Arap Baharı Yine Gelir mi?

0
PAYLAŞ

Arap Baharı tam on yıl önce Tunuslu seyyar satıcı Muhammed Bouazizi’nin 18 Aralık 2010’da tezgahının elinden alınması üzerine kendini yakmasıyla başlamıştı. Olaylar kısa zamanda Mısır’a, oradan diğer Arap ülkelerine sıçramış, petrol zengini Körfez ülkeleri de eylemlerden nasibini almıştı. Aradan geçen on yılda Tunus’ta, Mısır’da, Libya’da liderler devrildi. Suriye ve Libya’da istikrarsızlık devam ediyor, Yemen ise tam bir insanlık dramının içine sürüklenmiş durumda. Peki özgürlük, iş, ekmek, demokrasi talepleriyle başlayan Arap Baharı neden başarılı olamadı?

 

Orta Doğu’nun değişken ve bir türlü istikrara kavuşmayan siyasetini, çöllerdeki kum tepelerinin her fırtınadan sonra yer değiştirmesine benzetebiliriz. Bu ülkelere, seçimle iş başına gelenler değil, emperyal güçlerin çekilirken egemenliği bıraktığı krallar, emirler, aşiret reisleri ve şeyhler yön veriyor.Dünyada birbirine rakip tek tanrılı üç dinin de doğduğu yer olan Orta Doğu’da,  mezhep ve aşiret farklılıklarından kaynaklanan çatışmalar bu yapı nedeniyleistikrarsızlık üretmekte, böyle bir ortamda aydınların barış, özgürlük ve demokrasi özlemleri filizlenecek zemin bulamamakta; toplumsal kalkınma, aydınlanma hep hayal olarak kalmaktadır. Birçok Orta Doğu ülkesinin kültür hayatında da bu nedenle çeşitlilik ve zenginlik görülememektedir. Bazılarında bir yılda basılan kitap sayısı neredeyse New York’da bir haftada basılan kitap kadardır.

 

Arap Baharında ayaklananlar da çoğunlukla işsiz Arap gençleriydi, zira büyüyen Arap metropolleri işsizliği ve yoksulluğu da artırmıştı.  Meydanlarda toplanmak için gençler sosyal medyayı da kullandıkça eylemler büyümeye, katılım artmaya başladı. Talepler başlangıçta liberal demokratik nitelikteydi.Ancak ortada onları siyaseten yönlendirecek bir örgüt yoktu, bu yüzden eylemlerin kontrolü zamanla örgütlü islamcı kesimlerin eline geçmeye başladı. Böylece selefi, ihvancı kesimler hareketin demokrasi yönünde gelişmesini engelledi ve çok arzu edilen özgür ve çoğulcu düzen, hareketin ilk başladığı Tunus hariç, inşa edilemedi. Varılan nokta ne yazık ki üzücü terör eylemleri, iç savaş ve yıkım oldu; Türkiye’ye ve Avrupa’ya büyük bir sığınmacı göçü gerçekleşti. Orta Doğu’daki mezhep ve etnik temelli ayrılıklar keskinleşti.

 

Arap Baharı Batı’nın bir komplosu muydu? Bugün bakıldığında, Batı’dan çok Arap dünyasının iç çelişkilerinin ve iç dinamiğinin ön planda olduğunu söylemek daha doğruydu gibi geliyor. Özellikle ABD’nin, kendisine yakın Arap ülkelerine daha çok güvenlik kaygısıyla yaklaştığı, bu ülkelerde demokrasinin yerleşmesiyle pek ilgilenmediği biliniyordu. Örneğin Suriye’de ABD önceleri Beşar Esad’ın gitmesini isterken, gelinen aşamada başka hedeflere yöneldi.Arap Baharını daha sonraki aşamalarda eline geçiren dinselci örgütlerin “zararsız ve ılımlı” olduğu zehabına kapılanlar da vardı. Bu eylemleri, 1989’da Doğu Avrupa ülkelerinde rejimlerin devrilmesi sonucunu doğuran kitle hareketlerine ya da sonraki yıllarda  görülen “Turuncu Devrimlere” benzetmek de mümkün değildi, zira Doğu Avrupa’da bilinçli ve eğitimli bir halkın tek hedefe yönelmiş kararlı bir hareketi sözkonusuydu.

 

Bugüne gelindiğinde, Arap Baharı bölgede ne gibi sonuçlar doğurdu? Rusya ve İran’ın etki alanı arttı. Türkiye devasa bir sığınmacı akınıyla ve Suriye’nin kuzeyinde bölücü tehditle baş etmek zorunda kaldı. Arap ülkelerindeki otoriter yönetimlerin çoğu yerinde kalmayı başardı. Batı’da ilk başta harekete “Arap Baharı” diyenler sonradan ona “İslamcı Baharı” adını taktılar. Körfez ülkelerinde zenginlik muhalefeti bastırmaya yeterli oldu. Suriye ve Libya halkı ise şimdi herhalde 2010 öncesini mumla arıyordur. Filistin davasının ateşli Arap savunucuları da artık pek ortada görünmüyorlar, öyle ki artık Arap liderler kendilerini bu davanın baskısı altında hissetmeksizin peşpeşe İsrail’le diplomatik ilişki kurmaya başladılar. Onlar “İsrail’le Bahar” yaşamaya önem veriyor.

 

Peki Arap Baharı benzeri bir hareket yeniden yaşanır mı? Geleceğin ne getireceğini önceden bilmek kolay değil, ama tarihin akışında çoğunlukla aydınlık karanlığı yenmiş, bilim ve akıl yolunda gidenler kazançlı çıkmışlardır. Özgürlük ve demokrasi Arap halklarının da hakkıdır, dileğimiz eninde sonunda onların da bunu elde etmeleridir. Ancak akılcı liderler, yerleşik çoğulcu kurumlar, canlı bir kültür ve sanat yaşamı, halkın refahını temel alan bir piyasa ekonomisi, eleştirel düşünce olmadan, Arap Baharının şimdilik başka bahara kalacağını söylemek herhalde yanlış olmaz.

 

İlgili Yazılar