Ankara Politikalar Merkezi (APM) tarafından Diplomatik Akıl Serisi Toplantısının ilki 31 Ocak 2021’de gerçekleşti.

0
PAYLAŞ

Moderatörlüğünü Tülin Daloğlu’nun üstlendiği ilk toplantının konukları:  TBMM Eski Başkanı ve Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin ile Gazeteci, Yazar Murat Yetkin oldu. Büyükelçi (E)  Rafet Akgünay’ın  APM’nin temel tanıtımı, vizyon ve misyonlarını belirten konuşmasının ardından oturum moderatör Tülin Daloğlu’nun, ‘’2021 yılında Türkiye’nin Dış Politikasında neler bekliyoruz?’’ sorusuyla başladı.

 

  1. Hikmet Çetin temel olarak ekonomi, dış politika ve iç politika başlıkları altında topladığı konuşmasında şu noktalara değindi:

 

‘’Türkiye 2020 yılına önemli sorunlarla girdi.’’

Ekonomik olarak 2021 de ekonomik sorunların ağırlaşarak devam edebileceği öngörülmektedir.

 

‘’Türkiye’de siyasette kamplaşma yaşanmaktadır’’

Türkiye’de siyasetin dili ağırlaşmıştır. Demokrasi uzlaşı dilidir. Siyasi partiler arasında uzlaşmaya ihtiyaç vardır.

 

‘’Dış Politikada var olan sorunlar artacak ve ağırlaşacaktır.’’

Dış Politika’da yaşanılan sorunların devam edeceği öngörülmektedir.

Özellikle,

• Mısır

• Suudi Arabistan

• B.A.E

blok oluşturmuştur ve Türkiye blok dışı kalmıştır.

 

Doğu Akdeniz’de ise

• Mısır

• İsrail

• Yunanistan

• Kıbrıs Rum Yönetimi

ortak  hareket ederek, Türkiye’yi dışlayan politika izlemektedir.

Bununla beraber İsrail ile ilişkiler bölge dışını etkileyecek kadar önemliyken İsrail ile ilişkiler ‘’Büyükelçi’’ olmadan devam etmektedir.

 

‘’ABD’de yaşanılan Yönetim Değişikliği’’

-Ermeni Soykırımı konusunun bu yönetim tarafından da ana gündem maddesi olacağı düşünülmektedir.

– S 400 ve F 35 sorununda;

‘’Türkiye’nin NATO üyesi bir ülke olduğu unutulmamalıdır.’’

 

‘’Fetö terör örgütü sorunu güncelliğini koruyacaktır.’’

 

‘’Demokrasi, İnsan Hakları ve Özgürlükler’’ konularındaki duyarlılıklar gündemde olacaktır.’’

 

‘’Suriye Konusunda İzlenilen yanlış politika’’

Suriye ile 911 km sınırımız mevcuttur. Türkiye’nin sınır güvenliği, Suriye’nin sınır güvenliğine bağlıdır. Suriye’nin güvende olmadığı durumda Türkiye’nin güvende olması zor görünmektedir. Suriye’nin güvenliği göz önünde bulundurulmuş olsaydı, binlerce insan göç etmek durumunda kalmayacaktı.

Şu an Amerika’da  yönetime gelen insanların PYD ve YPG’yi silahlandırmış ve eğitimlerine katkı sağlamış aynı insanlar olduğunu görmekteyiz. Göreve yeni başlayan Savunma bakanı Lloyd Austin  bu isimlerden birisidir.

Kuzey Afrika ve Ortadoğu Özel Temsilcisi Brett McGurk’ün da o grupları silahlandırdığı bilinmektedir.

 

‘’Doğu Akdeniz Sorununda Yunanistan Federal Kıbrıs için çalışmaktadır.’’

 

‘’Azerbaycan – Ermenistan Sorunu’’

Minsk Grubu uzun yıllar başarı sağlayamamıştır.

Bölgede ateşkes sağlayan Rusya Azerbaycan’da asker bulundurma yolunu seçmiştir. Türkiye ise Rusya ile birlikte gözlemci olarak bölgedeki varlığını sürdürecektir.

