2020 Yılı Afrika’ya Neler Getirdi, Neler Götürdü?

0
PAYLAŞ

2020 yılının Afrika değerlendirmesinin başında, özellikle batılı ülkeleri ve tüm gezegenimizi derinden sarsan Covid-19 salgınının, geri bırakılmış kıtada, tahmin edilen seviyelerden çok daha az can kaybına yol açtığını vurgulamak uygun olacaktır. 2021 Ocak ortası itibarıyla, tüm Afrika’da Covid-19 sebebiyle ölenlerin sayısı 81 bin civarında iken, sadece İngiltere’deki kayıpların 90 bin seviyelerinde olduğunu dikkate alırsak, genç kıtanın, mücadelede, sınıfta kalmadığını kabul edebiliriz. Söz konusu 81 bin kaybın yarıya yakını Güney Afrika, yüzde 20′ si ise, Mısır ve Fas kaynaklıdır. Öte yandan sıtma hastalığının kıtada her yıl ortalama 400 bin civarı ölüme yol açtığını da aklımızdan çıkarmayalım.

 

Afrika’nın, demokrasi, güvenlik, terörle mücadele,  siyasi istikrar, geri kalmışlık ve kalkınma alanlarındaki bildiğimiz temel sorunları 2020 yılında da karşımıza çıkmıştır. Demokrasi alanındaki temel sorun liderlerin koltuklarını terketmeyi reddetmelerinden kaynaklanmaktadır. Bu defa göze en fazla batan örnek Uganda olmuştur. 35 yıldır iktidarda bulunan 76 yaşındaki Yoweri Museveni bu ocak ayında düzenlenen seçimlere tekrar katılmış, muhalefete yaptığı baskıyla oyların yüzde 58′ ini toplamış, ölünceye kadar ülkesini yönetme karar ve azmini teyit etmiştir. Gine (Konakry) ve Fildişi Sahili’nde iki dönem görev yapan cumhurbaşkanları, muhalefetin itirazlarını dikkate almayarak üçüncü kez seçimlere katılmışlar ve koltuklarını korumuşlardır. Burkina Faso’da, ülkenin kuzeyine hakim olan cihatçı gruplar seçimleri kısmen engellemiş,  diğer bölgelerde düzenlenen seçim sonuçlarının yeterli sayılmasıyla engel aşılmış, istikrar sarsılmadan mevcut Cumhurbaşkanı ikinci dönemine başlamıştır.

 

Afrika’da, iktidarların, adil seçimler vasıtasıyla değiştiği önemli ülkeler de mevcuttur. Kıtanın en kalabalık ülkesi Nijerya bunların başında gelir. Gana, Kenya ve Tanzanya da bu gurup içinde yer alırlar. Özellikle Gana, 1992 yılından bugüne adil ve serbest seçimler düzenleme açısından tüm kıtaya örnek olacak konumdadır. Cihatçı terör guruplarının tehdidi altında bulunan Nijer, geçtiğimiz aralık ayında düzenlediği seçimlerle yukarıdaki ülkeler arasına girmek üzere önemli bir adım atmıştır. Cumhurbaşkanı Mahamadou Issoufou, iki dönemin ardından kenara çekilerek dinozor siyasetçilere mesaj göndermiştir. 

 

Geçtiğimiz yıl Tanzanya’da demokratik kazanımlardan geriye doğru yöneliş dikkat çekmiştir. Serbest seçimler geleneği ile tanınan ve takdir gören bu ülkede Cumhurbaşkanı John Magafuli, ekim ayında yapılan seçimleri, baskı ve yıldırma yöntemleriyle kazanarak  koltuğunu korumuştur.  Nitekim, uluslararası gözlemciler, kampanya döneminde muhalefete baskı yapıldığını, seçimlere hile karıştığını teyit etmişlerdir. Muhalif lider Tundu Lissu’nun, baskılardan ötürü ve can güvenliği gerekçesiyle ülkesinden kaçmak durumunda kalması, John Magafuli üzerinden ülkede otoriter bir eğilimin güçlendiğini kanıtlamaktadır.

