Türk Dış Politikasında Enerji Diplomasisi

Harun Aydın, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi, U.İ.B.


19. yy başlarında keşfedilen petrol 20. ve 21. yy için artık çok daha farklı anlamlar ifade etmiştir.

Petrolün, birçok kaynakta 1859 tarihinde Amerika’da çıkarıldığı yazmaktadır. Ancak. 1820’de Ruslar tarafından Bakü’de ilk petrol rafineri kurulmuştur. Petrol ile başlayan ikili rekabet uzun yıllar boyu dünyayı bloke edecek iki kutuplu bir sistem yaratacaktır.

Petrol ilk çıkarıldığında pahalı olmasının yanı sıra kolay depo edilişi ve enerjisinin yüksek olması kömüre ikame edilir hale gelmiştir. Özellikle 20.yy kömür ve petrolün ortak enerji kabul edilişi günümüzde yerini petrol ve doğalgaza bırakmıştır.

20.yy sonlarına doğru devletlerin petrol kullanımı; sanayii ve istikrarlı bir şekilde kalkınmak adına ‘’enerji için diplomasi’’ eylemini doğurmuştur. Ancak yine de 20yy’da enerji diplomasisi dış politika araçları arasına girecek kadar belirgin değildir.  

20.yy hepimizin bildiği üzere kanlı bir yüzyıldır. Nitekim 30 yıl içinde iki büyük dünya savaşı yaşanmıştır. Petrolün bu iki savaşın çıkışına doğrudan etki ettiğini söylemek yanlış olmaz. Özellikle 1.Dünya harbinden önce Osmanlı Devleti petrol denizi üzerinde yüzüyordu diyebiliriz. Bu açıdan İtilaf devletleri petrol bakımından önemli gördükleri yerlere A tipi topraklar diyerek gizli antlaşmalarla paylaşmışlardır. Bu paylaşımın neticesi günümüzde ortadadır. İkinci dünya harbinde ise Avrupalı devletler kömür endüstrisinde, yükselen gerçek maliyet ve fiyatlarla zarar görürken, dünya petrol endüstrisi, düşmekte olan gerçek maliyet ve fiyatlarla eskiye göre daha avantajlı olmuştur. Böyle bir durumda, özellikle gelişmiş sanayisi için petrol ithal etmek zorunda olan Batı Avrupa’nın artan bağımlılığı ikinci dünya harbine yol açan etkenlerdendir.

SSCB’nin Dağılışı ve Türkiye

Görüldüğü gibi dünyadaki dengelerin değişmesine yol açan soğuk savaş ve dünya savaşları gibi önemli olayların yaşanması hususunda petrol önemli bir yerdedir. Dünya savaşları ve soğuk savaştan sonra; dünya çok boyutlu, küresel bir mekanizma haline geldi. Bu sürece giden yolda yaşanan tarihi olay elbette 1991’de Sovyet Rusya’nın dağılması olmuştur.

Türkiye, soğuk savaşı süresince iki kutuplu dünyanın hem reel hem de mecaz anlamda ortasında sıkışıp kalan bir ülke konumundaydı. Bu yüzden Türkiye’nin dış politikası her zaman denge politikası üzerine şekillenmiştir. Öyle ki Türkiye bunu gelenek haline getirmiş, Sovyetlerin dağılışından sonra da devam ettirmiştir. Nitekim az önce ifade ettiğim iki kutup arasındaki ‘’sıkışmış ülke’’ artık enerji ihracatçı ülkeler ile enerji ithalatçı Avrupa arasında ‘’merkez ülke’’ haline gelmiştir. Türkiye’nin jeopolitik konumu dediğimiz husus en çok bu bakımdan önem arz etmektedir.

Enerji diplomasisinin 100 yıllık bir geçmişi olmasına rağmen, Türkiye’de son 20 yılda varlık göstermiştir. Bunun nedeni olarak SSCB’nin Orta Asya ve Kafkasya’yı bloke etmesinin yanı sıra Türkiye içinde yaşanan siyasal istikrarsızlık gösterilebilir. Bunlarla beraber enerji diplomasisinin üst düzey ilişkiler gerektiren uzun soluklu bir süreç olduğunu da söylemek yerinde olur.