 

‘’İsrail ile ilişkiler’’

Türkiye’nin  İsrail ile ilişkilerini bozması sadece Amerika değil, tüm Musevi grupları etkilemiştir.

 

‘’Avrupa Birliği ile ilişkiler’’

Türkiye – AB ilişkileri dalgalı şekilde ilerlemektedir.

Türkiye’de, ‘’AB Hristiyan Kulübüdür, bizi AB’ye almaları mümkün değildir’’ söylemlerinden sonra tekrar AB’ye dönüş sinyalleri verilmiştir.

Türkiye’de hukuk ve demokrasi yönünde önemli adımlar atılmadığı sürece AB yolunda ilerleme kaydetmesi zor görünmektedir.

Türkiye’nin sorunu yasa çıkarmakta değil,  çıkardığı yasaları uygulamaktadır.

AİHM Kararlarına uyulmamaktadır, bu kurallar uygulanmamaktadır. Bu kurallar uygulanmadığı sürece yeni yapılacak yasal düzenlemelerin de başarı sağlayacağı öngörülmemektedir.

Avrupa Birliği için:

• Göçmenler Konusu

• Gümrük Birliği

• Vize Konusu

• Kıbrıs

• Doğu Akdeniz

• Ege Sorunları

Diğer Taraftan,

• İnsan Hakları

• Demokrasi

• Temel Hak ve Özgürlükler

• Basın Özgürlükleri konuları her zaman gündem maddeleri olmaya devam edecektir.

 

Türkiye ‘’Doğu Akdeniz’’ konusunda haklıdır fakat  yanlış politikaların getirdiği bir noktadayız.

Türkiye’nin Mısır ve İsrail’de Büyükelçisi olmamasının açıklaması yoktur. Bu konuda  ideolojik politikaların etkisinin olduğu görülmektedir. Dış politikada ‘’İhvan’’ ağırlıklı politikanın etkisi büyüktür.

İsrail ile büyükelçi seviyesinde ilişkiler başlayabilir ama Mısır ile bu süreç zor görünmektedir, çünkü Mısır ile yaşanılan  gerginlikler iç politikada kullanılmıştır.

Ülkenin çıkarı söz konusu olduğunda, yaşanılan gerginlikleri ülke çıkarlarını etkileyecek boyuta getirmek yanlıştır.

Türkiye ve Libya arasında imzalanmış olan münhasır ekonomik bölge anlaşmasının önümüzdeki dönemde   nasıl sonuç vereceği bilinmemektedir.

Suriye’de Esad’la temas kurmak gereklidir. Suriye’nin toprak bütünlüğüne önem verilmelidir. Bununla beraber Türkiye Suriye’ye müdahaleden kaçınmalıdır. Şam Rejimiyle ilişkiler kurulmalıdır.

 

‘’Rusya ile Pragmatik ilişkiler devam etmektedir’’

Türkiye’nin Rusya ile turizm, doğalgaz, petrol ve ihracat ürünlerini kapsayan 20 milyar dolarlık dış ticaret hacmi mevcuttur ve ekonomik ilişkimiz devam edecektir.

NATO üyesi olarak S-400 sorunu yaşanabilir. Batı’da Türkiye NATO içerisinde sorunlu bir ülke olarak görülmektedir. Hatta Batı medyasında zaman zaman Türkiye’nin NATO içerisindeki üyeliği sorgulanır hale geldi. ABD’de yönetime gelen Biden politikalarını uygularken NATO ile birlikte hareket edeceğini vurguladı. AB yaptırımlarına ise Mart ayında zirvede karar verileceği düşünülmektedir.

 

Özeti;

Yeni Dış Politika ve Stratejiye ihtiyaç duyulmaktadır.

Türkiye Cumhuriyetinin geleneksel  dış politika ilkelerine dönülmelidir.

Barışçı politikalar izlenmeli, iyi ilişkiler tesis edilebilmelidir.

Ortadoğu’da ihtilaflara taraf olmamak gerekir.

Ülke çıkarları ön planda tutulmalı, ideolojiye dayalı dış politikadan kaçınılmalıdır.