 

Koltuklarını terketmeyen liderler konusunda Afrika’ya haksızlık etmeyelim, gezegenimizde başka örnekler de mevcuttur. Putin 22 yıldır Rusya’nın perde önü ve perde arkası lideridir ve önderliğinin sona ereceğine ilişkin tüm işaretler ortadan kalkmıştır. Uzak-doğunun istikrar içinde yükselen yıldızı Çin’in son önderi Xi Jinping, rakibi Putin’i örnek almış durumdadır. Lukaşenko, SSCB’nin dağılması ertesinde ele geçirdiği iktidarı (Belarus-1994)  yaygın kitlesel tepkilere rağmen bırakmamaktadır.  Rahmetli Fidel Castro 1960 ila 2006 yıllarında Küba’yı tek başına yönetmiştir. Yinede söz konusu alanda Afrika açık ara öndedir: Obiang Nguema (Ekvator Ginesi, 42 yıl) ve Paul Biya’nın (Kamerun, 39 yıl) koltuklarını terketmeleri muhtemelen biyolojik doğal yollardan olacaktır. Bu arada, 2019 yılında, Sudan ve Cezayir’de, kitlelerin sokakları doldurarak liderlerini alaşağı ettiklerini, 2017 yılında, Zimbabwe’de, ordunun 94 yaşındaki Mugabe’yi 38 yıldan sonra cebren emekli ettiğini, aynı sene Angola lideri Dos Santos’un 37 yılın ardından iktidarı ve ülkesini bırakarak İspanya’ya yerleştiğini, 2016 yılında Gambiya Cumhurbaşkanı Yahya Jammeh’in 22 yıl sonra, seçimleri ve koltuğunu kaybettiğini aklımızda tutalım.

 

Öte yandan, tüm otoriter rejimleri bir kefeye koymak da yanlış olacaktır. 1994 yılında soykırım felaketi yaşayarak 800 bin vatandaşını kaybeden Ruanda’nın, 2000 yılından itibaren, Paul Kagame’nin yönetimi altında ciddi bir kalkınma ve büyüme gerçekleştirdiği kabul edilmektedir. Otoriter yönetime rağmen, halkın Kagame’ye destek verdiği hususunda yaygın mutabakat mevcuttur.

 

Siyasi istikrar ve terör ile mücadele açısından baktığımızda, 2020 yılının kıtada verimli geçtiği söyleyemiyoruz. Anılan iki alanda önceki yıllardan sarkan sorunlar maalesef aynen devam etmiştir. Sahel bölgesinde etkili cihatçı gurupların (El-Kaide’ye bağlı JNİM, DAEŞ bağlantılı İSGS) saldırıları yıl boyunca sürmüş, Boko Haram, aralık ayında, Nijerya’nın kuzey bölgesinde (Katsina eyaleti) 2014 yılında yaptığı gibi, bir okul baskınıyla 300’ü aşkın öğrenciyi kaçırarak Cumhurbaşkanı Buhari’ye meydan okumayı sürdürmüş, Somali’de, Al Şabap örgütünün sivil hedeflere yönelik bombalama eylemlerinde bir gerileme kaydedilememiştir. Yıl içinde, Magrep El-Kaidesinin (AQMİ) başı Abdülmalek Droukdel ile liderlerden Bah ag Moussa’nın farklı operasyonlarda, Mali’de konuşlu Fransız askerleri tarafından etkisiz hale getirilmeleri terörle mücadelenin başarı hanesine kaydedilmiştir.

 

Afrika’nın siyasi istikrarı ve iç barışı bir türlü tesis edemeyen 3 ülkesinde – Güney Sudan, Somali, Orta Afrika Cumhuriyeti –  bir ilerlemeden bahsedemiyoruz. 2013 yılında iç savaşın başgösterdiği Güney Sudan’da, uluslararası toplumun büyük baskısıyla önceki yıl barış anlaşması yapılmasına rağmen, çekişen taraflar (Dinkalar ile Nuerler) iktidar paylaşımı kurallarını uygulamakta zorlanmaktadır. Ortak geçici hükümet halen faaliyete geçmemiş ve milis güçler henüz dağıtılamamıştır. 

 

Somali’nin durumu da iç açıcı değildir. Mogadişu üzerindeki Al Şabap tehdidi bir türlü kaldırılamamaktadır. Başkan Trump’ın son günlerinde alınan ABD güçlerinin Somali’den çekilme kararının Al Şabap ile mücadeleyi daha zor hale getireceği tahmin edilmektedir. Mevcut çetin şartlarda, yıl içinde,  başkanlık ve parlamento seçimleri düzenlemesi icabeden Mogadişu makamlarının, Afrika Birliği ile uluslararası toplumun, siyasi/ekonomik/askeri desteğine olan ihtiyacı azalmadan devam etmektedir. On yıldır hazırlanan, eğitilen ve teçhiz edilen Somali milli ordusunun Al Şabap ile baş etmesinin ithal bir hedef teşkil ettiği ve sahadaki gerçeklerle  bağdaşmadığı ileri sürülmektedir. 1991 yılından bu yana, ülke bütünlüğü, siyasi istikrar ve iç barışı sağlayamayan Somali’de, halkın sıkıntı ve çilesinin 2021 yılında aynen süreceği anlaşılmaktadır. 2010 yılından itibaren, ülkenin başat güçlerine dahil olan Türkiye’nin iyi niyetli çabalarıyla, Somali’deki kronik vahim durumun değişmesi söz konusu değildir.

