 sularında, göstericiler bizim bölgeden ayrılarak 300 metre aşağımızda bulunan ABD ve Hırvatistan büyükelçiliklerine yöneldiler. Amerikan büyükelçiliğinin ikinci katındaki bir ofisin camını kırarak içeriye molotof attılar, binaya giren bir gösterici tekrar dışarı çıkamadı ve içeride hayatını kaybetti. Biz deniz piyadelerinin vurduğunu düşündük, ancak sonraki günlerde dumandan boğulduğu açıklandı. Protesto mitingiyle ilgili gelişmeler, gün ve gece boyunca birçok uluslararası kanaldan canlı yansıtıldı, arayan televizyon muhabirlerine gelişmeleri ve yorumlarımızı aktararak kamuoyunu yatıştırdık.

 

Bu gergin ve olaylı günü takip eden hafta, Beşiktaş ile Kızılyıldız basketbol takımları arasında Belgrad’da oynanması gereken maç epeyce başımızı ağrıttı. Beşiktaş yönetimi haklı olarak güvenlik endişelerinin giderilmesini istedi. Kızılyıldız Kulübü yöneticileri Büyükelçiliğimiz ile temasa geçerek yardımımızı talep etti. Yaptığımız görüşmeler neticesinde, Beşiktaş basketbol takımına, bir yabancı devlet başkanına sağlanan düzeyde güvenlik tahsis edileceğinin garanti edilmesinin ardından, güzide ekibimiz ABD’li oyuncuları hariç Belgrad’a geldi. Hiç yalnız bırakmadığımız Beşiktaş kafilesi olaysız geçen maçın ardından sağ sağlim İstanbul’a döndü.

 

Bundan 13 sene önce meydana gelen yukarıdaki gelişmeleri ülkemizin Kosova’nın bağımsızlık kararını değerlendirme süreci bünyesinde ele almak faydalı olacaktır. Kosova’nın bağımsızlık ilanının yaklaştığı dönemde, bazı istisnalar dışında tüm Avrupa ülkelerinin ve ABD’nin Kosova’yı fazla gecikmeden tanıyacaklarını, ülkemizin Kosova’yı tanırken acele etmemesi gerektiğini, en başlarda tanımamasının bize bir şey kaybettirmeyeceğini, işimizi Belgrad’ın tepkisini çekmeden yapılabileceğimizi, birkaç kez, yazılı ve sözlü olarak Dışişleri bakanlığımızın dikkatine getirdik. Sırbistan’ın Türkiye’yi Avrupa’ya bağlayan ana kara yolu üzerinde bulunduğunu, Almanya’da yaşayan vatandaşlarımızın Sırbistan üzerinden Edirne’ye ulaştıklarını hatırlattık. Vaşington, Paris, Berlin, Londra vs.nin hemen ardından tanıdığımız takdirde, ciddi bir sorunla karşılaşmayacağımızın altını çizdik. Önemli başkentlerde görevli tüm T.C. büyükelçileri bu görüşe katıldıklarını bildirdiler. Ancak, sözümüz maalesef dinlenmedi, Ankara 18 şubat pazartesi günü öğle saatlerinde Kosova’yı tanıdığını tüm dünyaya gururla duyurdu. Bizimle beraber, Afganistan, Senegal, Kosta Rica gibi, Balkanlar’la hiç alakası olmayan, ama ABD’nin sözünden çıkamayan bazı ülkeler Kosova’yı acilen tanıdılar. Büyük devletler ise tanıma işini 3-5 güne yayarak daha temkinli ve akıllı davrandılar. Biz akıllı davranmadığımızdan tepkilerin hedefi olduk ve Belgrad ile ilişkilerimizi fevkalade gerdik. İşte burada Dışişleri bakanlığı müsteşarının önemi ortaya çıkıyor. Dönemin müsteşarı, zamanın Dışişleri Bakanı Ali Babacan ile Başbakanın Dışişleri danışmanı Ahmet Davutoğlu’na direnebilseydi bu olaylar başımıza gelmezdi. Bu arada Priştine nezdindeki itibarımızın, ülkelerini ilk gün tanıdığımız için daha da arttığını lütfen kimse ileri sürmesin. Zira ben tam tersinin geçerli olduğunu düşünüyorum. Kendilerini rahmetle andığımız, Türk Dışişlerinin unutulmaz müsteşarları görevde olsalardı, Ankara böyle yanlışlar yapmaz ve ilerleyen yıllarda değerli yalnızlık teorisine ihtiyaç duymazdı.

İlgili Yazılar