Diplomatik bilgi ve birikimden yararlanılmalı, Dışişleri Bakanlığı gibi kurumlar siyasallaştırılmamalıdır.

 

  1. Gazeteci Yazar Murat Yetkin ‘’2021 yılında Türkiye’nin Dış Politikasında neler bekliyoruz?’’ sorusunun cevabını

-Çalkantılar,

-Dönüşler,

-Adaptasyon süreci

başlıkları altında topladı.

 

‘’Çalkantılar’’

Covid-19 Sürecinde dünyadaki ezberler bozuldu. Tüm dünyada olduğu gibi ABD’de ciddi değişikler yaşandı.

AB, İngiltere’nin Brexit ile birlikten ayrılması sonucunda  kurulduğundan beri ilk defa küçüldü ve bu ayrılık dolayısıyla çok kan kaybetti.

ABD-AB ilişkilerinde yeni bir dönem başlamaktadır. Biden’in önceliklerinden biri Transatlantik ilişkilerin güçlendirilmesidir.  Türkiye de bir şekilde bu ilişkinin içerisinde olacaktır.

Çin-Rusya ekseninde önemli gelişmeler yaşanmıştır. Çin’in dünyadaki ekonomik gücü giderek artmaktadır. Pasifik Bölgesinde Çin ne derse Rusya’nın o yönde hareket ettiği görülmekte iken, Avrupa, Ortadoğu ve Akdeniz bölgelerinde Çin’in Rusya’yı desteklediği görülmektedir.

Bununla beraber,  2017 yılında bir Çin Savaş gemisinin ilk defa İstanbul ziyareti Çin’in artık Akdeniz’deki varlığını akıllara getirmektedir. Çin gemisi Selanik ve Hayfa Limanına da gitti.

NATO 2030 Stratejisi, NATO’da da değişikler yaşayacağını göstermektedir.

 

‘’Dönüşler’’

Kutuplaşmadan kaçınılmalıdır.

‘’Biz ne yapıyorsak doğrudur” veya “Biz ne yapıyorsak yanlıştır” gibi kategorik  düşünceden uzaklaşılarak siyah ve beyazın yanında gri renklerin varlığı unutulmamalıdır.

AB uyum sürecinde 2003-3004 yıllarından başlayan reformların bir kısmının anayasa referandumundan, bir kısmının 2016 askeri darbe girişiminden sonra geri alındığı görülmektedir.

Stratejik değişiklikler meydana gelmiştir.

Türk Tipi Başkanlık olarak adlandırılan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin içerisinde tek belirleyici vardır.

 

‘’Adaptasyon Süreci’’

Pandemi sürecinde uluslararası işbirliğinin artacağı düşünülmektedir. Biden’in Dünya Sağlık Örgütüne tekrar dönme isteği de bu düşünceden kaynaklanmaktadır.

‘’Aşı milliyetçiliği’’ kavramı ortaya çıkmıştır. Fransa bu milliyetçiliği yapan ülkelerin başında yer almaktadır.  Bu kavram ülkeleri farklı uluslararası ilişkiler boyutuna zorlamaktadır.

Uluslararası ilişkilerin diplomasi boyutunun çok ötesine geçerek doğrudan bireylerin hayatlarına dokunduğu görülmektedir.

Değişen ortama sadece ‘’Türkiye orada nasıl yer bulacak?’’şeklinde bakılmamalı, farklı parametrelerin varlığı da göz önünde tutulmalıdır.  E-ticaret, ekonomik ilişkiler, pazara yakınlık bu süreçte önemli rol oynamaktadır. Bunlara ek olarak bilişim yapısı ve dokusu da değişmektedir.  Bu durum bilgi patlamasına da sebep olmaktadır. Deyim yerindeyse dünyada ‘’Dijital Rönesans‘’ yaşanmaktadır.

 

Konuşmacılarımızın ardında karşılıklı soru cevap bölümüne geçildi. İnteraktif şekilde ilerleyen toplantımız 2 saate yakın sürdü.

 

İlgili Yazılar