 

2013 yılında başlayan iç savaş  nedeniyle siyasi istikrarını kaybeden Orta Afrika Cumhuriyeti’nde (OAC), 27 Aralık 2020 tarihinde, ülkenin üçte ikisi isyancı silahlı grupların kontrolü altında bulunurken, uluslararası toplumun ısrarı ve desteğiyle, ülkenin kaos içine düşmemesini teminen seçimler yapılmıştır. Çeşitli engellemelere ve risklere rağmen, seçimler tamamlanarak  geçerli kabul edilmiş, mevcut başkan Touadéra’nın ilk turdaki zaferiyle, özellikle dış aktörler (Rusya ve Fransa)  rahat bir nefes almıştır. Silahlı gruplar, halen seçim sonuçlarını reddetmekte ve hükümeti taviz vermeye zorlamak üzere bir yandan saldırılar gerçekleştirirken, öte yandan kara yoluyla Kamerun üzerinden ithal edilen temel ihtiyaçların başkente ulaşmasını engellemektedir. İki yıl önce Afrika’ya geri dönen Putin Rusya’sının özel ilgisi ve çabasına (Wagner vs.) rağmen, OAC’nin, kısa ve orta vadede, barış ve istikrara kavuşması hayli müşkül gözükmektedir.

 

Yukarıda özetlenen sorunlu bölge veya ülkelere, 2020 yılında, Mozambik’in kuzeyindeki doğalgaz zengini Cabo Delgado bölgesi de dahil olmuştur. DAEŞ’e bağlı cihatçıların bir kaç yıldır göz diktikleri bölgede yoğunlaşan çatışmalardan ötürü, 400 bin civarında insan evlerini terk etmek zorunda kalmıştır. Doğal gaz rantı yanında, kötü yönetim, fakirlik ve gelir dağılımı eşitsizliğinin bölge halkında yarattığı memnuniyetsizliğin de terör gruplarının Cabo Delgado’ya yönelmelerinde etkili olduğu ifade edilmektedir.

 

2020 yılını zararla kapatan ülkeler arasında Nobel barış ödüllü Başbakan Abiy Ahmed yönetimindeki Etiyopya dikkat çekmektedir. Ülkeyi 27 yıl otoriter biçimde yönettikten sonra 2018 yılında federal idareyi Oromo kökenli genç lidere devretmek zorunda kalan Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (THKC-TPLF) yöneticileri, yıl içinde gerilen ilişkiler ve baskılar nedeniyle başkent Addis Ababa’dan ayrılmak zorunda kalmışlardır. Federal hükümetin muhalefetine rağmen, eylül ayında Tigray’de seçim düzenlenmesi ve arkasından eyalette bulunan federal ordu karargahına gerçekleştirilen baskın üzerine, kasım ayında federal ordu Tigray’e girmiş ve başkent Mekelle’de yönetime el koymuştur. Askeri harekat sırasında bölgenin dünyayla haberleşmesi kesilmiş, 40 bin civarında Etiyopyalı komşu Sudan’a sığınmak zorunda kalmıştır; kaçan TPLF liderleri halen aranmaktadır. Genç ve reformcu başbakanın göreve gelmesiyle demokrasi alanında yükselişe geçen Etiyopya, ülkenin etnik temelde bölünmesi riskiyle karşı karşıya kalınca frene basarak askeri seçeneğe başvurmak zorunda kalmış, bu gelişme ülkenin yükselen imajına set çekmiştir. Pandemi sebebiyle geçen yaz yapılması öngörülen ve önümüzdeki yaza ertelenen sınav niteliğindeki hassas seçimler barış içinde düzenlenebilir ve Abiy Ahmed’in yeni kurduğu Refah Partisi başarılı olabilirse, kanaatimize göre, Etiyopya’nın yıldızı tekrar parlayabilecektir.

 

Mali’de yaz aylarında gerçekleşen askeri darbe 2020 yılının önemli gelişmeleri arasında öne çıkmaktadır. Cumhurbaşkanı İbrahim Boubacar Keita yönetiminden memnun kalmayan kitlelerin özellikle başkent Bamako’da aylar süren protestolarının tetiklemesiyle, askerlerin iktidarı kansız biçimde ele geçirmelerini müteakip, Afrika Birliği ve ECOWAS Mali’yle ilişkileri askıya almıştır. Bölgesel örgütün darbe liderleriyle gerçekleştirdiği sert müzakereler ve uyguladığı baskılar doğrultusunda, biraz sivil biraz askerden oluşan 18 ay süreli geçici karma bir yönetime yeşil ışık yakılmıştır. Asker-sivil hükümetin, darbeye yol açan siyasi kaos ve istikrarsızlığın kökenlerine ne kadar inebileceğini (a- ülkeyi ve bölgeyi derinden sarsan cihatçı ve ayrılıkçı terör gruplarının mağlup edilmesi, b- yolsuzlukların kökünün kazınması, c- etnik çatışmaların sona erdirilmesi, d- çöken ekonominin canlandırılması) ve sorunları ne ölçüde çözebileceğini 2021 yılı sonunda hep beraber göreceğiz. Ankara, Mali darbesi karşısında, Mısır örneğindeki yanlışlığı tekrarlamamış, Bamako ile ilişkilerini sürdürerek güven tazelemiştir.