Türkiye, süratle gelişen ve enerji ihtiyacı hızla artan bir ülkedir. Özellikle yeni endüstri alanlarının açılması ile birlikte dış işleri bakanlığının verilerine göre; Türkiye, Çin’den sonra en çok enerji talep eden ülke konumuna gelmiştir. Türkiye bu bağlamda dışarıdan milyar dolarlık antlaşmalarla enerji ithal etmektedir. Bu bağlamda Türkiye enerji hususunda maalesef fakir bir ülke olarak ihtiyacının %74’ünü dışarıdan alıp, %26’sını içerideki çeşitli kaynaklardan tedarik etmektedir. Bu açıdan gelişme kaydeden sanayii nedeniyle enerji ithalatı grafiği her geçen yıl yukarı doğru değişkenlik göstermektedir.

Türkiye’nin temel hedefi enerji koridoru olarak ‘’kilit ülke ya da merkez ülke olma’’ esasına dayalıdır. Nitekim enerji diplomasisi sadece bir ülkeden başka bir ülkeye enerji ithal veya ihraç ederken uygulanan prosedür değildir. Enerji diplomasisi, enerji güvenliği ve istikrarını gözetir. Bu anlamda özellikle; enerji ithal eden ülkeler ile enerji tedarikçisi ülkeler arasında doğal bir köprü olan Türkiye, bu arz-talep hattında bir geçiş güzergâhı olma yolundadır.

Bu bağlamda güncel petrol boru hatları:

1.) Irak-Türkiye Petrol Boru Hattı

Türkiye’nin ilk petrol boru hattıdır. 1977 yılında Kerkük’ten başlayıp, Yumurtalığa kadar uzanan ham nakil petrol boru hattının 1. Fazıdır. 2. İse 1987’de devreye girmiş ancak dönem itibari ile yaşanan körfez krizi neticesinde Türkiye’nin BM kapsamında ekonomik ambargo uygulaması ile kapatılmıştır.  Ancak daha sonra Irak hükümetinin petrol satmasına izin verilmesi ile 1996 yılında sınır petrol sevkiyatı için tekrar işletmeye alınmıştır.

2.) Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı

Türkiye Azerbaycan petrolleri için hazırladığı BTC projesini ortaya attığı 1992 yılında İran’ı geçiş rotası olarak almış ve dünyaya Azerbaycan-İran-Nahçıvan-Türkiye petrol boru hattı olarak ilan etmişti. Ancak bu rota İran rejimine karşı tavrı belli olan ve ekonomik-ticari ambargoyu devam ettiren ABD’nin yanı sıra petrol şirketleri tarafından da uygun görülmedi. Daha sonra bazı ABD’li ve Avrupalı şirketler, hattan İran’ın çıkarılıp yerine, daha ekonomik olacağı düşünülen, Ermenistan’ın konulmasını teklif etti. Fakat bu teklif Azerbaycan tarafından kabul edilemezdi.     

1999 yılına gelindiğinde Bakü Tiflis Ceyhan petrol boru hattı projesi olarak güzargâh belirlenmiş ve imzalanan antlaşma ile proje hayat bulmuştur. Proje adından da anlaşılacağı üzere Azeri petrolünü Gürcistan üzerinden Ceyhan’a taşımaktadır. Toplamda 1768 km uzunluğunda olan hattın 1076 kilometresi Türkiye sınırları içindedir. Bu projenin gerçekleşme süreci ekonomik ve siyasi engellere takılmıştır. Özellikle bu proje ile Avrupa’nın enerji arzının büyük oranda giderilecek olması başta Rusya olmak üzere İran’ı da rahatsız etmiştir. Bu bağlamda Bakü-Tiflis-Ceyhan Türkiye’nin enerji diplomasisi anlamında yürüttüğü ilk stratejik hayata geçen projedir. Hatta bununla ilgili olarak dönemin Amerika enerji bakanı ‘’ Bu projede petrolün pompalanacağı ilk gün, dünyayı değiştirecek gündür ‘’ olarak nitelendirmiştir. Ayrıca bu proje doğu-batı enerji koridorunun değişilmez parçası olan Kafkasya’yı Rus tekelinden kurtarmış, Türkiye’yi petropolitik anlamda söz hakkı tanımış, boğazlardan geçen petrol yüklü gemi trafiği düşürmüştür. Nitekim Möntrö boğazlar sözleşmesinden bu yana hızla artan enerji ihtiyacı ve gemi sayısı, böylesine tehlikeli boğazlar için tehlike arz etmiştir.