 

Kıtanın kuzeyinde, istikrarsızlığın hakim olduğu Libya’da, ülkenin batısını ele geçirmeye çalışan ve başarısız olan general Haftar ile Trablus hükümeti arasında, uluslararası toplumun baskılarıyla ekim ayında ateşkes imzalanması önemli bir gelişmedir. Libya’nın geleceğinde rol oynamak isteyen ülkelerin, çatışan iki tarafla da görüşerek, ya da önde gelen yerel aktörleri ayrım yapmadan ülkelerine davet ederek, etkilerini korumaya ve çıkarlarını kollamaya gayret ettikleri dikkat çekmektedir.

 

Bağlantısızlar Grubu içindeki bir zamanların iddialı Afrika ülkesi Cezayir’in sessizliğe büründüğü 4. Bouteflika dönemi (2013-19) sonrasında başlayan “nekahet” süreci ağır aksak ilerlemektedir. 2019 aralık ayında halkın azınlığı tarafından seçilen cumhurbaşkanı A.Tebboune geçtiğimiz ekim ayında hastalanmış, 45 gün Almanya’da tedavi görmek zorunda kalmıştır. 2 ay boyunca halkın karşısına çıkamayan 75 yaşındaki cumhurbaşkanının, seçimler sırasında halka verdiği sözleri yerine getirebileceğine, ya da, Cezayir’i hak ettiği saygın ve müreffeh seviyeye çıkarabileceğine inananların sayısı düşüştedir. Bu arada, Cezayir’in komşusu ve ezeli rakibi Fas boş durmamakta, Batı Sahra sorununda Rabat’ı destekleyen ülkelerin sayısını arttırmaktadır. Son defa, İsrail ile barışma karşılığında, ABD’nin Batı Sahra üzerindeki Fas egemenliğini tanıması, Krallığın başarı hanesine kaydedilmiştir.

 

Covid-19 salgını nedeniyle, Afrika’da söz sahibi ülkelerin, kıta ülkeleriyle yapmayı planladıkları zirveler ertelenmiştir. ABD, Trump politikaları nedeniyle, son yıllarda Afrika’da en fazla zemin kaybeden ülkedir. Yeni başkan Biden’ın bu olumsuz trendi ne kadar değiştirebileceği merak konusudur. Çin, Afrika’da yükselen konumunu muhafaza etmektedir. Rusya’nın Afrika’ya dönüşü ve kıtada itibar ve etki kazanma çabaları, Libya ve OAC hamlelerinde,  sahada elde edeceği başarıya bağlı gözükmektedir. Avrupa Birliği, kıta ile ilişkileri geliştirmek üzere yeni bir Afrika Stratejisi hazırlamış, ekim ayında Brüksel’de düzenlenecek AB-Afrika zirvesi pandemi nedeniyle ertelenince, yeni belge yürürlüğe sokulamamış, AB ile Afrika ülkeleri arasındaki ticareti düzenleyen ve süresi dolan meşhur Cotonou anlaşması yenilenememiştir. 2020 AB-Afrika ilişkilerinin kayıp yılı olmuştur.

 

Bu yazımız yıllık Afrika değerlendirmelerinin üçüncüsüdür. Gözlemimiz, geri bırakılmış kıtada meydana gelen çok önemli gelişmelerin dahi ülkemiz basınında kendine yer bulamadığı yönündedir. Etiyopya federal yönetiminin, Tigray eyaleti yöneticilerini cezalandırmak üzere gerçekleştirdiği askeri operasyona dünya basınında yaygın biçimde yer verilirken, konu medyamızın ilgisini hiç çekmemiştir. Halbuki iç savaş niteliğindeki bu gelişme, hem ülke içi  dinamikleri, hem de Eritre ve Sudan üzerindeki yansımalarıyla birlikte, Afrika Boynuzundaki dengeleri sarsmıştır. Türkiye, 2008 yılından itibaren Afrika’ya başarıyla açılmış, galiba değerli medyamız henüz açılmaya başlamamıştır.

 

İlgili Yazılar