Proje, 25 Mayıs 2005 tarihinde Bakü’den pompalanan ilk petrolle hayat bulmuştur.

Türkiye’nin uluslararası petrol boru hatları bunlarla sınırlıdır. Şimdi petrole göre çeşitlilik gösteren doğalgaz nakil hatlarına bakacak olursak;

1.) Rusya -Türkiye Doğal Gaz Boru Hattı (Batı Hattı)

Türkiye 1987 yılında imzalanan antlaşma ile doğalgazı ilk kez Sovyet Rusya’dan tedarik etmeye başlamıştır. Ancak 2011 yılında antlaşma süresinin dolması ile uzatılmamış resmen sona ermiştir.

2.) İran-Türkiye Doğalgaz Boru Hattı

Yaklaşık 1491 km uzunluğundaki hat, Doğubayazıt’tan başlayıp, Erzurum, Sivas ve Kayseri üzerinden Ankara’ya uzanıyor. Bir branşman da Kayseri, Konya üzerinden Seydişehir’e ulaşıyor. Antlaşma 1996 yılında imzalanmıştır. Bu hat ile Türkiye doğalgazının %20sini İran’dan karşılamaktadır.

3.)Türkiye- Yunanistan -İtalya Doğalgaz Boru Hattı

2007 yılında işletmeye alınan Türkiye-Yunanistan Doğal Gaz Boru Hattı, Güney Avrupa Gaz Ringinin ilk halkasını oluşturmaktadır. 2018 yılında Yunanistan-İtalya bağlantısının da devreye alınmasıyla İtalya pazarına da erişim imkânı sağlanacaktır. Projede doğalgazın Hazar kaynaklarından sağlanarak Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınması planlanmaktadır. Bu proje Türkiye’nin enerji terminali olma yolundaki ilk adımıdır. Bu hat ile Hazar rezervleri Avrupa’ya Türkiye üzerinden taşınacaktır. Bu projeyle bağlantılı olarak iki önemli proje aşamasında olan gelişmeden bahsetmek gerekir.

A.) Bakü-Tiflis-Erzurum(Güney Kafkasya Doğalgaz Boru Hattı) Projesi

Bakü-Tiflis-Erzurum Doğalgaz Boru Hattı ise doğu-batı Enerji Koridorunun ikinci bileşenini oluşturmaktadır. Güney Kafkasya Boru Hattı olarak da bilinen bu hat ile Hazar Denizi’nin Azerbaycan’a ait kesiminde yer alan Şahdeniz sahasında üretilecek doğal gazı Gürcistan üzerinden Türkiye sınırına ulaştıracak. Boru hattının inşasına Ekim 2004’de başlanmış ve Mayıs 2006’da ise ilk kullanım gazı, aynı senenin Aralık ayındaysa ilk ticari gaz gönderilerek boru hattı faaliyete geçirilmiştir. BTE doğalgaz boru hattı Türkiye’nin hub (merkez) ülke olma hususunda attığı önemli bir adımdır ve yapbozun önemli bir parçasıdır demek mümkündür. Nitekim bu boru hattı Avrupa’nın enerji güvenliğini Türkiye’nin elinde bulundurması hususunda önem arz etmektedir.

B.) Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi

Tanap uluslararası bir boru hattı projesi değildir ancak Türkiye’nin Şahdeniz sahasından ithal ettiği gazı Avrupa pazarına ulaştıracak bir projedir. doğu-batı eksenli olan hat; Ardahan’ın Posof ilçesinden başlayarak 20 il üzerinden geçerek Edirne’nin İpsala ilçesinde son bulması hedefleniyor.  Proje kapsamında Türkiye sınırları içerisinde biri Eskişehir ve diğeri Trakya’da olmak üzere, ulusal doğal gaz iletim şebekesine bağlantı için iki çıkış noktası yer alacaktır. Yine bu hat, Avrupa ülkelerine doğal gaz aktaracak olan TAP(Trans Adriyatik) Doğal Gaz Boru Hattı’na bağlanacaktır. Haritada yer alan Nabucco projesi kısa süre önce iptal edilip ona alternatif olan Trans Adriyatik projesi gündeme gelmiştir. Tanap Şu anda çalışmaları devam eden bir proje olup 2018 yılında sonuçlanması hedeflenmektedir. Diğer yandan TAP için çalışmalara bu yıl başlandı.

4.) Mavi Akım

Bu hat 1997 yılında imzalanan antlaşmaya göre 25 yıllığına geçerli olacaktır. Hattın uzunluğu ise 1200 km olup ilk defa 17 Kasım 2005 tarihinde kullanıma açıldı. Projenin tamamlanmasıyla Türkiye’ye 25 yıl içinde 365 milyar metreküp doğal gaz sevk edilmesi öngörülüyor.

Türkiye 90lı ve 2000li yılların başlarına kadar Rusya ile ilişkilerini çok iyi zeminde değildi. Ancak 2006’dan bu yana pro-aktif ve komlementalist dış politika bağlamında yapılan yüksek düzeyli iş birliği zirveleri ile Rusya ile ilişkiler çok boyutlu bir hale gelmiştir.

Bu bağlamda en önemli ticaret mekanizması elbette Rusya’dan mavi akım boru hattı ile Karadeniz tabanından Samsun’a oradan da bir branşman  ile Ankara’ya bağlanan doğalgaz nakil boru hattıdır. Türkiye doğalgaz ihtiyacının %60’nı Rusya’dan karşılamaktadır. Bu hem riskli hem de tek taraflı bağımlılığa yol açabilecek bir durum teşkil eder. Nitekim doğalgaz gibi önemli bir enerji kaynağının arzının %60’nı tek bir ülkeden temin etmek hem siyasal hem de enerji güvenliği açısından Türkiye’ye ciddi handikaplar oluşturabilir. Ayrıca günümüzde dillendirilen Türk Akımı da enerji diplomasisi bakımından çok iyi analiz edilmelidir. Aksi halde enerji açısından Rusya ile işbirliği sürekli bağımlılığa dönüşebilir .

5.) İran-Türkiye-Avrupa Doğalgaz Boru Hattı Projesi

İran ile 1996’dan bu yana süregelen bir doğalgaz boru hattı vardır. Ancak 2013 yılında Avrupa’ya nakil amaçlı yeni bir doğalgaz boru hattı çalışmaları başlamıştır. Bu hat İran/Bazargan ile Doğubayazıt sınırından Tanap’a bağlanarak Edirne/İpsala’ya kadar uzanacaktır. Burada hali hazırda mevcut olan Trans Adriyatik’e bağlanarak Yunanistan üzerinden Almanya’ya ulaştırılması hedefleniyor. Almanya’nın doğalgaz hususunda, Rusya’ya bağımlı olduğunu biliyoruz. Bu bağlamda oluşacak yeni atmosferde Türkiye’nin ekonomik ve siyasi istikrarının artacağını söylemek yanlış olmaz.                

İncelediğimiz üzere; Türkiye doğu-batı ve kuzey-güney eksenli boru hatları ile enerji nakil merkezi olma hususunda önemli adımlar atmaktadır. Bu bağlamda özellikle Orta Asya ve Kafkasya hidrokarbon yatakları önceliğimiz olmuştur. Nitekim Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler bölgede istikrarsız bir hava yaratmış ve planlanan bazı projelerin askıya alınmasına neden olmuştur.

Türkiye’nin Sovyet egemenliğinden çıkan devletlerle enerji antlaşmaları yapması hem Rusya’ya karşı siyasi üstünlük sağlıyor hem de bu devletlerin tam bağımsız olma yolunda zemini sağlamlaştırıyor. Nitekim Sovyetler dağılsa da Rusya’nın bölgede nüfuzu söz konusudur. Ayrıca Türkiye’nin bu coğrafyada çeşitli avantajları vardır. Bunlara örnek olarak ‘’ortak dil, din, kültür, etnik yapı’’ gösterilebilir. Bu bağlamda önemli olan bu ülkelerin güvenini kazanarak verilen birtakım sözleri yerine getirmektir. Ayrıca şu an Kafkasya’da önemli bir sorun olan ‘’Hazar’ın statüsü’’ ile Türkiye yakından ilgilenmeli, çözüm için arabuluculuk yapmalıdır. Nitekim buradaki enerji kaynakları doğalgazda dünya rezervlerinin %38i, petrolde ise %12’lik kısmını barındırıyor. Ancak bu rakamlar henüz açılan kuyulardan çıkan rakamlardır. Hazar’ın statüsü nedeniyle açılamayan hidrokarbon yatakları da mevcuttur.

Türkiye bulunduğumuz coğrafyanın risklerini ve fırsatlarını iyi değerlendirmeye çalışan bir enerji diplomasisi izliyor. Bu bağlamda ‘’enerji yolu barış hattını kuracak’’ sloganıyla yola çıkmış ancak istikrar tam anlamıyla sağlanamamıştır. Fakat özellikle Tanap projesinin hayat bulması ile Avrupa’ya yapılacak enerji sevkiyatı Türkiye’yi petropolitik anlamda önemli avantaj sağlayacaktır. Yine enerji merkezi olmak beraberinde ciddi sorumluluklar getiren bir süreçtir. Bu anlamda enerjinin güvenliği ve sürekliliğinin sağlanması için ülke içinden veya dışından gelebilecek tehlikelere karşı da geliştirilen politikalar devamlılık göstermelidir. Nitekim enerji diplomasisi istikrarlı bir şekilde ince elenip sık dokunmalıdır. Bu süreçte günümüzde veya geçmişte birçok proje yürütülen yanlış politikalar neticesinde askıya alınmış, son bulmuştur.

Son olarak şunu söylemem gerekiyor, Dünya’nın gidişatına yön veren olaylar dönemsel olarak farklılık göstermektedir. 20.yüzyıldan itibaren ise dünyaya yön veren temel olgu enerjidir. Türkiye ise fırsatlar coğrafyasının tam ortasındadır. Bunu en iyi şekilde değerlendirip pastanın en cazip dilimini kapmak için transit ülke konumunu güçlendirecek politikalar izlemelidir.

 

        

Dipnot:

Kafkasya ve Orta Asya Enerji Kaynakları Üzerinde Mücadele-Çağrı Kürşat Yüce

http://www.enerji.gov.tr/tr-TR/Sayfalar/Petrol

http://www.enerji.gov.tr/tr-TR/Sayfalar/Dogal-Gaz

http://www.tanap.com/

http://www.turksam.org/tr/makale-detay/500-turksam-baskani-sinan-ogan-in-enerji-dergisi-nin-agustos-sayisinda-yayinlanan-%EF%BF%BDturkiye-enerjide-vizyon-eksikliginin-kurbani-baslikli-roportaji


Yayın Tarihi: 28.5.2015



Son Eklenenler

Pathways to a Common Future: Youth Perspectives on Turkey - Israel

Pathways to a Common Future: Youth Perspectives on Turkey - Israel



Türkiye’nin Sorunları ve Gelecek Perspektifi

17 Mart 2016 tarihinde APM (Ankara Politikalar Merkezi)'de "Türkiye’nin Sorunları ve Gelecek Perspektifi" başlıklı bir toplantı düzenlenmişt...



Türk Dış Politikası

10 Şubat 2016 tarihinde APM (Ankara Politikalar Merkezi)'de "Türk Dış Politikası" başlıklı bir toplantı düzenlenmiştir.



EU-Azerbaijani Relations: Thinking of a Culture of Human Rights in a Partnership Relation

The situation of human rights and fundamental freedoms in Azerbaijan has been deteriorating as the country has raised its profile in the ene...